Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in Sarığı:

 

 

1- “Cabir (Radiyallâhu Anhu) şöyle dedi:

Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem), fetih günü Mekke'ye başında siyah bir sarıkla girdi. ” [Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1097, Sayfa: 467; Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3585-3586; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 146; Kırk Mevzuda Kırk Hadîs, Hadîs No: 27, Sayfa: 448; Sünen-i Tirmizî, Cild 3, Hadîs No: 1789; Tac Tercemesi, Cild 4, Hadîs No: 517, Sayfa: 294]

 

*  *  *

 

2- “Muhakkak Allah ve melekleri Cum'a günü sarık saranlara salât ederler.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Sayfa: 493)

 

*  *  *

 

3- “Halid el-Hazza şunu anlattı:

  Bana Ebu Abdis-selam şöyle dedi: İbn Ömer'e:

- Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) nasıl sarık sarınırdı? diye sordum.

"- Sarığın ucunu başının üzerinde döndürür, onu gerisinden tutturur ve bir ucunu iki omuzu arasına sarkıtırdı."

Nafi: İbn Ömer de böyle yapardı, demiştir.” [Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1098, Sayfa: 467; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3587; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 548; Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 266; Sünen-i Tirmizî, Cild 3, Hadîs No: 1790; Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadîs No: 5235; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 146]

 

*  *  *

 

4- “Ebu'l-Müleyh babasın (Radiyallâhu Anhu)'dan anlatıyor: Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

"Sarık sarın da hilminiz ziyadeleşsin!" buyurdular. Ravi devamla derki; Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu)'de:

- Sarıklar Arabların taçlarıdır" buyurdular.” (Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadîs No: 5234, Sayfa: 46)

 

*  *  *

 

5- “Sarıklar Arabların taçlarıdır. Sarıkları terk ettikleri zaman Allah da onların izzet ve şerefini terkeder (hiç bir şeye muvaffak kılmaz).” (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 2738)

 

*  *  *

 

6- “Sarıkla (nafile olsun, farz olsun) kılınan namaz sarıksız kılınan yirmi beş namaza denktir. Sarıkla kılınan cuma namazı, sarıksız kılınan yetmiş cuma namazına denktir.” (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 3842)

 

*  *  *

 

7- “Sarıkla kılınan iki rek'ât namaz, sarıksız kılınan yetmiş rek'at namazdan efdaldir.” (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 3643)

 

*  *  *

 

8- “İbn Abbas (Radiyallâhu Anhu) şöyle dedi:

Resûlullah'ın üç külahı vardı: Beyaz Mısır işi külah, çizgili kumaştan yapılan külah, seferde giydiği kulaklı külah.” [Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1103, 1104, Sayfa: 467; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 146]

 

Külah telliğin kalını ve ortasının yukarı doğru sivri şekilde uzananıdır. Daha doğrusu mehter takımının giydiğidir. O da büyük sünnettendir.

 

*  *  *

 

9- “Kalansuve üzerine sarık sarmak, bizimle müşrikler arasındaki farkı belirtir. Başına sardığı her kıvrımına bir nur verilecektir.” [Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 2739; Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadîs No: 5233; Ebû Davud, Libas 24, (4078); Tirmizî Libas, 47 (1785); Mevahib-i Ledünniyye, cild 1, Sayfa: 550; İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 146; Tac Tercümesi, Cild 4, Hadîs No: 520, sayfa: 295]

 

*  *  *

 

10- “Sarık sarmalısınız, meleklerin kılığıdır o. Onun ucunu arkanıza doğru sarkıtın!” (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 3939)

 

*  *  *

 

11- “... Amr bin Hureys (Radiyallâhu Anhu)'den şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i minber üzerinde hutbe okurken ve başında siyah bir sarık varken gördüm.” [Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3584, Sayfa: 362; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 7, Hadîs No: 2821, Sayfa: 548; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 548; Kırk Mevzuda Kırk Hadîs, Hadîs No: 26, Sayfa: 447; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 147]

 

*  *  *

 

12-  Sargılı ve sargısız olarak başına takke örter ve bazan da takkesini öne sütre ederek namaz kılardı. Bazan sarığı bulunmaz ve başına bir baş örtüsü bağlardı.

Peygamber Efendimiz'in Hazret-i Ali'ye "Sehab" isminde hibe etmiş olduğu bir sarığı vardı. Her ne zaman Ali (Radiyallâhu Anhu) bu sarıkla (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Efendimiz'e gittiği zaman: Resûl-i Ekrem:

"İşte, Ali Sehâb (bulut) ile geldi." buyururdu. (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs No: 1081, Sayfa: 888)

Elbiseyi dâima sağdan giyer ve giydiği zaman:

"Mahrem yerimi örteceğim ve insanlara karşı süsleneceğim elbiseyi bana giydiren Allah'a hamdederim" derdi. Elbisesini çıkarırken de sol tarafından başlardı:

Yeni elbise giydiği zaman eskisini yoksula verir ve:

"Eskimiş elbisesini Allah rızası için bir fakire giydiren kimse, Allah'u Teâlâ'nın hıfz'u himâyesinde o elbise ölü olsun, diri olsun yâni isterse kefen olarak kullanılsın. Adamın sırtında bulunduğu müddetçe Allah'u Teâlâ'nın hıfz'u himâyesinde ve hayır üzerinde olur" buyururdu.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs No: 1082, 1083, Sayfa: 889; Zübdet'ül-İhyâ, Sayfa: 305, Benzeri; Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 267)

 

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) yukarda geçen hadîste başında tellikle namaz kıldırdığını söylüyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) demek ki ömrünün çoğunda sarıkla namaz kıldırmış, bazan da tellikle namaz kıldırdığına göre normal zamanlarda da muhakkak giyerdi. Gazi Antep'te saçaklı camisinde sarığa, cübbeye, kıyafete çok önem veren imamın arkasına Hızır (Aleyhis-selâm) namaza duruyor. Fakat namazı kılmıyor. Bunu fark eden imam:

- Sen Hızır'sın benim arkamda namaza durdun, niçin kılmadın? deyince Hızır (Aleyhis-selâm):

- Sen sarık, cübbe kıyafetle süslendin. Bu sebebten kibir, gururla namaz kıldırıyordun. Sen bu kibir gururu kırmadıktan sonra senin arkanda namaz kılmam, deyince imam yerde kirli, etrafının iplikleri aşağı doğru sarkmış bir tellik buluyor.

- Bununla kıldırsam arkamda namaz kılarmısın? diyor. Hızır (Aleyhis-selâm):

- Evet. Onu başına giyince kendindeki kibir, gurur kırıldı der. Hızır (Aleyhis-selâm)'ın onun arkasında namaz kıldığı meşhurdur. O caminin ismine ondan sonra saçaklı camisi dendi. Çünkü başa giydiği telliğin iplikleri sökülmüş, saçakları yüzüne doğru sarkıyordu.

Aynı zamanda bu Hadîs-i Şerif'tir.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) buyuruyor ki:

- Sarığının ucunu kibirle aşağı doğru uzatıp, sarkıtanlara Allah kıyâmet günü o kimseye rahmet nazarı ile bakmasın. [Riyâzü's-Salihin (Aslı ve Tercümesi), Hadîs No: 792, Sayfa: 532]

Bilâl Babam bu kibirden korunmak için: Birinci riya; sarığın ucunu aşağı doğru sarkıtmayın.

İkinci riya, gösteriş olmaması için sarığı gece teheccüt namazına kalkıp, ibadet yapacağı zaman sarığı ve uzun elbiseyi (cübbeyi) giyin, buyurdu.

Bir kimse kibirle, gururla sadece gündüz gösteriş için giyer, gece namaza kalkmaz, kalksa da sarığı sarmazsa bu riya olur. Riya ise gösteriştir. Allah'ın en sevmediğidir, yeri cehennemdir.

Sarığın ucunu aşağı doğru bundan daha fazla sarkıtmamalıdır. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e de Allah'u Alem bir kibir, gurur gelecekti ki sarığı çıkartıp, tellikle namaz kıldırdı. Sarığı sarıp kibirsiz, gurursuz dosduğru namaz kılanlara Allah'ın rahmeti, bereketi olsun. Kibir, gurur gelir korkusu ile, gündüz sarık sarmayıp gece namaza kalktığında sarık saranlara da Allah'ın rahmeti bereketi olsun.

Cuma günü temiz elbise giymek, erkeklere koku sürünmek, gusül abdesti ile cuma namazına gitmek, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in özel emri olup, en büyük sünnetlerden birisidir.

Ayakkabı, çorap sağdan başlanarak giyilir, soldan başlanarak çıkarılır. Tuvalete girerken sol ayağın ile girer, sağ ayağın ile çıkarsın. Evine girerken sağ ayağınla girer, sağ ayağınla çıkarsın. Camiye girerken sağ ayağınla girer, sol ayağınla çıkarsın.

 

*  *  *

 

13- “Siyah elbise giyip, sarığın bir ucunu iki omuz arasından sırtın ortasına kadar uzatmak mendubdur. KENZ'de de böyledir.

Sarığın ucunun ne kadar olacağı hususunda ihtilaf edilmiştir; Alimlerden bir kısmı: "oturunca, ucu yere değecek kadar olacak" demişlerdir. ZEHİYRE'de de böyledir.

Bir kimse, sarığını yeniden sarmak isterse, onu çözer, yere atmaz ve bir def'ada yeniden sarar. HIZANETÜ'L-MÜFTİN'de de böyledir.

Başa takke giymekte bir sakınca yoktur. Gerçekten Peygamber (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Efendimiz de takke giymiştir. KERDERİ'nin VECİZİ'nde de böyledir.” (Fetâvâyi Hindiyye, Cild 12, Sayfa: 44)

 

*  *  *

 

14- “Camilere başlar örtülü (mütevazi giyinmiş olduğunuz) halde gelin! Çünkü başları örtmek, müslümanların simasındandır.” (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 31)

 

Zamanımızda Avrupa'ya uyup başları açık camiye gidiyorlar ve başları açık namaz kılıyorlar. İslam âleminin 1400 seneden beri başı örtülüdür. Şimdi televizyonda gazetelerde başları örtülü hiç erkek göremezsin.

Hadîs-i Şerif: «Siz kendinizi hangi kavme benzetirseniz onlardansınız.» (Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 5498; Gunyetü't-Talibin, Sayfa: 61; Kütüb-i Sitte, Cild 1, Sayfa: 324)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) böyle dediği için başı açık yemek yemek, su içmek, konuşmak, gezmek vs... hepsi mekruhtur.

 

*  *  *

 -Namazda sarık sarılması hakkında bilgiler

15- “Ekseriyâ beyâz, bazan siyâh sarık sarar, ucunu bir karış kadar arkalarına sarkıtırlardı. Sarıkları ne büyük, ne küçük olup, uzunluğu tahminen yedi arşın idi. Bazan takkesiz tülbend, tülbendsiz beyaz fitilli takke giyerdi.” (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 543.)

 

Böyle sarık sarmak hem çok büyük sevap, hem de çok büyük riyadır. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) diğer sarıklara riya demiyor, ucunu aşağı doğru sarkıtanların içine riya karışabileceğine işaret ediyor.

Hadîs-i Şerif'te: Küllü kevretin, ilâ ahir...

Sarığın her dolamına göre sevabı katlanır. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2739) Yani her dolamda iki kat sevap olur, bir dolam on sevapsa iki dolam yirmi, üç dolam otuz sevap gibi artar. Onun için Osmanlı Padişahları, Sadrazam ve vezirleri bu Hadîs-i Şerife göre sarık bir adamın kucağına sığmayacak kadar büyük olur  ve dolanımı çok fazla olurdu. Eski padişahların, vezirlerin, kumandanların, dîn adamlarının ve geleneklerin hemen hepsi Hadîs-i Şerif'lerden alınıp tatbik edilmektedir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) en kıymetli, en sevdiği elbisesi iki yanı kırmızı çizgili olduğundan Osmanlı paşaları ve şimdiki paşalar daima iki yanı kırmızı çizgili giyerler.

 

*  *  *

 

16- “Kendileri giyecek kısmından bedene en faydalı ve en hafif olanı tercih ederdi. Mübarek sarığı, şerefli başını incitecek kadar büyük değildi. Sıcaktan ve soğuktan saklamaya yetmeyecek kadar küçük de değildi. İkisi ortası bir sarıktı. Sardığı zaman biraz ucunu boğazının altından dolaştırırdı. Zira böyle etmek, boynu sıcaktan ve soğuktan saklar, ata bindiğinde ve gazalarda at koşturduğunda düşmekten korunmuş olur. Böyle etmeğe Arap dilinde tahnîk (veya tahannük) derler.

Tahnîk'in müstehap olduğunu delillendirmek hususunda İbnü'l-Hâc (Allah ona rahmet etsin) MEDHAL adlı kitabında çok sözler zikretmiştir.

Sarık mübahlar kısmından olunca buna ilişkin olan sünnetlere riayet etmek gerektir. Meselâ sağ el ile sarınmak ve "Bismillâh" demek gibi. Eğer yeni ise yeni elbise giydiğinde Fahr-i Kâinat Efendimiz Hazretlerinden vârid olan zikir ve duâlardan okumak gibi. Tahnîk etmek ve uçlarını sarkıtmak gibi. Sarığı küçük etmek gibi. Küçük etmenin haddi, boğaz altında olandan ve sarkıtılan  uçlardan başka yedi zira miktarı olmalıdır.” (Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 543)

 

Dikkat edilirse Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bu sarığı harbte düşmanla harb ederken düşmesin diye sarıyor. Sair zamanlarda ucu aşağı sarkmayan veya az sarkan sarık giyiyor.

 

*  *  *

 

17- “El-Muğire bin Şu'be (Radiyallâhu Anhu)'den rivâyet edilmiştir; dedi ki:

Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) abdest aldı, mestlerinin ve sarığının üzerine mesh verdi.” (Sünen-i Tirmizî, Cild 1, Hadîs No: 100, Sayfa: 91; Sünen-i Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 106-107; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 2, Hadîs No: 561)

 

*  *  *

 

18- “İbn-i Ebî Şeybe (Allah ona rahmet etsin) Ali (Radiyallâhu Anhu)'den şöyle rivâyet eder ki: Fahr-i Kâinât Efendimiz Hazretleri bana sarık sardı. Sarığın ucunu omuzuma sarkıttı ve buyurdu ki:

Gerçekten Allah, Bedir ve Huneyn gazâlarında beni bu şekilde sarıklar giyinmiş meleklerle desteklemiştir.

Yine buyurmuştur ki:

Gerçekten sarık, müslümanlarla müşrikleri birbirinden ayırır.

Abdurrahman bin Avf Hazretleri rivâyet etmiştir ki:

Resûlullah Hazretleri bana sarık giydirdi. Önümden ve arkamdan uçlarını sarkıttı, demiştir.” [Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 549-550; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 147]

 

*  *  *

 

19- “İbn-i Ömer (Radiyallâhu Anhu)'den, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmişdir:

- Sal (ıb uzat) mak; izâr, gömlek ve sarıkda (yapılmakda) dır. Kim (bunlardan) bir şeyi kibir için (aşağı) çekerse; Allah kıyâmet günü o kimseye (rahmet nazarı ile) bakmaz.” [Riyâzü's-Salihîn (Aslı ve Tercümesi), Hadîs No: 792, Sayfa: 532]

 

Sarık, cübbe giymek, halka gösteriş yapmak ve onunla kibirlenmekten çok sakınmalıdır. Onun için gece kalkıp sarık sarıp, uzun elbise giymelidir, Gizliden evinin bir köşesinde mümkünse ailesine dahi duyurmadan yapmalıdır.

Bilâl Babam'a sarık hakkında sordular. Buyuruyor ki:

- Gündüz halk arasında sarık sarmak kibri artırır. Kibirli olmayacak kimse sarık sarsın. Yaşı geçmiş ihtiyar kibirlenmez, giyimine kuşamına kendisine kıymet vermeyen kibirlenmez, diğerleri kibirlenir.

Yine Müzzekkî'n-Nüfus kitabın da bazı âlimlerden bahsederken mahşerde bazı âlimleri sorguya çekerler.

- Siz bid'atı niçin yaptınız? derler. Onlar:

- Biz sünneti yaptık, sarık giyerdik.

- Siz sarığı Hakk'a beğendirmek için değil, halka beğendirmek için sarardınız. Sarığı sarar, kendinize ve sarığınıza düzen verirdiniz. Bu yüzden siz de kibir olurdu. Bunu da Allahu Teâlâ kabul etmez. Herkes size ne güzel sarık sarmış diyordu. Siz de onunla iftihar ediyordunuz. Bu sarığın mükafaatını, sevabını dünyada iken bunların sözleri ile aldınız. Şimdi ne sevab bekliyorsunuz? Onlar şöyle Kur'an okudu, şöyle vaaz verdi dedikçe onları, kibirle, gururla yapardınız. Halka beğendirmeye çalışırdınız der.

Bilâl Babam bizim müridlerimiz gündüz sarık sarmasın, gecenin üç'te biri kalınca uzun elbise giysin, misvak ile abdest alsın. Salavât-ı şerife ile kıbleye yönelerek, saçını sakalını tarasın sarığını başına sarsın, ibadetini, namazını, zikrini, tesbihini, dersini o vaziyette yapsın. O zamanda sarık sardığını ve sofuluğunu insan olarak kimse görmez. Yalnız Allah'u Teâlâ görür, beğenir ve kabul eder.

Halk içinde yapmak, insana kibir, gurur getirir. Allah'u Teâlâ 'ya düşman edebilir. Gece mümkünse ailesine de duyurmayıp, bir tek Allah'u Teâlâ'ya beğendirmek için çalışırsa, işte buna kibir karışmaz. Allah'u Teâlâ'da tam hakkı ile kabul eder.

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU