Peygamberimiz
(Sallallâhu
Aleyhi Vesellem)'in
Yemeği:
1-
“Resûl-i Ekrem bulduğunu yerdi. En çok sevdiği kalabalıkla yemekti. Sofra
kurulduğu zaman:
Allah'ım,
bu yemeği kendisi ile Cennet nimetlerine ulaşacak şükrü ödenmiş nimetlerden kıl
derdi. Umûmiyetle yemek yerken namazda olduğu gibi otururdu. Ancak ayaklarını
arkada birbiri üstüne koyup:
Ben
ancak bir kulum, kölenin oturduğu gibi oturur ve yediği gibi yerim. derdi.
[İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 399) Sıcak yemek yemez ve:
Sıcak
yemekte bereket olmaz. Allah'u Teâlâ bize ateş yedirmez, yemeği soğutunuz
buyururdu. Daima önünden ve üç parmağı ile yerdi. Bazan dördüncü parmağını da
yardımcı olarak kullanırdı. İki parmağı
ile yemez ve:
O,
şeytanca bir yemektir, derdi.
Bir
gün Osman (Radiyallâhu Anhu) Resûl-i Ekrem'e palûze yemeği getirdi. Resûl-i
Ekrem yemekten yedikten sonra:
-
Bu nedir, bunu nasıl yaparsınız? diye sordu. Hazret-i Osman:
-
Anam babam size fedâ olsun, yâ Resûlullah, yağ ile bal'ı tavaya kor, ateşte
eritiriz. Sonra buğday ununun özünü alır tavaya dökeriz. Sonra katılaşıncaya
kadar karıştırırız ve gördüğünüz şekilde bir helva olur, dedi. Resûl-i Ekrem:
- Doğrusu bu,
güzel bir yemektir.
Resûl-i
Ekrem elenmemiş arpa unundan pişen ekmeği yerdi. Salatalığı taze hurma ve tuz
ile yerdi.
Meyvelerden
en çok sevdiği yaş hurma, üzüm, kavun idi.
Bazan da taze hurma ile katarak yerdi. Kavunu eli ile
yerdi. Bir def'a hurmayı sağ eli ile yedi ve çekirdekleri sol elinde topladı.
Oradan geçen bir koyuna seslendi. Koyun gelerek sol elinden çekirdekleri yedi.
Kendisi de sağ eli ile yemeğe devam etti. Her ikisi de bitirdi ve koyunda
savuşup gitti.
Bâzan üzümü, salkımı ağzına götürüp yediğide olurdu. Üzüm
suyu mübârek sakalından inci taneleri gibi damlardı. Ekseriya yemeği, su ile
hurma idi. Hurma ile sütü bir arada yer ve "en iyi yemeklerdir"
derdi.
En çok sevdiği et yemeği idi. Et hakkında:
Et; dünya ve ahiretin en üstün yemeğidir. O, kulağın
işitmesini artırır. Eğer Rabbımdan her gün bana et yemeği nasib etmesini
istesem, nasib ederdi. buyurmuştur.
Tirid (bir çeşit
etli yemektir) yemeğini kabak ile
yerdi. Kabağı sever ve kabak hakkında:
- O kardeşim Yûnus (Aleyhis-selâm)'un sebzesidir derdi. Hazret-i
Aişe'nin rivâyetinde Resûl-i Ekrem:
-
Yâ Aişe, tencere kaynattığınız zaman oraya fazla kabak koyun, zîra kabak kalbi
takviye eder buyurmuştur. Kendisi avlanmaz, fakat avlanan kuş etini yer ve
kendisine avlanan kuşlardan getirilmesini arzû ederdi.
Et
yerken başını ete eğmez. Belki eti ağzına getirir ve ısırarak koparırdı. Ekmek
ile yağ yerdi. Koyun, bacak ve butlarını severdi. Tencerede pişen kabağı,
sirkeye doğranmış ekmeği, Acve hurmasını sever ve bu hurmayı bereket ile dua
ederdi. "Bu hurma cennet meyvelerindendir. Zehir ve sihre
karşı şifadır" derdi.
Baklagillerden kevin otu ve semiz otunu severdi.
Külyeleri sevmez ve bunlardan hoşlanmazdı. Koyunun yedi azasını yemezdi:
ZEKERİ, TORBA VE İÇİNDEKİ HUSYELERİ, SİDİK KABINI, ÖT KABINI, ET İLE DERİ
ARASINDA BİTEN BEZLERİ VE KANI Soğan, sarımsak ve prasa gibi şeyleri yemezdi.
Yemeğe hiçbir suretle gülmezdi. Hoşuna giden yemeği yer, gitmeyene ses
çıkarmazdı. Keler (kertenkele) ve dalak yemeklerinden hoşlanmaz. Fakat bunlara
haram demezdi.
Parmağı ile yemeği sıyırır ve:
Yemeğin sonu daha bereketlidir buyururdu.
Parmaklarını temizlemeden, elini mendil ile silmezdi.
Yemeğin sonunda:
"Allah'ım sana hamd olsun, yedirdin doyurdun,
içirdin kandırdın. Sana hamdederim, küfrân-ı nîmet etmem, hamdi terketmem ve
ondan aslâ mustağni kalmam." derdi.
Ekmek ile et yediği zaman, ellerini iyice yıkar, sonra da
yüzünü silerdi.
Suyu üç kerede içer, her def'asında Besmele ile başlar ve
Hamdele ile bitirirdi. Suyu akıtarak değil, sorarak içerdi.
Ortaklaşa içtikleri süt veya suyu (sol tarafında daha
hatırlı kimse bulunsa da) sağında bulunan zata verir ve ona da artırıp yanında
bulunana vermenin fazilet olduğunu ve isterse onun da bir miktar artırıp
sağında bulunana vermesini tavsiye ederdi. Bazan bir nefeste içtiği de olurdu.
İçtiği kaba nefes vermez, bardağı ağzından uzaklaştırdıktan sonra nefesini
alırdı.
Bu haramdır demiyorum, ancak ben büyüklenmeyi ve dünyanın
boş şeyleri ile yarın hesâp vermeyi uygun bulmuyorum. Ben sadeliği ve tevâzuu
severim. Allah için alçak gönüllü olanları Allah'u Teâlâ yükseltir buyurdu. Ev
içinde bir cariye'den daha utangaç idi. Yemek istemediği gibi, istediğini de
onlara duyurmazdı. Sofra kurarlarsa yerdi. Yedirdiklerinden yer, içirdiklerinden
içerdi. Yiyecek ve içeceğini bizzat kendisinin kalkıp aldığı da olurdu.” (İhyâu
Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 883-886; Zübdet'ül-İhyâ, Sayfa: 304)
Hayvanın tenasül
uzvu zaten haramdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yemediği helâl
olan erkek koyunun iki torbasıdır. Yenmesi caizdir, helâldır. Bilâl babamda
yemezdi. Şehirlerde onun hususi olarak kebabını yapıyorlar.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) soğan-sarımsak davetlerde yer, başka zaman
yemezdi. Sebebini sordular:
- Melek geldiğinde
soğan-sarımsak kokusundan kaçıyorlar. Melek gelmese ben de yerdim.
Soğan-sarımsak 72 türlü derde devadır. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 4258)
Yenilmesinde bir mahzur yoktur, ancak camiye giderken ağzının kokusunu gidermek
lazımdır.
Soğan-sarımsak
yedikten sonra üzerine maydonoz veya bal yemek veyahut kahve veya bal yemek
soğan-sarımsağın kokusunu giderir.
Bazı kitap
yazarları, bazı dîn adamları Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in
ömründe arpa ekmeğine karnının doymadığını ve arpa ekmeğinden başka hiç bir şey
yemediğini yazıyor. Halbuki davetlerde Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'e koyun kesilir yerdi. (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 113-114)
“Tuvaletten çıktı
bizimle deve eti yedi.”
Kırk gün devamlı et
yiyenin, kırk gün devamlı hiç et
yemeyenin ikisininde imanı zayıflar. Bir müslüman normalde şöyle olmalıdır:
Bilâl Babam buyurdu:
- Kırk gün et yemek
doğru değildir. Kırk gün et yememekte doğru değildir. Riyazetini, ibadetini
buna göre ayarlamalıdır.
Etten sakının, çünkü
onun içki gibi tiryakiliği var. Ayrıca Allah, eti çok yiyen aile halkına buğuz
eder. (Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 3924)
Daha bu hususta birçok deliller, hadîsler
vardır. Böyle bazı hadîsler, diğer bazı hadîsleri nakzeder. Mezheblerin ayrı
fetvaları da bu gibi hadîslere göredir. Râbiatü'l-Adeviye'nin et yememesi ve
çok ibadet yapması vardır. Bu yüzden av hayvanlarının kendinden kaçmayıp
onlarla beraber olması meşhurdur. Hazret-i Aişe validemizin kardeşinin çarmıha
gerilip, güneşte gevredilip, şehid edildikten sonra benim kardeşim kebab oldu
diye kebap yemedi. Bu gibi birkaç tanesi müstesnadır.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) süt ve yemeği ilk defa sağındakilere verir, su, şerbet gibi şeyleri
solundakilere verirdi. (Şemail-i Şerif, Sayfa: 234; Kütüb-i Sitte, Cild 8,
Hadîs No: 2254) Sağa büyükler oturur, sola küçükler oturur. Su küçüğün sofra
büyüğün sözü bu hadîsten alınmadır.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'i bir fakir davet etti sirke ikram etti. Darı ekmeği ile sirkeyi hem
yedi, hem övdü. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 524) Bir zengin buna
bakıp, o da darı ekmeği ile sirkeye davet etti. Zengine Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
- Bu ne? diye sordu?
- Yâ Resûlullah! Sen sirkeyi çok övdüğün
için bende sirke çıkarıyorum. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
- O fakirdi, başka yedirecek bir şeyi
yoktu, yemem desem mahçup olacaktı. Sen zenginsin, herkes senin evine geldi.
Etli, tatlı bir şeyler yemek istiyor. Ona sirkeyi överim. Sana sirkeyi
yasaklarım. Sana lâyık bir yemek çıkar dedi.
O zat, tatlı en üstün yemekleri çıkardı.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem); işte seni şimdi överim dedi ve övdü
sonunda dua etti. Çok fakir varını, yoğunu harcayıp kendinin seviyesinden üstün
bir yemek çıkarırsa ona:
- Sen fakirsin, bu kadar masrafı niçin
yaptın veya yapmamışsa şunları şunları yapmışsın, şundan fazlasını yapma
derler. Bir zengin kendine gülüp alay edecekleri şekilde ehven basit yemekler
çıkartırsa dostları bu sana lâyık değil sen kendine göre iyi bir yemek yap derler.
Aslında bu da Hadîs-i Şeriften alınmadır. Hatta Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem) ailelerine; zengine de, fakire de her zamankı evinde, yediği
yemeği misafire ikram edin diye buyurdu.
* * *
2- “Ebû Ümame şöyle anlattı:
Peygamber
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) yemeğini yeyip sofra kaldırıldığında şu duayı
yapardı:
Ey
Rabbimiz! Biz sana, pek çok içi bereket dolu, red ve terk olunmayan kendisinden
müstağni kalınmayan hamdle hamdederiz. ” (Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in
Hayâtı, Hadîs No: 1249, Sayfa: 501)
* * *
3- “Ebû Said
el-Hudri şöyle demiştir:
Peygamber
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) yemeğini yedikten sonra şöyle dua ederdi.
Bize
yediren, içiren ve bizi müslümanlardan kılan Allah'a hamd olsun. ” [Ashâbın
Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1250, Sayfa: 501; İslâm Tarihi (M.
Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 403]
* * *
4-
“Ebû Hüreyre'yi Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bir sahabi yemeğe davet
etti. Birlikte gittik, yemeğini yeyip ellerini yıkayınca şu duayı yaptı:
Doyuran
ama doyurulmayan, bize lutufta bulunan ve bizi doğru yola ileten, bize yediren
ve içiren, bizi her türlü güzel imtihandan geçiren Allaha hamd olsun. Terk
edilmeyecek, reddedilmeyecek, inkar edilmeyecek ve kendisinden müstağni
kalınmayacak şekilde Allah'a hamdolsun. Rabbimiz! yediren, içiren, çıplaklıktan
kurtararak giydiren, delâletten hidayete götüren, körlükten kurtarıp görmeyi
sağlayan Allah'a hamdolsun. Beni yarattıklarından bir çoğuna üstün kılan
Allah'a hamdolsun. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'adır. ” (Ashâbın Dilinden
Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1251, Sayfa: 501)
* * *
5- “Ebu Eyyub
el-ensari şöyle dedi:
Resûlullah
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) yeyip içtiğinde şöyle derdi:
"Bize
yediren, içiren, yeyip içtiğimizi boğazımızdan geçiren ve çıkmasını sağlayan
Allah'a hamdolsun.” (Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1252,
Sayfa: 501; İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 886, Benzeri.)
Şimdi hastalıkların çoğu yiyemeyen,
içemeyen yediğini hazmedip çıkaramayan hastalardır. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) Allah'a hem hamd ediyor, hem de bu hastalıklardan korunmak
için dua ediyor.
* * *
6-
“Bir gün Ümmü Eymen (Radiyallâhu Anhu)'in eleyip Resûlullah için has ekmek
yapmaya başlayınca Allah Resûlü:
- Bu ne? diye sorar.
Ümmü Eymen:
- Yâ Resûlullah, memleketimiz (Habeşistan)'da yaptığımız
bir yiyecek. Bundan sana bir ekmek yapmak istedim, der.
Resûlullah:
- İçine kepek koy, sonra yoğur! buyurur. (Hayâtü's-Sahâbe,
Cild 2, Sayfa: 314; Kütüb-i Sitte, Cild 17, Hadîs No: 6984)
Safi buğday ekmeği yemeği kendi kendine
uygun görmüyor, kepek kattırıyor.
Bir insan fakirlerle uzun boylu
konuşmadıkça, fakirlerin yediği yemeği yemedikçe, fakirlerin oturduğu yerde
oturmadıkça, onların çektiği sıkıntıları ve halleri ne kadar bilse yine
bilemez. Bunun için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) fakirlerle
olmaya, evinde yemek varken fakirlerin yediği gibi yemeye, elbisesi varken
onlar gibi giymeye, çok önem veriyor. Onların hallerini, yaşamlarını,
ihtiyaçlarını tam bileyim ve Allahu Teâlâ'ya tam sevileyim. Zengin olduğu halde
fakirlik, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in en iyi huylarındandır.
İstese Allahu Teâlâ bütün her yeri Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e
altın ederdi. Allahu Teâlâ ne isteğin varsa vereyim buyurdu.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem); Bir gün aç olayım, bir gün tok olayım. (Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 117)
bunu istedi. Demek ki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in evinde
yiyecek olsa da kendi isteği ile bir gün aç, bir gün tok kalmayı tercih ediyor.
Bilâl Babam'a sordular:
- Biz herhangi bir ihvan kardeşimizin
haberi olmadan bağından, bostanından yiyebilir miyiz? buyurdu ki:
- Göz hasmını tanır, gönül dostunu tanır.
Sen o dostuyun, sevdiğin kimsenin bağının, bostanının yanından geçiyorsun. Çok
iyi biliyorsun ki sen ona girip yersen, memnun olacak. Yemezsen niye yemedin
diye gücenecek ve sana sitem edecek. Bu bahçeden serbest yersin. Çünkü onun
helâl etmenin daha ötesinde sana büyük bir sevgisi vardır. Ama seninle
konuşuyor. Sana tam ısınmamış, yersen helâl etse de, gönülsüz edecek,
onunkinden yemezsin. “Göz hasmını tanır, gönül dostunu tanır,” sözü burdan
gelmiştir. Bu da hiçbir kitapta yazmaz. Filanın malından yiyebilirsiniz,
filanın malından yiyemezsiniz.
Ben şahsen bir eve vakitsiz gece
gelmiştim, başka gidecek yerim yoktu, kapıyı vurdum, duymadılar. Başka yerde
yattım, sabahtan görüştük bana:
- Niçin beni uyandırmadın? Ben:
- Kapıyı çaldım duymadınız. Tekrar:
- Niçin benim o yatak odamdaki cama taşla vurup
kırmadın? Ben:
- Bu yapılmaz deyince ısrarla:
- Bir daha ki gelişinde böyle bir şey
olursa çok ciddi bir şekilde taşla vur, camı kır, ben uyanırım dedi ve çok
üzüldü. İşte böylesillerin bağından, bostanından geçerde yersen, memnun olur.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'inki de aynıdır. Ashâbın kendisine
memnuniyetle seve seve helâl etmenin daha ötesinde çok çok memnun olacağını
biliyor. Onun için hurmalarından serbest yiyor.
Şeriat der: Şu
senindir, şu benim,
Tarikat der: Hem senindir, hem benim,
Hakikat der: Ne senindir, ne benim.
Beyâzıd-ı Bestâmi
Hazretleri, bir gün bir bakkalın önünden geçerken yaş yemiş (incir) çok güzel
hoşuna gitti. Bakkala:
- Param yok, şu
nalinlerimi al bana biraz şu yemişten ver dedi. Bakkal yüzünü ekşitip kendini
kovdu. Komşusu o bakkala:
- Bunun kim olduğunu
biliyor musun? dedi. Bakkal:
- Bilmiyorum dedi.
Komşusu:
- Bu Beyâzıd-ı
Bestâmi Hazretleri'dir. Bakkal dükkanından ayrılamıyor, incir al diyecek fırsat
bulamıyor, kölesini çağırdı. Kölesine:
- Şu giden Beyâzıd-ı
Bestâmi'ye şu bir tabak inciri götür. Eğer bunu yedirebilirsen seni kölelikten
azad ediyorum dedi. Köle geldi:
- Yâ Beyâzıd-ı
Bestâmi, etme eyleme beni kölelikten kurtar. Şu incirden yersen efendim, beni azad edecek. Beyâzıd-ı
Bestâmi güldü ve şöyle dedi:
- Sen bakkalın
köleliğinden azad olacaksın. Ben bunu yemekle nefsime köle olacağım. Sen
kölelikten kurtulup, beni kölemi yapacaksın. O zaman canım çekti, dayanamadım. Şimdi
ise yemem dedi. İşte Beyâzıd-ı Bestâmi o bakkalın bağından, bostanından
yiyebilir. O da seve seve helâl eder.
* * *
7- (Resûlullah'ın azad ettiği kölelerden) Ebû Rafi'in
hanımı Selmâ anlatıyor:
- Bir seferinde Ali oğlu Hasan, Ca'fer oğlu Abdullah
ve Abbâs oğlu Abdullah yanıma geldiler ve:
- Bize Resûlullah'ın sevdiği bir yemeği yap dediler.
Ben:
- Oğullarım, sizler bugün o yemeği iştahla, seve seve
yiyemezsiniz, diyerek kalktım bir miktar arpa öğütüp savurdum, sonra ekmek
yaptım. Katık olarak da üzerine biber döktüm, zeytin yağını alıp önlerine
koydum ve:
- Nebi (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bu yemeği severdi
dedim. (Hayâtü's-Sahâbe,
Cild 2, Sayfa: 314)
* * *
8- İbn-i Ömer
(Radiyallâhu Anhu) anlatıyor:
-
Bir gün Peygamberimiz'le birlikte çıkıp yürüdük. Ensâr'ın hurmalıklarından birine
girdik. Allah Resûlü yere dökülmüş hurmaları toplayıp yemeğe başladı.
Bana:
-
Ömer'in oğlu, sen niçin yemiyorsun? dedi.
-
Yâ Resûlullah, canım çekmiyor! dedim.
-
Ama benim canım istiyor! Bu dördüncü sabahdır ki bir yiyecek tatmamışımdır.
Gerçi istesem Rabbime duâ ederim, o da bana Kisrâ ve Kayzer'ın servetleri gibi
servet verir! Ömer'in oğlu, eğer sen bir senelik yiyeceklerini ayırıp saklayan,
imanları zayıflayan bir toplum içinde kalırsan ne yaparsın? diye sordu.
Vallahi
daha oradan ayrılmamıştık ki Ankebût sûresinin altmışıncı âyeti indi:
Nice
canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de, onların da
rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir. (Sûre-i Ankebût, Ayet 60)
Bu
âyet inince Resûlullah Efendimiz:
-
Allah bana dünyayı biriktirmemi, nefsim istekleri peşinden gitmemi, emretmedi.
Sonsuza dek yaşayacağı ümidiyle kim dünyayı biriktirirse bilsin ki hayat
(yaşatmak) Allah'ın elindedir. İyi dinleyiniz! Ben
ne bir dirhem, ne bir dinar biriktiriyorum. Yarın için de bir rızık saklamıyorum,
buyurdu. (Hayatü's-Sahabe, cild 2, Sayfa: 314)
*
* *
9- “Peygamberimiz Mekke'nin fethinde Amucası Ebû Talib'in
kızı Hazret-i Ümmehânî'nin evine varmıştı.
Ona:
- Yanınızda, yiyecek bir şey var mı? diye sordu. Hazret-i
Ümmehânî:
- Hayır! Yalnız, kurumuş ekmek kırıntıları ile sirke var!
Fakat bunları, sana sunmağa hayâ ederim! dedi.
Peygamberimiz:
- Onları, getir. Suyun içine ufala. Tuz da getir!
buyurdu.
Sirkeyi, onun üzerine döküp yedikten sonra yüce Allah'a
şükr etti.
- Ey Ümmehâni! Sirke, ne güzel katıktır!
Sirkesi bulunan bir ev, katıktan mahrum sayılmaz!
buyurdu.
İçeceklerin hangisi daha lezzetlidir? diye sorulduğu
zaman, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Tatlı ve soğuk sudur buyurmuştu. (İslam Tarihi, Cild
11, Sayfa: 410)
*
* *
10- “İbrahim anlatıyor:
- Resûlullah sağ elini yemek, içmek, abdest almak ve buna
benzer güzel işlerde kullanır, sol elini de sümkürmek, taharetlenmek ve sâire
gibi müstekreh işler için kullanırdı.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 261)
*
* *
11- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
Buyutus-Sukka'dan getirilen tatlı sudan içerdi.
Büyûtus-sukâ'daki su, Medine'ye iki günlük yerde idi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Sizden biriniz, bir şey yerken sağ eli ile yesin. Bir
şey içerken de, sağ eli ile içsin.
Çünkü, şeytan sol eli ile yer, sol eli ile içer!
Sizden biriniz, bir şey içerken, kabın içine solumasın!
buyurmuş, yenileceklerin ve içileceklerin içine solunmasını yasakladığı gibi
altın ve gümüş kabların içinde yeyip içmeyi de kesin olarak yasaklamıştır.”
[İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 410-411]
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) su içtiği kaba karşı nefes alıp vermez. Bilakis
bundan kaçınırdı.
Şimdi tıbben
mahzurlu olup mikrop giriyor diyorlar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'de hem zahir ve hem de batın en büyük doktordur.
*
* *
12- “Cabir b. Abdullah es-Selemi (Radiyallâhu anhu)'den:
Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bir kişinin sol elle yemek yemesini
veya (bir ayağı yalın diğer ayağına) bir tek ayakkabı giyerek yürümesini, bir
omuzu kapatan, diğer omuzu açık bırakan ve kolunu çıkartacak yeri olmayan bir
elbise giymesini ve uylukları üzerine ayaklarını dikerek oturup üzerine bir
parça elbise örtmesini yasak etti.” [Muvatta, Cild 2, Hadîs No: 5, Sayfa:
573; Sahih-i Müslîm, Cild 6, Hadîs No: 70 (2099), Sayfa: 352]
* * *
13- “Hak Teâlâ Resûlüne bütün yeryüzünün
anahtarlarını gönderdi o, istemedi. Kanâatı ve dünyayı terki istediği içindir
ki, ömründe elenmiş buğday unundan ekmek yemeyip, dâima elenmemiş arpa unundan
ekmek yerdi. Onu da isteyerek doyunca yemezdi ve ekseriyâ ekmeği de katıksız
yerdi. Bazan hurma, bazan sirke, bazan yemek, bazan da meyve ile yerdi. Çeşitli
ve ayrı zamanlarda birer birer bazı yemekler ve meyveler de yerdi. Meselâ
tavuk, tavşan, deve, ceylân ve balık etleri, pastırma ve peynir yemiştir. Lâkin
ekseriyâ yedikleri bazan süt, bazan hurma, bazan yalnızca arpa ekmeği idi.
Mutlaka yiyeceklerden ekseriyâ sadece bir türlü yer, bazan da ekmekle birşey
yerdi. Her yiyeceği gayet az yerdi. "İnsanoğlu, karnından kötü bir kab
doldurmamıştır. Sırtını ayakta tutacak kadar yese yeter. Canı çok yemek
isterse, midenin üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini havayla
doldursun" buyururdu. Bazan devlet ve seâdet hânelerinde iki-üç ay geçer
de ateş yanmazdı. Ekmek dahi pişirilmez, yalnız hurma ile geçinirlerdi. Bazan
da iki-üç gün hiç yemek yemez, açlıktan boş böğürlerine taş bağlar idi, hâlini
kimse bilmezdi. Vefâtında bir çelik yelekleri bir yahudîde otuz kile arpa için
rehin konmuş bulundu. Nazm:
Her
varlık harmanından bir parçayla geçinir,
O
arpa ekmeğinden yeyip de doymamıştır.
İki
âlem sofrasından yeyip doymuş da,
O
ise açlığından karnına taş bağlamıştır.
Bazan
bir kaç gün, gece ve gündüz yemek yeyip bazen devamlı oruç tuttukları, biraz
sonra ibadetleri bahsinde gelecektir. (Mîr'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 542-543)
Müslüman sofrasından cinli nasıl yer diyenlere?
Sultan Süleyman (Aleyhis-selâm)'ın
sofrasında cinnilerde yerdi. Sultan Süleyman (Aleyhis-selâm)'ın istediğini
yerine getirmek isteyen cinli şöyle dedi:
Cinlilerden bir
ifrit dedi ki:
- Sen makamından
kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var, dedi.
(Sûre-i Neml, Ayet 39) ilâ ahir....
Sultan Süleyman
(Aleyhis-selâm)'da bu olunca ondan daha fazlası peygamberimiz'de olur. Çünkü o
insanlara, cinnilere ve on sekiz bin âleme peygamber olarak gelmiştir.
Mevlana'nın hanımı
düğünde dört çeşit yemek yapmıştı. Mevlana'ya:
- Bu gün oğlumun
düğününde dört çeşit yemek yaptım. Mevlana:
- Sofra'yı Firavunun
sofrasına benzettim desene dedi.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ahir zamanda benim
ümmetim gelecek safi buğday ekmeği yiyecek ve bir senelik yiyecek evinde
olacak. Yine de yanında yiyecek katık yok diye şikayetlenecek buyurdu. Hazreti
Ali (Radiyallahu anhu):
- Ben o zamanda
olsam bunlara kılıç sallasam dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ya Ali! Onlar
kılıçla harb etmez ki, onlar düşmana ateşle harb eder. Birbirine ateş atarlar,
ateş içinde kalırlar. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
- Ben o zamanda
olsam da onlara su sakalığı yapıp, su taşısam dedi. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i
Sarih, Cild 10, Sayfa: 314, benzeri)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) ve çok büyük zatlar bunlar bizim gibi zahir
rızıkları az olur. Allahu Teâlâ rızıklarını gaibten verir. Ashab-ı Kehf 309
sene mağarada (Sure-i Kehf, Ayet 25); Yunus (Aleyhis-selam) balığın karnında
(Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 196); İsa (Aleyhis-selâm) ikibin seneden beri havanın
yüzünde (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 221); Kur'an-ı Kerim'de havadan bıldırcın,
helva yağması, sofra inmesi (Sure-i Araf, Ayet 160; Sure-i Bakara, Ayet 57;
Sure-i Taha, Ayet 80) Hazreti Meryem'e cennetten devamlı yemek gelmesi (Sure-i
A'li İmran, Ayet 37) daha bir çok örnekleri vardır. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in ümmetinde ise bunlarınkinden daha çok çok fazla vardır.
*
* *
13- Hiçbir yemeği beğenmemezlik etmez, beğenirse bir
parça yer, mizâclarına hoş gelmezse yemeyip, sükût ederdi.
Günde bir def'a yemek yerdi. Onu da bazan sabah, bazan da
akşam yerdi. Saâdethânelerine (evlerine) girdikte, "yiyecek birşeyiniz var
mı?" diye sorar, yoktur derlerse, "Ben orucum" buyurup, o gün
nâfile oruç tutardı. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 542)
*
* *
14- Yemeklerini sofraya, madenî veya tahta siniye
koymayıp, tevâzu için yere koyar, diz çöker, bir yere dayanmadan, sükût ve
vakar ile, Allah'a hamd ederek yer: (Kimya-i Saadet, Sayfa: 651) "Ben
kulum, kul gibi oturur, kul gibi yerim" buyururdu. (Mir'at-ı Kainat, Cild
1, Sayfa: 542; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 527)
*
* *
15- Yemeklerde koyun etine, tiride, kabağa ve her
tatlıya, bilhassa bala ve hurmaya, süte, kaymağa, meyvelere, taze hurmaya,
kavuna, üzüme, hıyara daha çok meyl eder, hurma ile süte "İki temiz gıda",
sirkeye: "En iyi katık sirkedir" buyurmuştur. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild
1, Sayfa: 543; Sünen-i Darîmi, Cild 4, Hadîs No: 2054, Sayfa: 343, Benzeri.)
*
* *
16- Su içerken yavaş yavaş, besmele ile içer, hamd
ederdi. Üç def'ada az az içip;
"Elhamdü lillâhillezî sekanâ azben füratâ ve lem
yec'alhü melhan ücâcâ bizünûbinâ" derdi.
Peygamberler âdetince, aslâ zekât ve sadaka kabûl
etmezdi. Hediye alır, lütf ve kerem edip ekseriyâ karşılık verirdi.” [Mir'ât-ı
Kâinât, Cild 1, Sayfa: 543; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 411;
Sünen-i Darîmi, Cild 4, Hadîs No: 2126, Sayfa: 402]
*
* *
17- Dokuz hanımlarına ve hizmetçilerine ma'işet için
bazan bir günlük yiyecek bırakmayıp, sadaka eder, insanlara verirdi. "Dîni
takviye bir senelik azıktır" hadîsi ma'nâsınca, bazan bir yıllık arpa ve
hurma edinir, onun için de Soffa Eshâbına ve diğer muhtaçlara tasadduk eder,
bazan sonraya birşey bırakmayıp, hepsini taksim ederdi. (Mir'at-ı Kainat, Cild
1, Sayfa: 542)
Bu nasıl oluyor
diyeceklere deriz ki:
Hazret-i Meryem'e
cennetten ömür boyu devamlı meyve, yemek, gelirdi. (Sûre-i Al'i-İmrân, Ayet 37)
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in torunları, Hazret-i Hasan (Radiyallahu anhu)
Hasret-i Hüseyin (Radiyallahu anhu)'e Cebrâil (Aleyhis-selâm) Dihye sûretinde
devamlı cennet meyvası getirirdi. [Dört Büyük Halife, 14. Menkıbe, Sayfa: 370)
Bunların Aliyyül-Alâsı Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'dedir.
Allah'a güvenip bütün her şeyini ömür boyu dağıtır, Allah'u Teâlâ'da
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e melek vasıtası ile gönderir.
Cebrâil bana kifit
denilen bir kapla cennet yemeği getirdi, yedim. (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 85)
Kırk erkeğin cinsi münasebet gücü verildi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'e cennet yemeğini Cebrâil (Aleyhis-selâm)'ın getirdiği diğer Hadîs-i
Şerif:
«Ben Rabb'ımın
katında gecelerim, Rabb'ım beni yedirir, içirir.» (İlahi Armağan, Sayfa: 246)
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in herkesi ayıktırmak için bu ikisini yazmış. Her
gün, her zaman, Allah'u Teâlâ bu yemekleri kendine getiriyor yiyorsa, kimin ne
haberi var? Biz ömründe bir sefer miraca çıktığını Allah'u Teâlâ ile doksan bin
soru-cevap karşılıklı konuştuğunu, diğer bir çok şeyleri yaptığını dünyada da
iki saat geçtiğini, yaptıklarının hepsinin yüz seneye sığamayacağını biliyoruz.
Bunu Allah'u Teâlâ Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e;
Açıkla, inansınlar,
dedi ve hakkında âyet indirdi. (Sûre-i İsrâ, Ayet 1) Peygamberimiz (Sallâllahu
Aleyhi Vesellem) ömrünün her gecesinde hiç kimsenin bilmediği, diğer on sekiz
bin âleme gidip-geldiğini ve ne kadar gidip geldiğini bilen yok. Aynı onun gibi
ömrünün tümünün ne kadar zamanında Cebrâil (Aleyhis-selâm)'ın cennet yemeği
getirdiği, onu yediği, onu da bilen yok.
Bunun misâli şuna
benzer: Bir insan Darıların en kalitelisi olan gilgil darı ekmeği ile yanında
katık en sevmediği, bir yemek olsa, birde en fazla sevip üzerine bayıldığı çok
güzel, latif, bir yemek olsa, o en güzel yemek iki-üç günde bir gelse, gilgil
darı ekmeğide her gün gelse, o darı ekmeğini yemeyip o sevdiği yemeği yemek
için aç kalmayı tercih eder mi, etmez mi? Muhakkak ki tercih eder, kendi aç
kalınca Allah'u Teâlâ Ashâb-ı Kehf'i, Yunus (Aleyhis-selâm)'u, İsâ
(Aleyhis-selâm)'yı, gaibten doyurduğu gibi doyuruyor. Birde üstelik cennet
yemeği geliyor, cennet yemeği en nefis,
tarif edilemeyecek şekilde en güzel, bir yemektir. Dünya yemeğinin en
iyisi onun yanında gilgil darı ekmeği gibidir. İşte hem Peygamberimiz, hem
diğer Peygamberler, hem büyük evliyalar, zahirde görülen yemekten pek az
yerler, diğer yedikleri gaibten Allah'ın lütfundandır ve cennet yemeğidir.
Çünkü kendisine devamlı cennetten yemek gelen Hazret-i Meryem Peygamber değil
evliyadır. İmanımız, inancımız, itikadımız böyle olsun, hemde böyledir.
Muhiddîn Arabî zindanda yatarken kendi darı ekmeği yeyip, kendîni görmeye
gelenlere cennet yemeği getirdiği, yedirdiği meşhurdur.
Hediyeyi al,
karşılığını ver. Hediyeyi al başkasına ikram et. Hediyeyi al, ye, karşılığını
yapma, başka birisine hediyede etme. Her üçü de caizdir. Kâfirden alınan
ganimet malı ne kadar haramsa da, içki, kumar, zina, faiz parası varsa da,
helâldır, mübahtır. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) kâfirden hediye
almış Ashâbı ile beraber yemiştir.
*
* *
18- “Enes (Radiyallâhu Anhu) diyor ki: Efendimiz kabağı
severdi. İyi hatırlayamıyorum yemeğe mi çağrılmıştı yoksa yemek ayağına mı
getirilmişti, bir gün yemek yerken (onun kabağı sevdiğini bildiğim için)
kabdaki kabakları araştırarak önüne doğru sürmüştüm.” [Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3,
Sayfa: 260; Kütüb-i Sitte, Cild 17, Hadîs No: 6969; İslâm Tarihi (M. Asım
Köksal), Cild 11, Sayfa: 408; Sünen-i Darîmi, Cild 4, Hadîs No: 2057, Sayfa:
345]
*
* *
19- “Enes (Radiyallâhu Anhu) diyor ki: "Resûlullah
yemekten sonra üç parmağını yalardı."
Abbâs oğlu Abdullah (Radiyallâhu Anhu) diyor ki:
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) yerde yemek yer, koyunları bağlar,
bir kölenin arpa ekmeğine yaptığı davete bile giderdi.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild
3, Sayfa: 260)
Bu bize büyük bir
sünnettir. Çatal ile bıçak ile yersen parmağın yalanmaz. Yemekte kemikli et
olsun veya yufkanın arasına birşeyler koy ye, parmağını yala. Bunu yapmak,
sünnettir. Şimdi bir eti bıçakla kes, çatalla al, ağzına koy ye. Bir eti de ya
ekmek arasına dürüm yap, ya da elinle tut, ısırarak ye. ikisini de dene. Aynı
et, aynı yemek, aynı sofra hangisi daha lezzetlidir. Muhakkak ki elinle yediğin
lezzetlidir. Elle yemek yemek sünnet olduğundan ondan daha tatlıdır. Bıçakla,
çatalla yemek bidattır. Ondan tatsızdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
altın ve gümüş tabaklardaki yemeği yemeyi hoş karşılamıyor. Şimdi porselen
tabaklar onun bir benzeridir. Tıbba göre porselen tabakta yemek yemek insana
zararlıdır. O bid'at zararlı, diğeri sünnet zararsızdır.
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in sünnetini devamlı yapamasa da ömründe birkaç
sefer veya daha fazla yapmalıdır. Mahşerde en şerefli insan defteri âmâlinde
sevap çeşidi çok, günah çeşidi az olandır. En şerefsiz insan cennetlikte olsa
defteri âmâlinde günah çeşidi çok, sevap çeşidi az olandır. Bunun için defteri
âmâlimizde sevap çeşidini çoğaltmaya çalışalım.
*
* *
20- “Yahyâ b. Ebû Kesîr anlatıyor: Medine'nin ulularından
Sa'd b. Ubâde (Radiyallâhu Anhu) her gün için Peygamberimize bir çanak tirid
tahsis etmişti. Efendimiz hangi hanımının
yanında ise yemeği oraya gönderirdi.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa:
260)
*
* *
21- “Huzeyfe (Radiyallâhu Anhu) anlatıyor:
- Bir gün Peygamberimizin yanında otururken bir çanak
yemek getirilip Resûlullah'ın önüne konuldu. Allah Resûlü elini yemeğe
uzatmayınca biz de uzatmadık. Resûl-ü Ekrem yemeğe başlamadıkça biz de
başlamazdık. Derken bir bedevi kovalanıyormuşcasına geldi, yemekten almak için
elini çanağa uzattı. Resûlullah adamın elini tuttu. Tam o sırada yine
kovalanıyormuşcasına bir câriye geldi, o da elini yemeğe götürürken Resûl-i
Ekrem onun da elini tuttu ve:
- Hiç şüphesiz şeytan, yemek üzerine Allah'ın adının
anılmaması sebebiyle yemek yemek üzere olanların yemeklerine ortak olmak ister.
Şeytan bizim yemeğe dokunmadığımızı görünce bu yemekten yiyebilmek için şu
câriyeyi getirdi. (Fakat) ben onun elini tuttum. Derken aynı maksatla şu
bedeviyi de getirdi, ama ben onun da elini yakaladım. Kendisinden başka ilâh
olmayan Allah'a yemin ederim ki şimdi onun (şeytanın) eli bunların elleriyle birlikte
elimde, dedi ve sonra Resûlullah besmele çekerek yemeğe başladı.
[Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 261-262; Riyâzü's-Salihin (Aslı ve Tercümesi),
Hadîs No: 728, Sayfa: 504; Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 3868]
Hazret-i Aişe
Validemiz; Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) salatalığı (hıyarı) çok
severdi buyurdu. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 543) Sordular:
- Tatlı yediği zaman
üzerine salatalık (hıyar) yermiydi?
- Evet, tatlı da
yese üzerine salatalık yerdi, buyurdu.
Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem) sağ eline kavunu, sol eline ekmeği alıp yemiş, soranlara:
- Ümmetimden sağ eli
kesik, sakat, ağrı var. Ben ömrümde bir seferde yemesem onların mecburen sol
eli ile yemeyip sağ eli ile yemesi lâzım. Onlara kolaylık olsun diye yaptım.
Diğer zamanlarda yapmadığımda yersiz, günah, şeytan işi olduğundandır.
Peygamberimiz hem şeytanın olduğu yerden kaçıyor. Hem elini tutuyor. İsmâil
(Aleyhis-selâm) hem şeytanı taşlıyor, gözünü çıkarıyor, hem şeytan kendisinden
kaçmıyor. Üç şeytanı üç yerde taşlıyor. Hacılarda aynısını aynı yerde yapıyor.
Şeytan; İsmâil (Aleyhis-selâm)'ın taşından kaçıp, kurtulamayıp gözü kör oluyor.
Şeytan; Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yakalamasından
kurtulamayıp avucunun içinde kalıyor.
Resûlullah'ın sofrasında
besmelesiz yiyene şeytan ortak olurda, senin sofranda besmelesiz yersen şeytan
ortak olmaz mı? O şeytanın kendinin görünmediği gibi yediği, kustuğu da
görülmez.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in hiç bir kadına eli değmediğini söylerler ve o
hadîs-i okurlar. Bu tür hadîsleri okumazlar.
*
* *
22- Aişe (Radiyallâhu Anhâ) anlatıyor:
- Bir defasında Resûlullah (Sahabelerinden) bir grubla
(ki Hazret-i Aişe'den yapılan diğer bir rivâyette bunların altı kişi oldukları
kaydedilmiştir) yemek yiyordu. O sırada bir arabi içeri girdi, önlerindeki
yemeği iki lokmada bitirdi. Bunun üzerine Resûlullah:
- Eğer Allah'ın adını ansaydı onlara da (bir başka
rivâyette: Size de) yeterdi. Biriniz yemeğe başlarken Allah'ın adını ansın,
şayet yemeğin evvelinde unutur da sonra hatırlarsa
- Evvelinde ve sonunda bismillâh desin, buyurdu. ”
[Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 262-263; Riyâzü's-Salihin (Aslı ve Tercümesi),
Hadîs No: 730, Sayfa: 505; Kütüb-i Sitte, Cild 17, Hadîs No: 6960; Cild 11,
Hadîs No: 3870]
Bilâl Babam buyurdu, Hazret-i Pir:
- En aşklı, en nurlu ve hal ile yemek
yemek abdestli, huzurla her lokmasında Euzubillahimineş-şeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahiym diyerek yenilen yemektir, buyurdu. Bu yemek içerinize
nur olur. Hazret-i Pir'in en son zamanlarında çok yemek yediğini ve tuvalete
çok az gittiğini soranlara Hazret-i Pir yukarda yazdığımız şekilde yemek
yemenin insanın içerisine pislik değil, nur olacağını söyledi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'de bu olmuyor da Hazreti Pir'de nasıl oluyor diyenlere:
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) az yiyor, Allahu Teâlâ ona cennet yemeği gönderip yediriyor.
* * *
23- “Cabir İbn
Abdullah şöyle dedi:
Resûlullah
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ile birlikte güneşte kurutulmuş et yedik. (Ashâbın
Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Hadîs No: 1218, Sayfa: 494)
Arabistan çok sıcak olduğundan et çok
ince dilinir. İpe asılır, güneşte kurutulur, o kokmaz, bozulmaz, ne zaman
istersen pişirip yiyebilirsin. Bunu bizim çocukluğumuzda yazın en sıcak günlerinde
yaptıklarını bende gördüm.
* * *
24-
“Ebû Hüreyre şöyle dedi:
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) turfanda (ilk
defa çıkan) hurma getirildiğinde;
Allah'ım!
Bize, Medine'mizde, meyvelerimizde, müd'dümüzde ve sa'ımızda bereket üstüne
bereket ver der ve onu orada bulunan çocukların en küçüğüne verirdi. ” (Ashâbın
Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1235, Sayfa: 497)
Bu ölçüler ikiye ayrılır:
a) Ebû Hanife, Muhammed ve Irak fakihlerine göre
bir sa', sekiz rıtl-ı Bağdadiye eşittir.
b) Mâlik, Şafi'î, Ahmed b. Hanbel, Ebû Yusuf ve
Hicaz fakihlerine göre bir sa' 5 1/3 Rıtl-ı Bağdadî'dir.
Hanefîler rıtl-ı Irakîyi muteber sayarlar.
Rıtıl,
sa' ve vesk' ve müd'ün dirhem ve gıram olarak hesabı:
1 dirhem-i örfî (3,12
gr.)'ye göre.
Hanefilere göre: Bir rıtl-ı bağdadî, 130
dirhemdir.
Bir rıtl= 130 dirhem, bir dirhemi orfi= 3,12 gr.
Bir rıtl= 130x3,12= 405,60 gr.
Bir sa'= 8 rıtlx130 dirhem= 1040 dirhem.
Bir sa'= 1040 dirhemx3,12= 3,244 kgr.
Bir vesk= 60 sa'x1040 dirhem= 62400 dirhem.
Bir vesk= 62400x3,12= 194,688 kgr.
Beş vesk= 5x194,688= 973,440 kgr.
Bir müd= 1/4 sa'= 1040/4 dirhem= 260 dirhemdir.
Bir müd= 260 dirhem
x 3,12= 0,811 kgr'dır.
(Bunlar Sünen-i Ebû
Davud, Cild 6, Sayfa: 105-106'dan alınmıştır.)
Merhum Ömer Nasuhi Bilmen'in hesabına göre:
Bir dirhemî 2,8
gr'dır.
Hanefilere göre olan
hesabı aşağıdadır:
Bir rıtıl= 130
dirhem, 1 Dirhem= 2,975 gr
Bir rıtıl=
130x2,975= 386,75 gr.
Bir Sa'= 8 rıtıl x
130 dirhem= 1040 dirhem.
Bir Sa'= 1040 dirhem
x 2,975 = 3,094 kgr
Bir Vesk= 62400 x
2,975 = 185.640 kgr
Beş Vesk= 5 x 185.640 = 928,200 kgr
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında gusletmek için bir sa su ile gusl
ederlerdi. Bundan aşağı su ile gusledilmez.
*
* *
25- «Ali (Radiyallahu anhu) diyor ki:
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) koyunun en fazla
bud'unu severdi.
Abdullah b. Mesûd (Radiyallahu anhu) diyor ki:
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) hayvanın bud'unu
severdi ve bud yerken zehirlendi. Yahûdiler Resulullah'ın bud'u sevdiğini
bildikleri için Hayber'de kendisini zehirlemeye yeltendiklerinde zehiri bud'a
koymuşlardı.» (Hayatü's-Sahabe, Cild 3, Sayfa: 260; Şemail-i Şerif, Sayfa: 201)
*
* *
26- “Cabir b. Abdullah (Radiyallahu anhu) naklediyor:
Bir defasında Nebi (Sallallahu aleyhi vesellem) evimize
teşrif buyurdu. Şerefine bir koyun kestik. Arkadaşlarına:
- Bunlar bizim eti sevdiğimizi sanki biliyorlarmış,
buyurdu.” (Hayatü's-Sahabe, Cild 3, Sayfa:
260)
*
* *
27- “Ebu Ubeyd (Radiyallahu anhu) şöyle dedi:
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) için bir
tencere yemek pişirdim. Onun kol hoşuna giderdi. Bu sebeble ona kolu verdim.
Daha sonra:
- Bana bir kol daha ver dedi. Yine verdim. Sonra tekrar:
- Bana bir kol daha ver dedi. Ben de:
- Ya Resulullah! Bir koyunun kaç kolu vardır? dedim. O da
şu cevabı verdi:
-
Canım elinde olan Allah'a yemin olsun! Eğer susupta isteğimi yerine getirseydin
her istedikçe kol eti verebilirdin.” (Ashabın Dilinden Peygamberimizin Hayatı,
Hadîs No: 1216, Sayfa: 493; Şemâil-i Şerif, Hadis No: 16, Sayfa: 202)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) koyunun iki kolunu yiyor ve üçüncü kolu istiyor. Bu yemek ise
normalin üstünde yemektir. Biraz evvel bahsettiğimiz Hazreti Pir'in normalin
üstünde yeyip içerisine nur olması, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in normalin üzerinde yeyip, içerisine nur olması da aynıdır.
En sevdiği yemek koyunun ön budu idi.
[Râmûz'ul-Ehâdîs (30. Bölüm), Hadîs No: 35-36; Şemâil-i Şerif, Sayfa: 201;
Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 260; Ashâbın Dilinden, Peygamberimiz'in Hayâtı,
Hadîs No: 1216, Sayfa: 493; Şemail-i Şerif, Hadîs No: 16, Sayfa: 202]