Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in
Sofrası Ve Ekmeği:

 

 

1- “Enes şöyle dedi:

Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) masada ve küçük çanaktan yemek yemedi. Kendisine saç ekmeği (pide) pişirilmedi.

Bunun üzerine Katade'ye:

- Neyin üzerinde yemek yerlerdi? diye sordum. O da:

- Sofra'nın (yuvarlak deri üzerinde), cevabını verdi.” [Ashâb'ın Dilinden Peygamberimiz'in Hayatı, Hadîs No: 1193, Sayfa: 489, Hadîs No: 1199, Sayfa: 490; Kimyâ-ı Seâdet, Sayfa: 651, Benzeri; Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 3866; İslâm Tarihi (m. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 406]

 

Sünnet olan büyük tek kabda yemektir. Ev, aile, çoluk, çocuğu ise kendilerine yetecek kadar bir kabta hepsi başına toplanır, yer. Osmanlı padişahlarının askerleri yine on-onbeş kişi bir kabta yerdi. Askerlikte bir çingeneye yanındakiler:

- Sen çingenesin önünden ye, biz ortasından yeriz. Çingene:

- Türk askeri değil miyim? Ben de sizin gibi tam ortasından yerim, dediği meşhurdur.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) gönülsüz hiçbir kimseyi askere almazdı, mecburi askerlik ilk defa Hazret-i Ömer zamanında, Bizanslılarla, Ürdün'de yapılan en büyük savaşta oldu.

Yine Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) dörtyüz sonraları yediyüz Ashâb-ı Suffa'ya bir kabtan yedirirdi. Dört kulplu bir sinisi vardı. Adı Gerra [Râmûz'ul-Ehâdîs (30. Bölüm), Hadîs No: 386] idi. üzerine bir kat pilav, bir kat et yığarlardı. Öyle olurdu ki bu tarafta oturan pilavın yığınından öbür tarafındakini görmezdi. Yediyüz Ashâb-ı Suffa bir onun kadarda misafir, o sininin etrafında nöbet nöbet oturur, yerlerdi. Zaten Ashâb-ı Suffa nefisleri ile mücahede için bir öğün yemeyi adet edinmişlerdi. Yirmi dört saatin tümünde, Resûlullah'ın sofrasında, o sininin başında gece-gündüz  canı isteyen orda yemek yerdi. Bilâl Babam'a:

- Biz misafire kaç öğün yemek verelim sorusuna Bilâl Babam:

- Bizde öğün olmaz her gelenin önüne yemek konur, açsa yer, toksa yemez, buyurdu. Ata sözü:

Toku ağırlamak zor olur. 

 

*  *  *

 

2- “Abdullah İbn-i Bişr şöyle dedi:

Resûlullah'ın dört kulplu bir karavanası vardı. Adı (Gerra) idi.” [Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1195, Sayfa: 490; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 400]

 

*  *  *

 Yemeği az yemenin ve aç kalmanın faydaları hakkında bilgiler

3- “İbn-i Abbas şöyle dedi:

Resûlullah arka arkaya bir kaç geceyi aç olarak geçirirdi. Ailesi de akşam yemeği bulamazdı. Onların ekmeği çoğunlukla arpa unundan olurdu.” [Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1196, Sayfa: 490; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 405]

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Hadîs-i Kudsi'de buyuruyor ki:

Ben ilmi açlıkta koydum halk onu toklukta arar. (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 130)

Allah'u Teâlâ bütün mahlukatını doyurur, evliyasını aç eder. (Marifetname, Sayfa: 598)

Ey insanoğlu! karnın tok iken, ilmi nasıl isteyebilirsin? (Marifetnâme, Sayfa: 597)

Onun için Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Allah'u Teâlâ'dan daima kendini aç bırakması için dua ediyor. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 527; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 117)
 Aile ve çocuklarının aç kalmasına seviniyor. Çünkü onlarda da aynı ilim olacak. Hakiki şeyhler müridlerini çile, inziva, itikaf, uzlet, halvet gibi şeylerle aç bırakır ve yetiştirirler.

Kâfirlerin kahinlerinin, bazı papazların basiret gözünün açılıp gelmişten, gelecekten haber vermeleri açlıktan ve terk-i dünyadandır. Onunla çalışıp, yaparken yaparken Allah'u Teâlâ onlarında basiretlerini açar, şeytan vasıtası ile onlara bildirir. Mü'minlerden aynı şekilde çalışan Peygamber ve evliyasına üç şekilde bildirir.

1- Melek vasıtası ile,

2- Kalbine gelen ilhamla,

3- Rüya ile.

 

 Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e bildirme bu ölçüde olmuştur. İlham, rüya bunlara rahmani, şeytanisi müşterektir. Allahu Teâlâ sevdiklerine lütfundan rahmani olarak, sevmediklerine kahrından şeytani olarak bildirir.

1- Melek vasıtası ile: Genelde Peygamberlere, bazanda evliyalara melek vasıtası ile bildirir. Çünkü Hazret-i Meryem Peygamber değil, Cebrâil (Aleyhis-selâm) oğlan çocuğu ile kendisini müjdeliyor ve konuşuyor. (Sûre-i Meryem, Ayet 20-21)

Sâre Validemize Cebrâil (Aleyhis-selâm) gelip:

- Senden bir oğlan çocuğu olacak. O da büyük peygamber olacak. (Sûre-i Hud, Ayet 72) diye müjdelemiştir. Bunların her ikiside peygamber değil evliyadır, hem de kadındır. Hem kadına, hem de evliyaya, Cebrâil (Aleyhis-selâm)'in müjdeci haber ile geleceğine delildir. Çünkü Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in kendisi onların peygamberinden yüksek, ümmetinin evliyası da onların ümmetinin evliyasından yüksektir. Niçin olmasın? Bazı kimselerin Cebrâil (Aleyhis-selâm) Peygamberimiz'e en son gelmekle, dünyaya inme, haber getirme işi bitmiştir, derler. Halbuki Cebrâil (Aleyhis-selâm) Ayet-Hadîs, Hadîs-i kudsi getirmez. O bitmiştir. Yoksa müjdeci haber ile gelir. Bedir cenginde bin melekle Ashâbın imdadına koşup harb etti. Bu kıyâmete kadar devam edecektir.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Bedir'de Cebrâil (Aleyhis-selâm) üç bin melekle Allah'u Teâlâ sizi takviye eder. (Sûre-i Ali-İmrân, Ayet 124-125; Sûre-i Tevbe, Ayet 26) Allah'u Teâlâ kıyamete kadar benim sünnetimi, yolumu, izimi, tam hakkıyla takip eden her orduya, aynı yardımı yapar.

Size üç bin melekle yardım etmesi yetmez mi? (Sure-i Enfal, Ayet 9)

Afganistan'a, Çeçenlere aynı meleklerin yardımı olmasa Rus'lara karşı o zaferi kazanmalarına imkân yoktu.

2- Ruhaniyetin yardımı; Dünyadan gitmiş peygamber ve evliyaların yardımıdır.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) buyuruyor: Siz dağlar, ovalar, vadiler aşıp gidersiniz. Ben Allah'ın birliğine yemin ederim ki; sizinle beraber peygamber ve evliyaların ruhaniyeti de gider. Aynı savaşı yapar. Size zaferi kazandırır. Siz fark edemezsiniz. Ölenler ölmemiştir. Delil Bedir'de kâfir ölülerine Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in çağırmasıdır.

- Yâ Ömer! Siz onlardan daha iyi duyucu değilsiniz. (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 10, Hadîs No: 1567)

 

*  *  *

 

4- Enes ibn-i Malik (Radiyallâhu Anhu) buyuruyor:

Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) dünyadan ahirete göçünceye kadar hiç bir sefer ayaklı sofra üzerinde yemek yemedikleri gibi has ekmekte yemediler. Ganimetten gelen malları hemen fakirlere dağıtıp, ertesi gün yanında hiç bir şey bırakmazlardı. Allah'ın salât ve selâmı onun üzerine olsun. (Şemail-i Şerif, Sayfa: 181)

 

Ahlâksız bir kadınla tek başına yola gitmekten, hakiki sofu bir derviş ne kadar çok sakınırsa, dervişte dünya malından o kadar çok sakınır.

Şimdi dünya malı olmasın demek değildir. Dünya malı olursa, ona hor bakmaz. Kalbine, gönlüne, Allah sevgisinin dışında dünya malından, onun sevgisinden hiç bir şey girmez, girdirmez. Ona mani olur, demektir. Malı olur, biriktirir, Allah yolunda sarf edileceği zamanı, yeri gelirse hepsini Allah yolunda harcar. Bu zamanı, yeri açılırsa belli olur. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yaptığı, en alâsı en üstünüdür. Bu dediğim ikincisidir.

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU