Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in Yatağı:

 

 

1- “İçi lif dolu tabaklanmış deriden bir döşeği vardı. Boyu iki arşın, (Arşın: 75-80 cm) eni de bir arşından fazla idi. Gittiği yerde altına serilmek için bir de abası vardı. Kuru bir hasır üzerinde de yatardı. Binitinin, silâh ve eşyasının isimleri vardı. Bayrağınında adı Ikab, savaşlarda yanında bulundurduğu kılıcının adı Zülfikar, ayrıca Mihzen, Rusub ve Kazıb adlarında kılıçları vardı. Kılıçlarının sapı gümüş işlemeli idi. Deriden kayışı vardı. Bu kayışta üç tane gümüş halka vardı. Oku'nun adı Ketüm, ok ve yay kabının adına da Kâfur derlerdi. Bindiği devenin adı Kasva idi. Buna Gadba da denirdi. Bindiği atının adı Düldül, merkebinin adı Yafur, südünü içtiği koyunun adı Ayne idi. Abdest alıp su içtiği çamurdan mâmul bir matarası vardı. Küçük çocuklar Resûl-i Ekrem'in evine girer ve bu matara'da buldukları sudan içer, yümn'u (uğur) bereket olmak üzere üst ve başlarına dökerlerdi.” [İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 889; Zübdet'ül-İhyâ, Sayfa: 305; Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1277, Sayfa: 510; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 153]

 

Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'nin meşhur zülfikârı Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in kılıcı olup, Uhud cenginde Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'nin elindeki kılıç kırıldığı zaman Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) zülfikârı Hazret-i Ali'ye verdi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in mucizesi olarak Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'nin elinde o kılıç hiç kırılmadı. Ondan evvel harblerde elinde bir çok kılıçlar kırılmıştı. Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'nin Mûte savaşında elinde üç veya dört kılıç kırıldığı meşhurdur.

 

Hadîs-i şerif:

Yâ Resûlullah! Sen zikrullahı bu kadar çok övüyorsun, harb etmedende zikrullah makbul mudur? Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

Harb etmedende makbuldür. Ancak kılıcının kırılıncaya kadar kafirle harb etmen, ikinci bir kılıç alır, o da kırılıncaya kadar harb eder. Üçüncü bir kılıç alır o da kırılıncaya kadar harb eder. O zamanki yaptığı harb zikrullah derecesinde olabilir.

Yoksa kıyıda köşede rast geldikçe birkaç kılıç vurmuş, harbin en şiddetli yerine girmemiş onların harbi zikrullaha yetişemez. Bir harbe elinde üç-dört kılıç parçalanması sırası ile en fazla Hazret-i Ali'de, Hazret-i Halid'de vb... pehlivanlarda olmuştur. İşte onların yaptığı savaş hakiki zakirin yaptığı zikir gibidir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in bu Hadîsi şerifini hatırlatan köroğlunun türkülerinden bazısı... 

 

Kalkan paralana mızrak deline

Kanlı gömlek koç yiğide don olur.

              Karşımda durana kalmaz kararım,

              Doğru olup gelene yoktur zararım.

Yâ şehidlik yâ gazilik dilerim,

Gelsin döğüşelim Bolu beyleri.

              Yürün beyler yürün namınız kalsın

              Kelle getirenler bahşişin alsın.

Öldürün atları hep yaya kalsın,

Yaya kalana çalın kılıncı.

              Atıma binipte eylersem dizgin,

              Alayları çatıp yaparım bozgun.

Leşine kondurmak isterse kuzgun

Gelsin döğüşelim Bolu beyleri.

              Ben Köroğluyum bellidir soyum,

              Gamıme aldım çarkı felekten.

Görünce beni titrer zalimler

Mazlumlar severler candan yürekten.

              Altımda atım kuş gibi uçar.

              Karşımda hasmım durmadan kaçar.

Bolu beyleri kaldılar naçar,

Bilir Köroğlu anlar erlikten.

              Benden selam olsun Bolu Beyine

              Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır.

Kırat köpüğünden düşman kanından

Çizme dolup, şalvar ıslanmalıdır.

 

Düldül Habeşiştan Kralı Necaşi'nin Peygamberimize hediye gönderdiği beyaz bir katırdı. Onu Hazret-i Ali'ye hediye etti. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in mucizesi olarak o katırın (düldül'ün) ayağının altında yer dürülür, her gün bir aylık yol giderdi. Yani 900 km.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin çok sıkılan bir sahabenin imdadına çok kısa zamanda yetişmesi bu Düldül; ile olmuştur. Bazande Allahu Teâlâ Düldül'e daha da büyük keramet verir. 30-40 km yer atlardı. Maraş'ın Kuzey tarafında meşhur Ali kayası vardır. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) orda kafirlerle harb etti, yalnızdı. Üç gün kılıç salladı, acıkmış, yorulmuştu. Düldül'de yorulmuştu. Düldül, Ali kayasından düldülün dağına sıçradı. Arası normal 30-40 km kadardır. Orda istirahatını yaptı. Tekrar savaşa başladı ve Maraşı aldı.

Berber kalesine giderken kılavuz Mekke'ye bir aylık yol dedi. Askerle beraber yola çıktı. Akşam yürüdüler, sabah namazı ışırken berber kalesine geldiler. Şimdiki adı Urfa'nın Birecik kazasıdır. Allahu Teâlâ bazen kendine ve askerine bir gecede bir aylık yol kat ettirirdi.

 

*  *  *

 

2- “Huzeyfe (Radiyallâhu Anhu) der ki:

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) döşeğine: sağ yanağına sağ elini koyarak yatar ve:

- Allah'ım! senin adınla ölür ve dirilirim!" der uykudan kalkınca da

- Bizi öldürüp sonra dirilten Allah'a hamdolsun, dönüş onadır!" buyururdu.” [Zübdetü'l-Buhâri, Hadîs No: 1380, sayfa: 979; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 394]

 

Kur'an'da ayakta, otururken, yanı üstü yatarken Allah'ı zikreder. (Sure-i A'li İmran, Ayet 191) ayetine göre Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yanı üstü yatar uyuyuncaya kadar Allahu Teâlâ'yı “Allah, Lâ ilahe illallah” diye zikrederdi. (Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 1946, Sayfa: 202.)

 

*  *  *

 

3- “Berâ İbni Azib (Radiyallâhu Anhu)'den:

Peygamber (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) yatağına sağ tarafı üzerine yatar ve:

Allah'ım kendimi sana teslim ettim, işimi sana bıraktım, arkamı sana dayadım, rahmetine güvenerek ve azabından korkarak uyurum. Senden başka sığınak ve kurtaracak yok. Ancak sen varsın. Gönderdiğin kitaba ve yolladığın Peygamber'e inandım. Kim bunları yürekten söyler ve o gece içinde ölürse İslâm yaratılışı üzere ölmüş olur! buyururdu.” [Zübdetü'l-Buhâri, Hadîs No: 1381, Sayfa: 979; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 394]

 

*  *  *

 

4- “Hazret-i Aişe (Radiyallâhu Anhâ) buyuruyor: Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in üzerinde yattığı döşeğin yüzü dabaklanmış deriden olup içi hurma lifiydi. Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) deriden ve hurma lifinden bir yatağın üzerinde yatması tevazuudandı. Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) bir gün toprak üzerinde uyumuşken Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) onu öğmek yoluyla "Ebû Turab" toprağın babası diye latifede bulunmuş, Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu)'da bu lakabtan hoşlanmıştır. Buharinin rivâyetine göre, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Efendimiz bir hasır üzerinde yatmış, hattâ mübarek vücudunda iz bırakmıştır. Beyhâkinin rivâyetine göre: Bir kadın Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in o şekildeki yatağını görünce evinde güzelce bir yatak yaparak, Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e hediye olsun diye Hazret-i Aişe (Radiyallâhu Anhâ)'ye verir, Hazret-i Aişe (Radiyallâhu Anhâ) döşeği kendisine haber verince, Allah'ın Resûlü (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) onu sahibine gönder, ben arzu edersem Allah dağları bana altın ve gümüş yapar buyurmuşlardır. Allah'ın Resûlü (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) dünyaya önem vermeyip, ben dünyada bir ağacın altında biraz dinlenen bir yolcu gibiyim, buyurmuşlardır.” [Şemâil-i Şerif, Sayfa: 332; Hayâtü's-Sahâbe, Cild 2, Sayfa: 313; İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 889, Benzeri; Zübdet'ül-İhyâ, Sayfa: 305; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 153]

 

Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'nin en sevdiği isim Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in takdığı bu isimdi. Ebu't-Turab denilmesinden çok memnun olurdu. Ebû't-Turab toprağın babası demektir.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hediyeyi hiç reddetmezdi. Bu döşeği reddetmesi ümmetine ve bizlere ibret içindir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) yumşak döşekte yatmaması bize ibret olsun diye yumşak yatağı sahibine iade etmiştir.

Bu sözü ille de sizde benim gibi dünyaya önem vermeyin anlamında konuştu.

 

*  *  *

 

5- “ İmam Muhammed Bakır (Radiyallâhu Anhu) [Bu zat Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in soyundan gelen oniki imam'dan birisidir. Dünyada ki dîn ilmi bakımından âlimlerin en büyüklerdendir.]  buyuruyor:

Hazret-i Aişe (Radiyallâhu Anhâ)'den, Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in evindeki yatağının nasıl olduğunu sordum. Buyurdular ki:

-  Yüzü deri içi hurma lifindendi.

Hafsa (Radiyallâhu Anhâ)'dan da:

- Senin evinde Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yatağının nasıl olduğunu sordum, buyurdular ki:

- Yünden dokunmuş kalın bir arab ihramıydı. O kalın ihramı iki kat büküp Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in altına seriyorduk,  onun üzerinde yatıyorlardı. Bir gece kendi kendime dedim ki; dört kat olarak büksem daha yumuşak olur diye düşünerek, öyle yaptım ve gece o ihramı dört kat olarak Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in altına serdim. Sabah olunca, bu gece altıma ne döşediniz ki?

- Her zaman üzerinde yattığınız ihramdır, ancak bu gece onu dörde katlamıştım. Daha yumuşak olur diye düşünmüştüm. Buyurdular ki:

- Onu eskisi gibi ikiye katlayın, dörde katlanmasıyla meydana gelen yumuşaklığı bu gece namazına kalkmama mani oldu.” (Şemâil-i Şerif, Sayfa: 333; Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 266-267; Şemail-i Resûl Sayfa: 106-107)

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kuru, sert yerde yatardı ve öyle yatılmasını tavsiye ederdi. Şimdi doktorlarımız bir çok hastalara sert yerde yatmalarını tavsiye ediyorlar. Sert yerde yatmanın sünnet olarak sevabı çoktur, Sıhhat bakımından sayılamayacak kadar çok büyük manevi faydası vardır. İbadeti tam zamanında yapabilme, kibri, gururu kırma, kendi nefsini ve acizliğini tanıma gibi bir çok faydaları vardır. Aslında Peygamberimizin sıhhate faydalı olmayan bir tek sözü veya sünneti yoktur. Her sünneti veya sözü hem sıhhate faydalı, hem de sevabtır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) doktorların doktorudur. Her hali ile her insandan, her yaratıktan büyüktür.

Gece namazına kalkamamak korkusu ile Veysel Karani Hazretleri yastığı taş yorganı postu idi.

                                      Yastığı taş idi, yorganı postu,

                                      Ümmeti cennetlik etmekti kastı,

                                      Hakkın sevgilisi, habîbin dostu,

                                      Yemen ellerinde Veysel Karani.

 

6- “Peygamber Efendimiz Hazretlerinin mübarek döşekleri hakkında buyurmuşlardır ki, zaruretin gerektirdiği miktarla iktifa edip ondan başkasını terk ederlerdi. Sahih-i Müslîm'de rivâyet olunmuştur ki:

Bir döşek erkek için, bir döşek karısı için, bir döşek misafir için ve dördüncüsü şeytan içindir, diye buyurmuştur. [Sahih-i Müslîm, Cild 6, Hadîs No: 41 (2084), Sayfa: 332; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 571]

 

Bu terk-i dünya eden derviş veya şeyhlere mahsustur. Kendi evinde böyledir. Ama ev yaptıran hâli, vakti yerinde zengin olanlar misafir odasının dış kapısını, tuvaletini ve banyosunu ayrı yapmalıdır. O zaman gelen misafirin çokluğuna göre yatak çok bulundurur. Ev kendinin misafir odası yok, gelen misafirde yoksa, o her ihtimale karşı misafir için bir yatak bulundursun demiştir.

 

*  *  *

 

7- Ama âlimler buyurmuşlardır ki:

Asıl manası, ihtiyaçtan fazlasının kibirlenmek ve dünya malı ile böbürlenmek için olmasıdır. Böyle olan her şey zemmedilmiştir. Zemmedilmiş olan her şey de şeytana izafe olunur. Çünkü şeytanın rızası ondadır.

Velhasıl her kişinin döşeği kendi şanına göre olur. Bazı kimse vardır ki, üç döşek ona yeter. Bazı kimse olur ki, yirmi, otuz döşek ona yetmez. İhtiyaçtan fazla ve sırf böbürlenmek için yığılıp durmadıkça zemmedilmeye müstehak olmaz. Biri erkek ve biri karısı için diye buyrulmasının sebebi de şudur ki, hastalık hâlinde ve bazı özürlü durumlarda ayrı yataklarda yatmaları gerekebilir. [Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 571; Sahih-i Müslîm, Cild 6, Hadîs No: 41 (2084), Sayfa: 332]

 

Bilâl Babam misafirler çok gelip yatak yetişmediği zaman kendi yattığı döşeğini yorganını misafirlere verir, kendi hiç yataksız sabahlardı. Birde padişahta olsa kendi evinde yattığı, yediği, içtiği odası ayrı, misafire serdiği ayrı olmalıdır. Allah'u âlem Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in dediği de misafir için ne yatak hazırlamışsan onu senin malın sayma. Misafir odasına koy veya misafir için hazır bulundur, anlamında söylüyor.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in bu gibi hadîslerini duyunca kendi yaptığımız ile kıyas edip çok üzülüyorum. Şimdi bize bir tek sadece son ümid teselli olarak benim zamanımda benim yaptığımın onda dokuzunu yapan, o birini de yapmadıktan sonra kurtulamaz. Ahir zamanda gelen bir kavim benim yaptığımın onda dokuzunu yapmayıp birisini yaparsa kurtulur. (Nura Doğru, Cild 4, Sayfa: 2370; Kimyâ-ı Seâdet, Sayfa: 537)

Yine ahir zamanda Allah'ın emirlerini emir, yasaklarını yasak olarak söyleyen, yapan, icra eden, millete aşılayan ve çalışanın sevabı elli kişinin sevabı kadardır.

- Yâ Resûlullah o elli kişi bizden mi onlardan mı? Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- O elli kişi sizdendir buyurdu. [İmâm-ı Şa'râni (Ölüm Kıyâmet Ahiret), Hadîs No: 835, Sayfa: 458; Hayat Düsturları, Sayfa: 510]

Yine aynı mealde Hadîs-i Şerif:

Onlar ahir zamanda gelmiştir ama aynı benim zamanımdaki muhacirler ve Ensârlar gibidir. (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 49)

Ümmetim fesada gittiği zaman sünnetimi yapıp ihyâ eden, halka öğreten kimse için yüz şehid sevabı vardır, [Berikâ, Cild 1, Sayfa: 235; İmâm-ı Şa'rani (El-Uhudü'l-Kübra, Sayfa: 45; İrşâd, Cild 1, Sayfa: 67; Marifetnâme, Sayfa: 497; 500 Hadîs (Hikmet Gonceleri), Hadîs No: 374]

Bu gibi hadîslerle teselli oluyorum.

Ümmetimden herhangi biri Uhud dağı kadar sadaka verse, Eshâbımın bir müd arpa sadakasına verilen sevaba kavuşamaz. [Tam ilmihal (Seâdet-i Ebediyye), Sayfa: 516]

Bir insan bir insana bir şey öğretse, ondan sonrakiler onunla amel etse, ilk öğretenin defterine kıyâmete kadar öğrenipte yapanların sevabının karşılığı yazılır. Ayeti, Hadîsi ve ilmi Ashâb dünyaya yaydığına göre kıyâmete kadar yüzmilyonlarca insanın ve cinnilerin ibadetinin karşılığı Ashâbların ve tâbiinlerin defterine yazılıyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in arkasında bir günkü kıldıkları namaz, bir saat yüzüne bakmaları, bunların hiçbirisinin dengine bin sene ömrümüz olsa gece-gündüz ibadet, taatle geçirsek yetişemeyiz.

Hadîs-i Şerif:

- Ümmetimin en ilki mi, Allah yanında hayırlı, en sonumu hayırlıdır? Bu bilinip kestirilemez. En ilki Cihar-ı Yar, en sonu ahir zamanda gelecek Mehdi'dir.  [500 Hadîs (Hitmet Gonceleri), Hadîs No: 375]

Bu yazıları bu yirminci asırda iyi adam kalmadı. Evliya kalmadı, evlenecek salih kadın bulamıyoruz diyenlere göre söylüyorum.

Hadîs-i Şerif:

Her kim halk fesada gitti, iyi bir kimse kalmadı derse halkın en ziyade fesada gideni o sözü söyleyen kimsedir. (Kimyâ-ı Seâdet, Sayfa: 538; Berika, Cild 4, Sayfa: 479) gibi sözleri söyleyenlere söylüyorum. Yoksa Ashâbın en küçüğünün derecesine evliyanın en büyüğü yetişemez.

Meryem oğlu İsa; yeryüzüne sekizyüz erkek, dörtyüz suleha kadın üzerine iner. [İmâm-ı Şa'râni (Ölüm Kıyâmet Ahiret), Hadîs No: 930, Sayfa: 498]

 

*  *  *

 

8- “İmam-ı Taberani'nin (Allah ona rahmet etsin) naklinde Abdullah bin Mes'ud (Radiyallâhu Anhu) buyurmuştur ki:

- Bir gün Resûlullah Efendimiz Hazretlerine gittim. Hamam gibi sıcak bir gurfe'de (çardakta) bir hasırın üstüne yatmıştı. Mübarek cisminin bir yanına hasır iz etmişti. Bunu görünce ağladım ve:

- Yâ Resûlullah! Kisra ve Kayzer ipekten döşekler üstünde yatıyorlar; sen ise böyle hasır üstünde yatıyorsun!... dedim.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:

- Ağlama, ya Abdullah! Gerçekten dünya onlar için ve âhiret bizim içindir, diye buyurdu.

Velhasıl Fahr-i Kâinat Efendimiz Hazretlerinin şerefli sohbetine giren ulu sahâbeden her biri, gördüğü ve işittiği üzre nakil buyurmuşlardır. Bu mana, değişik ibarelerle bâzı yollardan da gelmiştir. Hepsinin meâli aynıdır.

Rivâyet olunur ki, Peygamber Efendimiz Hazretlerinin asla bir yatağı ayıpladığı olmadı. Eğer döşek bırakırlarsa onun üzerinde yatardı. Eğer bırakmazlarsa yer üzerine yatıp bahane bulmazdı. Yorgan edindiği de olurdu. Hanımlarına buyurmuştur ki:

Ben Aişe'den başka sizden bir hanımın yorganında iken bana Cebrâil'in geldiği olmadı.” (Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 572)

 

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i evine davet edipte fakirliğinden dolayı hiç yatağı olmayıp, bir hasır üzerinde yatırdıkları zaman böyle hiçbir yatağı:

- Ben bunda yatmam, niçin bana başka bir şey sermediniz? gibi ayıplamadı demektir.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e Cebrâil (Aleyhis-selâm) harplerde, hazerde, seferde devamlı gelirdi. Yatağa yattığı zamanda da birtek Hazret-i Aişe'nin döşeğinde yattığı zaman gelirdi, demektir.

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU