Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in Gülmesi:

 

 

1- “Hayatı boyunca kahkaha ile hiç gülmedi. Tebessüm ederdi. Çok güldüğü zaman, mübarek dişleri bir miktar görünecek kadar güler, sesi duyulacak derecede gülmezdi.

Çoğu zaman düşünceli, üzüntülü olup, sükût ederdi. Az konuşur, az gülerdi. Konuşmağa başlayınca lütfunun çokluğu ahlâkının güzelliğinden tebessüm ederek konuşurdu.

Lüzûmsuz konuşmaz, ihtiyaç olunca, kısa, faydalı, manalı hikmetle dolu, fasih bir söz söyler, orada bulunanların hepsi işitirdi. Tamamen anlaşılması için, birçok sözlerini üç def'a tekrar ederdi.” (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 540)

 

*  *  *

 

2- “Aişe (Radiyallâhu Anhâ) diyor ki: Peygamber  (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i tam gülerken görmedim ki küçük dilini göreyim, o sadece gülümserdi.

Abdullah b. Hâris b. Cez (Radiyallâhu Anhu) diyor ki:

"Resûlullah kadar mütebessim birini görmedim."

Abdullah b. Hâris b. Cez'den yapılan diğer bir rivâyet şöyledir:

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) gülmez, sadece gülümserdi. ” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 187-188; Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Sayfa: 389; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 440)

 

*  *  *

 

3- “Simâk b. Harb anlatıyor: Sahâbe'den Câbir b. Semüre (Radiyallâhu Anhu)'ye:

- Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ile oturur muydun? diye sordum.

- Evet, dedi. Ekseriya onunla otururdum. Allah Resûlü güneş doğmadıkça sabah namazını kıldığı yerden kalkmazdı. Güneş doğunca kalkardı. Sahâbeler kendi aralarında konuşurlar, câhiliye devrinde yaptıklarını anlatarak gülüşürlerdi. Resûlullah'da gülümserdi.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 187-188; Tâc Tercemesi, Cild 4, Hadîs No: 811, 812, Sayfa: 449)

 

*  *  *

 

4- “Abdullah b. Mes'ud (Radiyallâhu Anhu) rivâyet ediyor:

Resûlullah buyurdu ki:

- Ben cehennem ateşinden en son çıkacak adamı çok iyi tanıyorum. O şu adamdır ki sürünerek ateşten çıkar. Kendisine:

- Yürü, cennete gir, denir.

Adam cennete girmek üzere gider, bakar ki insanlar cennetin bütün makamlarını almışlar (her yer dopdolu) geri döner ve:

- Yâ Rabb! İnsanlar bütün makamları almışlar der.

Bunun üzerine Cenâb-ı Hak tarafından o şahsa:

- Dünyadaki durumunu hatırlıyor musun? diye sorulur.

O da:

- Evet, der.

- Öyleyse iste, denir.

O da ister. Kendisine:

- İstediklerinle birlikte dünyanın on katı kadar yer senindir, buyrulur.

Adam:

- Yâ Rabbi sen âlemlerin mâliki iken benimle alay mı ediyorsun? der.

Râvi diyor ki: Resûlullah adamın bu şekilde söyleyeceğini naklederken o kadar güldü ki azı dişleri belirdi. ” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 190; Şemâil-i Şerif, Sayfa: 256)

 

Allah ve Resûlullah huzurunda küçük günahları sayılınca, itiraz etmeyip kabullendiğinden, hem büyük günahları affolur, hem her günahının karşılığında bir sevap yazılır. Adam büyük günahlarımı söyleseydim de onların karşılığında da sevab yazılsa idi der, benim daha günahlarım vardı demesine Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) gülüyor. Mes'ul olacağım diye günahını saklıyordu. Her günaha sevap yazılınca açıklayıp söylemek istiyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ona gülüyor.

Cehennemde çok yanıp, çok kalıp, kendisine cennetten yer kalmadığından şikayet edince, Allah'u Teâlâ kendi ihsanının, (hediyesinin) şefkatinin, merhametinin büyüklüğünü herkesin ummadığı şekilde ona çok büyük dereceler verdiğini göstermek, anlatmak için ona bu dünya kadar yer veriyor.

Misal: Bir padişahın iki askeri birisi evvelden beri hediye verdiği asker, o biri de uzun boylu esarette, zindanda kendi tarafından suçlu olarak cezalandırıyor, sonunda onu affedip gönlünü almak istiyor. Onu diğer yanındakilere imrendirmek için ihsanını, hediyesini artırıp ona bol veriyor. Çünkü affoldu. Allah'u Teâlâ' da aynısını yapıyor.

 

*  *  *

 

5- “Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ifade bakımından insanların en fasihi kelâm itibarı ile de en tatlısı idi. O, bazı konuşmalarında:

- Ben arapların en fasih konuşanıyım, derdi. Cevâmi-ul-kelim ile konuşurdu. Sözlerinde ne fazlalık vardı, ne de noksanlık vardı. Dinleyen duyduklarını anlar ve ezberlerdi. Ses tonajı güzel olup, insanların en tatlı nağmelisiydi. İhtiyaç olmadan konuşmaz, hatır için veya kızdığından dolayı değil, ancak hak olanı söyler ve çirkin söz söyleyenden yüz çevirirdi. Müstehcen bahislerden söz etmek icab edince, kinâyeli konuşurlardı. Sustuğu zaman meclistekiler konuşur, fakat yanında aslâ münakaşa etmezlerdi. Ciddî ifadelerle nasihat meyanında vaaz ederdi. Arkadaşlarının yüzüne çokca güler ve tebessüm ederdi. Onların konuşmalarını beğenir, samimi iltifatlarda bulunurdu. Bazan azı dişleri görününceye kadar tebessüm ettiği de olurdu. Ashâbı da yanında kendisine hürmeten ve itaaten tebessüm ederlerdi. Bir emri vâki ile karşılaştığında, o işi Allah Teâlâ'ya havale eder, O'ndan yardım ve kuvvet ister, hidayet nazil olmasını isteyerek Allah'a şöyle duâda bulunurdu:

- Ey Cebrâil'in, Mikâil'in, İsrafil'in Rabbi olan, yeri göğü yaratan, görünür görünmez her şeyi bilen Allah'ım! Kullarının aralarında ihtilaf ettikleri hususlarda doğru hükmü ancak sen verirsin. Beni ihtilaf edilende izninle hidayete erdir. Zira yalnız sen dilediğine hidayet eder, doğru yola erdirirsin. ” (Zübdet'ül-İhyâ, Sayfa: 302-303)

 

*  *  *

 

6- “Abdullah b. Hâris (Radiyallâhu Anhu) diyor ki: Ben Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'den daha çok tebessüm eden (gülümseyen) bir kimse göremedim.” (Şemâil-i Şerif, Sayfa: 253; Tâc Tercemesi, Cild 4, Hadîs No: 814, Sayfa: 450)

 

*  *  *

 

7- “Abbâs İbnu Mirdas es-Sülemî (Radiyallâhu Anhu)'nin anlattığına göre: Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem), Arefe günü akşamı ümmeti için mağfiret duasında bulunmuştur. Rabb Teâlâ, duâsına:

- Ben, zalimler hariç ümmetini mağfiret buyurdum. Zira ben zalimden mazlumun intikamını alacağım" diye icabette bulunmuştur. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Ey Rabbim! Dilersen mazluma (kendi katından bir lutüf olarak) cenneti verir, zalimi de affedersin! dedi. O akşam Rabb Teâlâ bu duasına icabet etmedi. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Müzdelife'de sabah namazını kılınca, önceki (cevapsız kalan) duasını tekrar etti. Duâsına, arzusu istikametinde cevap verildi. Ravî devamla derki:

- Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bunun üzerine (memnuniyetinden) güldü veya "tebüssüm etti" demiştir. Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (Radiyallâhu Anhu):

- Annem babam sana kurban olsunlar! Şimdiye kadar bu saatlerde hiç gülmemiştiniz. Sizi güldüren şey nedir? Allah seni sevindirsin! dediler. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Allah'ın düşmanı İblis, Rab Teâlâ Hazretlerinin, ümmetimin hepsini mağfiret buyurduğunu öğrenince, yerden toprak alıp kendi yüzüne saçtı ve

- Yazıklar olsun bana! Helak oldum, her emeğim boşa gitti! diye bağırıp çağırmaya başladı. Onun bu korku ve üzüntüsünü görmek beni güldürdü" buyurdular.” (Kütüb-i Sitte, Cild 17, Hadîs No: 6901, Sayfa: 379)

“El-küfrü yedûm lâ zulmü yedûm.”

Küfür devam eder, zulüm devam etmez. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)

Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah'ı var.

ilmin afatı üçtür:

1- İlmi ile amel etmeyen hocalar

2- Cahil aklı yetmeyen kimselerin içtihad yapıp fetva vermeleri.

3- Zalim kumandan ve beyler. (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 13)

 

En zalim firavun söylediği sözle nerde ise müslüman olup cehennemden kurtulacaktı. (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 120) Bazı imanlı gitti diyenler de var, bizce değildir. Zalim kâfir müslüman olursa müslümanlara karşı olan zulmü veya sertliği, dikdatörlüğü kâfirlere karşı olur. Her ahlâkın iyi yönü, kötü yönü vardır. Mü'minlere ve kâfirlere yönelik olması ile belli olur.

İnsanlara herkese söylenen söz evliyalara söylenmez. Peygamberlere söylenen söz yine evliyalara söylenmez. Allah'u Teâlâ yüz yirmi dört bin peygamberin içinde Kûr'ân-ı Kerim'de ismi geçen yirmi sekiz peygamberi diğer peygamberlerden üstün tutuyor. Yirmi sekiz peygamber'in içinde altı ulul azim peygamberi hepsinden üstün tutuyor. Bunlar; Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem), Adem (Aleyhis-selâm), Nuh (Aleyhis-selâm), İbrâhim (Aleyhis-selâm), Mûsa (Aleyhis-selâm), İsâ (Aleyhis-selâm)'dır. Bunların içinde Allahu Teâlâ Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hariç, Musa (Aleyhis-selâm)'ı hepsinden, üstün tutuyor. Mûsa (Aleyhis-selâm) ile istediği zaman, istediği an, Tûr-i Sina'da melek vasıtası olmadan, karşılıklı konuşuyor. Bu özellik Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hariç bir tek Mûsa (Aleyhis-selâm)'ya verilmiştir. Onun için Mûsa (Aleyhis-selâm) ile altı ulul-azim peygamberin içinde Allah'u Teâlâ'nın en sevdiğinin ikincisidir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i Kûr'ân-ı Kerim'de bir çok âyetlerde bütün yaratıkların hepsinden, üstün tutuyor. Peygamberlerin baş tacıdır. (Sûre-i Ahzab Ayet 40) diyor. Evvelki ümmetlerde olmayan bir çok meziyetlerle, hallerle Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ümmetini diğer Peygamberlerin ümmetinin hepsinden üstün tutuyor. Musa (Aleyhis-selâm), Allah'u Teâlâ'ya Tevratta gördüm, şöyle şöyle vasıflar bir ümmette olacak. Bunları benim ümmetime ver, diyor. Allah'u Teâlâ; o Ahmed'in Muhammed'in ümmetidir buyuruyor. (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 125; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 759)

Leyle-i Kadir gecesini ihyâ etmek, bin aydan hayırlıdır.  (Gunyetü't-Talibin, Sayfa: 613) Başka ümmetlerde yok. Sadece Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ümmetinde var.

Cuma gününün fazileti başka ümmetlerde yok. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ümmetinde var. (Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1367; Gunyetü't-Talibin, Sayfa: 612)

Bunun gibi bir çok vasıflarla Allah'u Teâlâ Peygamberimiz'i ve ümmetini müjdeliyor. Cennetten ileri mukarrebliği, Allah'u Teâlâ'ya yakınlığı sadece Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetine veriyor.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in miraçta karşılıklı yüzbeyüz Allah'u Teâlâ ile görüşmesi (Delail-i Hayrat Şerhi «Kara Davud», Sayfa: 324) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ümmetine verdiklerini ayette bildiriyor. (Sûre-i Vakıa, Ayet 11)

Ahir zaman peygamberinin ümmeti cehenneme atılacakları zaman cehennem Maliki sizin yüzünüzde siyahlık cehennem alâmeti görmüyorum. Yoksa siz ahir zaman peygamberi Muhammed'in ümmetimisiniz? diye sorar. Allahu Teâlâ'dan o sırada şöyle bir emir gelir.

Allah'u Teâlâ, cehennem Mâlikine bunları ayrı ayrı şöyle yak yani; aşığına kadar, dizine kadar, göbeğine kadar, gırtlağına kadar yak. Öbürleri gibi azap görmesinler buyuruyor. [Sahih-i Müslîm, Cild 8, Hadîs No: 32 (2845), Sayfa: 370; İmâm-ı Şa'râni (Ölüm Kıyâmet Ahiret), Hadîs No: 446, Sayfa: 274]

 

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ümmetinin Evliyalarının vasfı:

Onlar Ben-i İsrâil peygamberi gibidir. (Müzekkî'n-Nüfus, Sayfa: 417; Berikâ, Cild 1, Sayfa: 58)

Onların mekânlarına peygamberler, şehidler sıddıklar imrenirler. (Sûre-i Nisa, Ayet 69; Sünen-i Tirmizî, Cild 4, Hadîs No: 2499; Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 1861; Berikâ, Cild 2, Sayfa: 296)

 Bunun anlamı şöyledir. Çok hükümlü bir Padişah veya Cumhur-Reisi olur. O'nun dairesine hiç kimse izinsiz, randevu almadan giremez. O dairede herkes son derece saygıya, edebe riâyet eder. Çabuk girer, çabuk çıkar. İşi görülür veya görülmez orayı terk eder. Ama padişahın çocuğu olursa, o daireye serbest girer, istediği kadar kalır, yatar, bazan yaramazlık yapar. O Padişahın veya Cumhur-Reisinin oğlu olduğu için hiç kimse o çocuklara bir şey diyemez. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'de bütün mükevvenatın, yaratılmasına sebeb olmuştur, Allah'u Teâlâ'nın habîbidir.

“Levlâke levlâk, lemâ halaktül eflak.” Sen olmasaydın yerleri, gökleri, bütün mükevvenatı yaratmazdım. [Tam İlmihal (Seâdet-i Ebediyye), Sayfa: 33; İrşad, Cild 2, Sayfa: 446; Delail-i Hayrat Şerhi «Kara Davud», Sayfa: 334]

O Muhammed bütün peygamberlerin baş tacıdır. (Sûre-i Ahzâb, Ayet 40)

O Muhammed insanların ve cinnilerin peygamberidir.

O Muhammed on sekiz bin âlemin peygamberi efendisidir. (Sûre-i Enbiyâ, Ayet 107)

Padişahın, yaramaz çocuğunun gelmesine, gitmesine, yatmasına, serbest konuşmasına herkesin imrendiği gibi, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetine de bütün diğer peygamberler imrenirler. Sevgili Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); ümmetimi mahşerde alnı beyaz, dört ayağı sekili at gibi, her nerde olursa olsun tanırım, onlara şefaat ederim ve benimle beraber olur buyuruyor.

Cennette Peygamberimizin makamında hiç bir peygamber olmayacak; onun için Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ümmetine bütün peygamberler imreniyor. Dünyada gözünü yumduktan sonra kabir, ahiret, mahşer, sırat köprüsü ve cennete girene kadar her yerde  Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ümmetine öncelik tanınıyor ve en iyisi takdim ediliyor. Evliyaları:

Onların gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, ben olurum. (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 4094)

 

Bir kimse kitabına (Sallallahu aleyhi vesellem) yazarsa orada bulunduğu müddetçe melekler onun için Allahu Teâlâ'dan mağfiret isterler. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 641)

 

Beni vasfımla yazıp söylemezseniz, Allah yanında suçlu, cezalı olursunuz buyuruyor.

Meselâ: Benim üzerime salavat-ı şerife getirmeyen,  ya Rabbi, ya Erhamer-Rahimiyn demeden yapılan her dua geri çevrilir. (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 4249, 2474)

Yanında ismim anılıpta bana salavat getirmeyenin burnu kırılsın. (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 3637; Kütüb-i Sitte, Cild 16, Hadîs No: 5868)

Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'a salavat okumayanın abdesti yoktur. (Mir'ât-i Kâinât, Cild 1, Hadîs No: 33; Sayfa: 640)

Yanında ismim geçtiği halde bana salavat getirmeyen şakidir. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Hadîs No: 36; Sayfa: 640)

Yanında ismim geçtiği zaman bana salavat okumayan cennetin yolunu şaşırmıştır. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Hadîs No: 39; Sayfa: 641)

Yine bütün evliyaullahlar vaazlarına Sultan-ı Enbiya, Resûlü Kibriya, Alemlerin efendisi, Muhammed Mustafa (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) diye başlarlar.

Hazret-i Pir için Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

“Onun ayağı bütün evliyaların boynundadır,” (Abdulkâdir Geylani'nin Menkıbeleri, Sayfa: 69) dediği için bütün evliyaullahlar Hazret-i Pir hakkında:

- El Kutbür Rabbani, vel Gavsus Samedanî, vel Heykelin Nuranî Gaddesallahu Sırrahus-sanî Şeyh Abdulkâdir Geylânî diye isimlendirirler.

Bazül, eşap: Şahin kuşunun ikiyüz elli km. süratle uçtuğu meşhurdur. Şahin cinsinden olan baz kuşunun hepsinden daha süratli olduğu da malumdur. Onun için Hazret-i Pir'in manevi himmeti, yardımı hepsinden üstün olduğu için ismine Baz demişler. Baz Abdulkâdir Geylâni gibi. Normalde şahinle ava gitti denir. Ama en meşhur beyler, padişahlar için bazla ava gitti denir. Birçok türkülerde de baz'ı çok överler.

                          Kolumdan uçurdum, şahin bazları,

                          Kuzum kime eden, sen bu nazları,

                          Annenin, atanın kötü sözleri,

                          Bal oldu, gidelim bizim ellere..... gibi.

 

*  *  *

 

8- “Harpde müslümanların yaralılarına su içiren bir kadına, bir kâfir ok attı. O kadının avret yeri açıldı. O kâfir kahkaha ile güldü. Resûlullah, seçkin arkadaşı Sa'd bin Ebî Vakkas'a bir ok verip,

- Şuna at! buyurdukta, attı ve kâfirin boğazına saplandı. Can acısıyla sırtüstü yıkıldı ve avret yeri açıldı. Resûlullah güldü ve:

- Yâ Rabbi! Attığın vursun, duâsı kabul olsun, diye duâ eyledi. Hazret-i Sa'd, duası kabul olunanlardan olup, herkes onun duâsıyla bereketlenirdi ve attığı oklar hiç şaşmaz olmuş idi.” (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 457-458)

 

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU