PEYGAMBERİMİZ (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)
ÖMÜR BOYU FAKİRDİ DİYENLERE
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) 'in ilki yetim fakir idi, sonu aşırı zengin oldu.
Daha sonra Ashabda aynı oldu. İlk defa da Hazreti Hatice Validemizin malı
çoktu. Bin devesi ile kervancılık yapar, çalışırdı. Hepsini Peyamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e feda etti. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 418;
Mevahib-i Ledünniye, Cild 1, Sayfa: 333) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) hepsini fakirlere harcadı. Yine fakir oldu. Sonunda futuhat açıldı.
Ganimet malı çok oldu, zengin oldu. En
cömert Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) [Ramuzu'l-Ehadis, (30. Bölüm)
Hadîs No: 8] ve yine en cömert Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) idi.
Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu) yaptığı sayısız harblerde çok fazla miktarda ganimet malı
aldığı halde hepsini fakirlere dağıttı. Hiç malı kalmadı. Erkeklerden ve
yetişkinlerden Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ilk yardımına malı
ile, canı ile, koşan Hazreti Ebu Bekir
(Radiyallahu anhu) olduğu için ashabdan en cömert Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu
anhu)'dir. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 653) Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e ve o'nun miracına ilk inanan Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu
anhu) olduğunu söylerler, yanlıştır.
İlk inanan Hazreti Hatice (Radiyallahu
anha) validemizdir. Allahu Teâlâ kadın olduğu için onun şehadetini kabul etmedi.
Erkekten olsun buyurdu.
İkinci inanan Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) oldu. Allahu Teâlâ çocuk
olduğu için onun da şehadetini kabul etmedi.
Üçüncü inanan Hazreti Ebu Bekir
(Radiyallahu anhu) oldu. Allahu Teâlâ onun imanını kabul etti. (Mir'at-ı Kainat,
Cild 1, Sayfa: 437) Onun için miracına ilk inanan Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) derler. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e malı ile canı ile serveti'nin hepsi ile yardım
edenin Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) olduğunu söylerler. O da yanlıştır.
İlk malı ile, canı ile ve serveti ile Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e 25 yaşında iken inanan Hazreti Hatice (Radiyallahu anha)
validemizdir. Yine kadın olduğu için Allahu Teâlâ onun şehadetini kabul etmedi.
İkinci Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) olduğu için onu kabul
etti.
Bütün peygamberlere ilk inanıp
destek olan kadındır. Allahu Teâlâ bir
memlekette islamiyeti, dîn-i mübîni, bir erkek eli ile yükseltir. Onun ilk
yardımcısı da kadın olur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
zamanında bu dîn-i mübîn yükseldi. Onun
ilk yardımcısı da Hazreti Hatice (Radiyallahu anha) Validemiz oldu.
İbrahim (Aleyhis-selam) ateşe atılınca
erkeklerden iman eden olmadı. İbrahim (Aleyhis-selâm)'e ilk iman edip
Arabistan'a kendisi ile hicret eden ve bütün malını feda eden, Hazreti Sâre
validemizdir. (Altı Parmak Kitabı, Sayfa: 169) Nemrud'un veya onun baş
vezirinin kızı olan Sâre validemiz, iki heybe yükü altın ve iki atla İbrahim
(Aleyhis-selam)'e iman ettikten sonra ebedi dönmemek üzere Arabistan'a gitti.
İsa (Aleyhis-selam) ile dîn-i mübîn'i
yayan, onun ilk yardımcısı ve en büyük desteği annesi Hazreti Meryem
Validemizdir. Hatta peygamberlere ilk inananlar yine kadınlardır. Onlara daha
sonra iman eden erkeklerdir.
Bilâl babam buyurdu:
Bir memlekete küfür gelecekse Allahu
Teâlâ kadınların eli ile getirir. Bir
memlekete islamiyet gelecekse Allahu Teâlâ onu da kadınların eli ile getirir.
Genelde erkekler daha sonra katılır.
Bir kötü kadın, bir çok namuslu erkekleri
yoldan çıkarır. Bir namussuz erkek, namuslu bir kadını yoldan çıkaramaz.
İslam dinine göre kadınların bazı yerde
erkeklerden üstün vasıfları var. Bazı yerlerde erkeklerden düşük vasıfları var.
Kadınların üstün vasıflarından:
Bir kadının cennette derecesi az olsa da
kocasının ki yüksek olursa, onu kocasının makamına Allahu Teâlâ çıkartacaktır.
«Hüm ve ezvacühüm» (Sure-i Yasin Ayet
58) Onlar ve aileleri diyor. Onlar o
makamı kazanmış ailesi cennetlik ama o makamı kazanamamış, ne olacak aileleri
de oraya erkekleri ile beraber olmak için, erkeğin hatırı için kadın o yüksek
makama çıkar. İşte onlar için bu ayet vardır. Ama kadın yüksek makam kazanmışsa
erkek engin makamdaysa kadının hatırı için, erkek yüksek makama çıkar diye bir
ayet yok.
Hal böyle iken kadınların şahitliği yarım,
mirasta yarım, akılda ve dînde yarımdır.
* * *
1-
“Cabir (Radiyallâhu Anhu)'den:
“Resûlullah
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) borçlu olarak ölenin cenaze namazını kılmıyordu.
Bir cenaze getirildi. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
-
Borcu var mı? diye sordu.
-
Evet iki dinar borcu var dediler. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
-
Öyle ise dostunuzun namazını siz kılın buyurdu. Ebû Katade:
-
İki dinar borcunu ben ödeyeceğim dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem) namazını kıldı, Allah fetihler müyesser edip Resûlüne bolluk
verince Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
- Ben her mü'mine kendi nefsinden daha yakınım. Kim
borçlu olarak ölürse borcunu ödemek bana aittir. Kimde servet bırakarak ölürse
serveti mirasçılarına aittir” buyurdu. (Sünen'ün-Nese-i Cild 3-4, Hadîs No:
1963; Kütüb-i Sitte, Cild 9, Hadîs No: 3084)
Yani Ashâbtan ölenin
borcunu ben vereceğim. Malı ve serveti mirasçılarına kalsın demektir. Son
zamanlarda kafirlerden harp sonu alınan ganimet
malına el konur. Kafir devletlerinden ya sizinle harp edeceğiz, ya
senede bize bu kadar para, altın haraç
vereceksiniz derler. Onlardan çok büyük miktarda haraç alırlardı. Krallar çok
hediye gönderirlerdi. Gelen hediyeler ve bunların hepsi ile çok zengin
olurlardı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de o zenginliği, parayı,
evinin içine girdirmez dağıtır, bol bol ashaba ve dîn-i mübîne harcardı.
*
* *
2- Sevgili Peygamberimizin Huneyn harbinde mal ve ganâim (ganimet malı) ve esirler çok alınmıştı.
Siyer müelliflerinin bildirdikleri rakamlara göre: Esirlerin yekûnü altıbine
ulaşıyordu. Bu arada 24 bin deve, 40 bin davar, dörtbin okiyye gümüş
alınmıştı.” (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 7, Sayfa: 97; Mir'ât-ı Kâinât,
Cild 1, Sayfa: 476; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 270)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in hayatını yazan kitaba Siyeri Nebi denir. O
kitabtaki yazılana göre demektir.
*
* *
4- “İmam-ı Ahmed dedi: Bize, Halef Ebû Ma'şer, Said
(ibn-i Ebi Saîd'dir) Ebu Hüreyre (Radiyallâhu Anhu)'den:
- Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ın (evinde) ailesi üzerinden bir ay sonra,
bir ay daha geçerdi. (İki ay
geçerdi.) Evlerinde ateş
yakmazlardı, ne ekmek pişirirlerdi, ne de yemek.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) Hurma, süt vs.. ile geçinirler. Çünkü
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) riyazete, az yemeğe, aç kalmaya çok
önem verirdi.
Hadîs-i Şerif:
“Ey insanoğlu! Karnın tok iken ilim ve
ameli nasıl isteyebilirsin.” (Marifetname, Sayfa: 597) Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'de bir gün aç, bir gün tok kalmayı Allahu Teâlâ'dan istiyor.
(Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 527; Şemail-i Şerif, sayfa: 180)
Hadîs-i Şerif:
«Beni Rabbim yedirir, içirir.» (Kütüb-i
Sitte, Cild 9, Hadîs No: 3137; Sünen-i Ebu Davud, cild 9, Hadis No: 2374) Sizin
aklınız yetmez demektir. Nasıl ki balık karnındaki Yunus (Aleyhis-selam)'u
rızıklandırdığı, (Sure-i Saffat, Ayet 142) Ashab-ı Kehf 'e 309 sene uyuduğu
yerde rızkını verdiği gibi benimkini de aynı öyle verir demektir.
Dediler ki:
- Ey Ebû
Hüreyre! Ne ile yaşarlardı?
- «İki siyah ile: Hurma... Su… Ensardan komşuları vardı.
Allah onları hayır ile mükafatlandırsın. Develeri vardı, süt gönderirlerdi.”
(Şemâil'ür-Resûl, Sayfa: 104)
Şimdi riyazeti tam
yapacağım diyenler 24 saatte bir avucunun dört parmağının dolusu hurma veya
kuru üzüm yer. Veya bir eski büyük çay bardağının dolusu arpa ekmeğinin ununu
veya ekmeğini 24 saatte yer, riyazet yapıyorsa, 3, 5, 10 gün 20, 30 gün, 40
günde bir sefer etli ve tatlı ile karnını doyurur. Sonra riyazetine devam eder.
Hadîs-i Kudsi:
“Ben ilmi açlıkta
koydum, halk onu toklukta arar.” (Marifetname. Sayfa: 597; Envarü'l-Aşıkîn,
Sayfa: 130)
Peygamberler ve
büyük evliyalar normalde yemezler. Gaibten yerler. [Ashâb-ı Kehf ve Yunus
(Aleyhis-selâm) gibi. Musa (Aleyhis-selâm)'nın, İsa (Aleyhis-selâm)'nın
ümmetine havadan bıldırcın, helva geldiği gibi] yahutta bereketli olur. Çok az
bir yiyecekle, çok uzun zaman, çok kimse yer. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'in de ömür boyu yediği budur, başka yemez, aç kalır. Allah'ın kudret
elinden yer. Allah'u Teâlâ bazen de denemek için vermez. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) üç gün aç durur, kimseye halını demez. Allah'u
Teâlâ'da gaibten vermeyince, bazan Ashâbın evine giderdi. Şimdi de bazı kimselerde
aynı bereket vardır. Ama o bereketi kendi de bilmez, belki yanına gelip
yiyenlerde bilmez. Sebebsiz olarak yeme sadece Allahu Teâlâ'nın tam
sevdiklerinde olur. Normalde yeme ise
kafir, mü'min hepsinde vardır.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem), Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), Hazreti Ebu
Bekir (Radiyallahu anhu) aç kaldılar. Camiye geldiler, birbirlerine sordular.
- Seni buraya
getiren ne?
- Açlık dediler.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Öyle ise Eyub El-Ensari'nin
evine gidelim dedi ve gittiler. Eyüb el-Ensari bir koyun kesti ve yedirdi.
(Hayatü's-Sahabe, Cild 1, Sayfa: 276-277)
Aç kalmayı
Allah'u Teâlâ'dan özellikle Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) istedi.
Ya Hazret-i Rabia
yahutta Hazret-i Meryem'den birisi olsa gerek, kırk gün yaprak yedi. Bir gün
buğday ekmeği yedi. «Buğday ekmeğine karnım doyduğu gün iman tadını alamadım»
buyurdu. Biz iman tadını tam alabilmek için onlar gibi çalışmamız lâzım. Azgın,
zalim nefis, kadın olsun, erkek olsun dünyanın hevasına, şehvete ve dünyalığa
heveslenir. Allahu Teâlâ'yı unutur, Açlık onu firenlendirmeye ve Allah'ın
sevmediği kötü amelleri, nefsin hevasına ve şeytanın iğvasına uydurmamaya
yaptırmamaya en büyük önlemdir. Bir katır
veya camız azgın olur, karnı tam doyarsa kapar, teper vurur. İnsanı
sakat eder, onu aç bırakırlar. Bir köpek azgın olursa yine yemeğini kısarlar,
işte nefisde aynıdır.
Hadîs-i Şerif:
«Oruçta nefsin
şehvetini kırıcı özellikler vardır. Bekar olan çok oruç tutsun.” (Sünen-i ibn-i Mace, Cild 5, Hadis No: 1846;
Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 6231; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadîs No: 1394,
Sayfa: 642)