PEYGAMBERİMİZ (Sallallahu aleyhi vesellem)'İN
GEÇMİŞ PEYGAMBERLERİN KİTAPLARINDA ANLATILAN SIFATLARI:

 

 

1- “Hafız el-Beyhaki senediyle Vehb b. Münebbih el-Yemami'den rivayet etmiştir:

«Allah (Azze ve Celle) Musa'yı kendisine Nebi olarak yaklaştırdığı zaman, Musa ona şöyle dedi:

-Ya Rabbi, Tevratta insanlara çıkartılmış olan pek hayırlı bir ümmet görüyorum; ki onlar iyiliği emredip, kötülükten nehyederler, Allah'a iman ederler. Ne olur onları benim ümmetim yap.»

- Onlar, Ahmed'in ümmetidir.» buyurdu.” (Şemail'ür-Resûl, Sayfa: 124; Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 19)

 

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ikiyüz kadar ismi var. Bunlardan; Ahmed, Mahmud, Muhammed, Mustafa, Mürsel büyük isimleridir. Allah'u Teâlâ gökten inen kitapların her birisinde, cennette, gökte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi veselem)'i bu isimlerden biri ile söylüyor.

Tevrattaki ismi Ahmed, (Kütüb-i Sitte, Cild 15, Sayfa: 344; İrşad, Cild 1, Sayfa: 55-56)

Kûr'ân'daki Muhammed, (Sure-i A'li İmran, Ayet 144; Sure-i Ahzab, Ayet 40; Sure-i Fetih, Ayet 29; Sure-i Muhammed, Ayet 2)

İncil'de Ahmed'dir. (Sure-i Saf, Ayet 6; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 302; İrşad, Cild 1, Sayfa: 55-56)

Zebur'da Mahmud'dur. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 316) Diğer kitap ve suhuflarda ayrı ayrı isimleri vardır.

- Rabbim, Tevrat'ta bir ümmet buluyorum ki onlar ümmetlerin sonuncusudurlar. Fakat kıyamet gününde en önde olacaklar. Ne olur onları benim ümmetim yap! diye yalvardı. Allah Teâlâ yine:

- Onlar Ahmed'in ümmetidir» buyurdu.

- Rabbim, Tevrat'ta öyle bir ümmet buluyorum ki İncilleri göğüslerindedir, ezbere onu okuyorlar. Onlardan önce gelenler kitablarına bakarak yüzünden okurlardı, ezberleyemezlerdi. Ne olur onları benim ümmetim yap!

- Onlar Ahmed'in ümmetidir!

- Rabbim, Tevrat'ta öyle ümmet görüyorum ki, önceki kitablara'da son gelen kitaba'da inanıyorlar. Sapıkların başlarıyla savaşıyorlar, hatta yalancı şaşı adamla da (deccalla'da) çarpışacaklar. Ne olur onları benim ümmetim yap.

- Onlar Ahmed'in ümmetidir.

- Rabbim, Tevrat'ta bir ümmet görüyorum: Onlardan biri bir günah işlemek isterse, yazılmaz. Şayet arzu ettiği günahı yaparsa karşılığında tek bir günah yazılır. İçlerinden biri bir sevab işlemek isterse de yapmazsa, karşılığında bir sevab yazılır. Şayet yaparsa, karşılığında on mislinden yediyüz katına kadar yazılır.  Ne olur onları benim ümmetim yap.

- Onlar Ahmed'in ümmetidir.

- Rabbim, Tevrat'ta bir ümmet görüyorum: Dualarının kabul edilmesini isterler ve kendileri için duaları kabul edilir. Ne olur onları benim ümmetim kıl.

- Onlar Ahmed'in ümmetidir, buyurdu.” (Şemâil'ür-Resûl, Sayfa: 124-125; Şevahid'ün-Nübüvve, Sayfa: 19)

 

Her peygamberin kendi suhufunda Allahu Teâlâ Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i  o ümmetlere karşı övüyor. Allahu Teâlâ ilk mevlidi, yani Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i ilk övmeyi bu suhuflarda söylüyor. Aynı Kur'an-ı Kerim'de ki övdüğü gibi İncil'de, Tevrat'ta, Zebur'da övüyor. Hali ile mevlid'de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i övmedir. O zaman Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i ilk öven Allahu Teâlâ oluyor.

 

*  *  *

 

2- “Vehb b. Münebbih, Davud (Aleyhis-selâm)'un kıssasında ve Zebur'da ona vahyedileni de anlattı:

«Ey Davud! Senden sonra bir peygamber gelecek, adı: Ahmed ve Muhammed…Hem sadık hem de Seyyid olacak. Ona ebediyyen kızmayacağım, O da beni katiyyen öfkelendirmeyecek. Bana asi olmadan önce onun geçmiş ve gelecek günahlarının tümünü bağışladım. Ümmeti esirgenmiştir. Onlara Peygamberlere verdiğim gibi nafile (ibadetler) vereceğim.

İşte nafile ibadet bir nevi bizlere mecburidir.

 

Nebi ve Resûllere farz kıldıklarımı onlara da farz kılacağım. Hatta kıyamet gününde huzuruma geldiklerinde nurları peygamberlerin nuru gibi olacak. (Şemail-i Resûl, Sayfa: 124-125; Şevahid'ün-Nübüvve, Sayfa: 19)

 

Onların nurları önlerinde sağlarında olur. (Sûre-i Hadid, Ayet 12) Allahu Teâlâ Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in  ümmetine diğer peygamberlerden farklı olarak farzlar emretmiştir. (kitabımızda geniş açıkladık) Peygamberlere farz kıldığımı onlarada farz kılacağım demek; evvelki peygamberlere ve evvelki ümmetlere farz kıldıklarımı demektir. Yoksa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ki hepsinden hassas ve hiç kimseye farz kılınmayanlardır

Ganimet malı hiç bir peygambere helâl değildi, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e  helâldır. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4015; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 2, Hadîs No: 223)

Sen herkesten fazla bir vakit namaz kıl. (Sure-i Müzemmil, Ayet 2, 4. 20) emrine göre teheccüt namazı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e farzdır vb.. çoktur.

 

 Onlara (onun ümmetine) her namaz için temizlenmelerini (abdest almalarını) farz kıldım; tıpkı onlardan önce gelen peygamberlere farz kıldığım gibi, kendilerinden önce gelen peygamberlere emrettiğim gibi, cenabetten yıkanmalarını da emrettim. (Sure-i Maide, Ayet 6) Kendilerinden önce gelen peygamberlere emrettiğim gibi, haccı onlarada emrettim. (Sure-i Hacc, Ayet 27-28) Kendilerinden önce gelen peygamberlere emrettiğim gibi, cihadı da onlara emrettim. (Sure-i Tevbe, Ayet 73)

Ey Davud! Ben Muhammedi ve ümmetini bütün ümmetlere üstün kıldım. Başka ümmetlere vermediğim altı hasleti onlara verdim:

1)- Hata ve nisyanlarından (unutmalarından) dolayı onları muahaze etmeyeceğim.

2)- Kasıdsız irtikâb ettikleri (yaptıkları) günahları. Bana istiğfar ettikleri takdirde kendileri için bağışlayacağım.”

3)- Cân-ı gönülden âhiret için yaptıkları amelleri onlar için kat kat olarak kabul edip, kat kat sevabla hatta daha üstünüyle onlara mukabele edeceğim.

4)- Belâ ve musibetlere karşı sabredip: (İnnâ lillahi ve inna ileyhi raciûn) “Biz Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz” dedikleri zaman, bunun karşılığında onlara, rahmet, esirgeme ve nimeti bol cennetlere sevk-ü hidayet gibi (mânevi değerleri pek büyük olan nimetleri) ihsan edeceğim.

5)- Bana duâ ettiklerinde duâlarına icabet edeceğim. Bunun karşılığını ya hemen görecekler. Yahud kendilerine gelecek bir kötülüğü önleyeceğim, ya da onlar için ahirette çok büyük nimetler saklayacağım.

6)- Ey Davud Muhammed ümmetinden her kim (Lâ ilahe ilallahu vahdehu lâ şerike leh) diyerek bunu can-ı gönülden söyleyerek bana kavuşursa o cennetimde ve kerametimde benimle beraber olacak. Her kim de Muhammedi veya getirdiği kitabı yalanlamış, üstelik kitabımla alay etmiş olarak bana kavuşursa, kabirde ona azabı döktükçe dökeceğim. Kabrinden dirilirken melekler habire yüzüne ve poposuna vuracaklar. Sonra da onu ateşin en alt tabakasına sokacağım.” (Şemâil-i Resûl, Sayfa: 125-126)

 

Kûr'ân-ı Kerim'de Abese sûresi Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e tekdir halinde indi. Bu Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i ayıktırmak içindi. Yoksa Allah'u Teâlâ'nın Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e öfkelendiğinden değildi.

Allah'u Teâlâ Yunus (Aleyhis-selâm)'a öfkelendi, balığın karnına gönderdi. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 196) Adem (Aleyhis-selâm)'e öfkelendi dünyaya indirdi. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 40-42; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 111)

Yakub (Aleyhis-selâm)'a namazda Yusuf'a baktığı için onu kendinden ayırdı ve gözlerini aldı. Musa (Aleyhis-selâm)'ya köpeği huzuruma en kötü diye getirse idin, seni Peygamberlikten silerdim. Allahu Teâlâ Tûr'u Sina'ya yaklaşınca köpeği bıraktın, ipi kendi boynuna taktın,  onun için seni affettim. Allah'u Teâlâ bu peygamberlere karşı gadablandı. Sonra affetti.

Davud (Aleyhis-selâm) günah işledi, Allah'ın gadabını kazandı, tövbe etti, affoldu.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ki onların ki gibi değil, sadece ikaz yollu olup, Allah'u Teâlâ'nın öfkelenmemesidir.

Peygamberlerde ismet sıfatı var, onlar hata işlemez derler. Onun için Davud (Aleyhis-selam) hakkında tefsirlerde Hürre Pehlivanın karısına aşık olup, harbe gönderip, şehid ettirdiğini yalanlayanlara:

Davud (Aleyhis-selam), Allah'u Teala'dan derecesinin yükselmesini istedi. Allahu Teâlâ derecesini yükseltmek için ilk defa Hürre pehlivanı harbe gönderdi. Yiyecek, erzak verdirmedi. Büyük günah işledi. Çünkü Davud (Aleyhis-selam)'un günahı çok az veya yoktu. Çok büyük günah yazdı. Sonradan o günahları sevaba çevirdi. Allahu Teâlâ öyle murad etti, öyle yaptı.  Sözümüze itiraz edenlere derim ki:

- Kur'an-ı Kerim'de ayet: «Tövbe eden ve iman eden ve salih amel ile amelde bulunan müstesna. Artık Allah onların günahlarını sevablara tebdil eder ve Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyici bulunmaktadır. (Sure-i Furkan, Ayet 70) Bu ayeti okusunlar ve yeniden başka mana versinler. O öyle değil demeyi kabul etmiyorum. Daha iyi güzel mana versinler. Bizim dediğimiz doğru, gerçek ayetle sabittir. Yoksa Davud (Aleyhis-selâm) o günahı işlemese o günahlarda sevaba çevrilmese o dereceyi alamazdı. Allahu Teâlâ kendisinin derecesini yükseltip en yücelerden eyledi.

Musa (Aleyhis-selam) öldürdüğü adam bana karşı geldiği için bunu affet, ben öldürdüğüm için de beni affet dedi. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 113),  Allahu Teâlâ tövbesini kabul etti.

Bunlar evvelki Peygamberlerin ümmetlerinde de vardı. Ama Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ümmetine Allah'u Teâlâ'nın tanıdığı imkânlar, toleranslar onlarda yoktu. Misalde onların ibadet ve taatı, yol yapımında kazma ve kürek ile, çalışa çalışa, kazanan gibi, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ümmeti büyük dozer ile çalışan gibidir.

Başka ümmetlerde  olmayan sadece Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hatırı için onun ümmetine özel olarak,  Allahu Teâlâ'nın verdiği bir çok kolaylıklar ve bir çok meziyetler vardır.

 

Rivayetlere göre;

Adem (Aleyhis-selâm) affı için yüz, iki yüz veya üçyüz sene ağladı, günahı affoldu.  (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 112)

Davud (Aleyhis-selâm) gözünün yaşından ot bitti, ot büyüdü tohum tuttu, tohum döküldü tekrar ot bitti, o otta tohum verdi. Günahı af oldu.  (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 252)

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ümmetine o kadar uzun süre tövbe etmesi verilmedi. Mesela:

Hazret-i Ömer'in tevbesi, (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 670)

Ebû Cehil'in oğlunun tövbesi  gibi günahları bir anda af oldu ve sevaba çevrildi. (Sure-i Furkan, Ayet 70) Bu şekildeki bir af  başka ümmetlerde yoktur.

 

*  *  *

 

3- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuştur:

- Nefsim yed'i kudretinde olan (Allah'a) yemin ederim ki bu ümmetten Yahudi ve Nasrani'den beni her kim duyupta bana iman etmezse mutlaka cehenneme girer.» [Şemâil-i Resûl, Sayfa: 351-352; Sahih-i Müslim, Cild 1, Hadîs No: 240 (153), Sayfa: 201]

 

*  *  *

 

4- “Allah Musâ (Aleyhis-selâm)'ya vahyetmiştir:

- İsrail oğullarına söyle: Akrabalarından senin gibi ey Musa, bir peygamber ikame edeceğim. Vahyimi onun ağzında kılacağım. Siz ona tâbi olacaksınız!

Musa (Aleyhis-selâm) ömrünün sonlarına doğru (ki bu Tih yıllarının 39. yıllarında idi.) İsrail oğullarına hitab edip onlara Allah'ın kendilerine yapmış olduğu ihsanı ve iyilik günlerini hatırlattı. Sonra şöyle dedi:

- Şunu iyi bilin ki, Allah size, akrabanızdan beni size gönderdiği gibi bir peygamber gönderecektir. Size iyiyi emredip kötüden nehyedecek, size hoş ve güzel olan şeyleri helâl kılacak, çirkin ve murdar olan şeyleri de haram kılacak… Kim ona asi gelirse dünyada rüsvaylık, ahirette de elim bir azabla cezalandıracaktır.” (Şemâil-i Resûl, Sayfa: 355)

 

 

DAVUD (Aleyhis-selâm)'UN ZEBURUNDA:

 

Zebur'da Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) şöyle anlatılmaktadır: Peygamberliği ve daveti yayılacak emirleri bir denizden öbür denize kadar geçerli olacak. Bütün uzak ülkelerden ona krallar kurban ve hediyelerle gelecekler. O muztar ve güç durumda olanı kurtaracak milletlerden sıkıntıyı bertaraf edecek, yardımdan mahrum olan güçsüzü kurtaracak. Ona her zaman salât-ü selâm getirilecek. Allah ona her gün bereket yağdıracak şanı ilel ebed devam edecek…» ” (Şemâil-i Resûl, Sayfa: 357) İşte bu vasıflar tıpa tıp Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'e uymaktadır.

 

 

İLYAS (Aleyhis-selâm)'IN SUHUFUNDA:

 

1- «Arkadaşlarından bir cemaatle seyahata çıktı. Hicaz ülkesindeki Arabları görünce yanındakilere şöyle dedi:

- Şunlara bakın! Şübhesiz onlar büyük kalelerinize sahib olacaklar. Dediler ki:

- Ey Allah'ın Nebisi! Onların mabudu ne olacak?

- Onlar her yüksek tepede Rabb'ül-İzzete saygı göstereceklerdir! dedi.» ” (Şemail-i Resûl, Sayfa: 358)

Bu da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetidir.

 

 

ERMİYA (Aleyhis-selâm)'NIN SUHUFUNDA:

 

1- «Güneyden zuhur eden bir yıldız! Şuaları yıldırımlardır… İşleri mucizelerdir. Ona bütün dağlar dümdüz olmuştur. Bununla murat, hiç şübhesiz Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'dir.

İncil'de İsa (Aleyhis-selâm) der ki:

«Şübhesiz ben yüksek cennetlere çıkıyorum. Size Hakk'ın ruhu olan Farakliti göndereceğim. O size her şeyi öğretecek. Kendi nefsinden hiç bir şey söylemeyecek.»

Burada ki «Faraklit»'den murad hiç şübhe yok ki Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'dir.

Yukarda geçen ayet-i kerimede de buna işaret edilmiştir: «Benden sonra gelecek olan bir Resûlü (ki adı Ahmed'dir) müjdeleyici olarak…» (Sure-i Saf, Ayet 6) (Şemâil'ür-Resûl, Sayfa: 359)

 

*  *  *

 

2- «Hafız Ebû Bekr el-Beyhakî dedi:

Bize, Hafız Ebu Abdullah Muhammed b. Musa b. Et-Tufeyl, Ebu'l-Abbas Muhammed b. Ubeydullah b. Ebi Dâvud el-Münadi, Yunus b. Muhammed el-Mueddeb, Salih b. Ömer, Asim b. Küleyb, babası el-Gelban ibn-i Asim'den:

«Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yanında oturuyorduk. Aniden bir adam gördü ve onu çağırdı. Üzerinde gömlek, şalvar, ayaklarına da pabuç giymiş olan bir yahudi çıkageldi.

- Ya Resûlullah! demeye başladı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ona:

- Benim Allah Resûlü olduğuma şehadet getiriyor musun? diye sordu.

- Ya Resûlullah!'dan başka bir şey demiyordu. Allah Resûlü (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) O'na:

- Allah Resûlü olduğuma şehadet getiriyor musun? dedikçe kaçınıyordu.

 Nihayet Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) sordu:

- Tevrat okuyor musun?

- Evet!

- İncil?

- Evet. Muhammedin Rabbi Hakkı için istese idim Furkan'ı da (Kur'an-ı Kerim'i de)  okurdum.

Tevrat ve İncil'i indiren onlarla bir çok şeyi de halk eden Allah aşkına (doğru söyle) beni o ikisinde buluyor musun?

- Senin sıfatını buluyoruz. Çıktığın yerden çıkacak. Onun aramızda olmasını umuyorduk. Sen çıkınca gördük ki şüphesiz o sensin. Görünce bir de baktık ki sen orada değilsin.

- Nereden? diye sordu.

- Ümmetinden yetmiş bin kişinin hesabsız cennete gireceğini buluyoruz. Ancak siz (bu sayıdan) azsınız! Bunun üzerine Allah'ın Resûlü tehlil, tekbir getirdi. Tehlil, tekbir getirdi… Sonra şöyle buyurdu:

- Muhammedin canı elinde olana yemin ederim ki ben şüphesiz O'yum! Ümmetimden de yetmiş, yetmiş, yetmiş binden fazla… (hesabsız cennete girecek demek istemiştir.)” (Şemâil'ür-Resûl, Sayfa: 360-361)

 

Diğer bir Hadis-i Şerif'te de: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

Benim ümmetimden yetmişbin kişi hesabsız cennete girer. Her biriside cehenneme müstehak olmuş kimselerden olur. Aynı zamanda her bin ile birlikte yetmişbin ve Rabbimin tutamlarından üç tutam vaad etti, buyuruyor. (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2554; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 10, Hadîs No: 4286) buyuruyor.

 

 

ŞAYA'NIN SUHUFUNDA:

 

1- Bu konuya uzunca olarak temas edilmiş. Hatta orada İsrail oğulları kınanmaktadır şöyle buyurulmuştur:

«Ben size ve bütün milletlere öyle bir peygamber göndereceğim ona güzel yüz ve iyi ahlak vereceğim. Sükunet (ve vakar) onun libası, iyilik onun şiarı olacak.

Yüreğinde takva, kafasında hikmet, tabiatında vefa, sîretinde adalet, şeriatında Hakk (ve hakikat) olacaktır. Onun milleti hidayet üzere olacak. Dîn-i islam, Kitabı Kur'an, ismi de Ahmed olacaktır. Onunla insanlığı dalaletten, hidayete erdireceğim. İnsanlığı düştüğü perişanlıktan onunla kaldıracağım. İhtilafa düşüp darmadağınık olanları onunla bir araya getireceğim. Ayrı ayrı düşüncelerde olan kalpleri onunla telif edeceğim. Ümmetini, insanlığa çıkartılmış olan ümmetlerin en iyisi kılacağım. Kanları akıtılmayacak. İncilleri (kitapları) göğüslerinde (ezberlerinde) olacak. Onlar geceleri kaim olacaklar. Gündüzleri de (harb alanlarında) birer aslan kesilecekler. İşte bu Allah'ın fazlı ihsanıdır. Dilediğine onu verir. Allah büyük bir fazlü ihsan sahibidir.” (Sure-i Hadid, Ayet 21; Şemail'ür-Resûl, Sayfa: 357-358)

 

*  *  *

 

2- “Beyhaki dedi: Hakim, El-Esam, Ahmed b. Abdu'l-Cebbâr, Yunus b. Bukeyr, İbn-i İshak, Muhammed b. Sâbit b. Şurahbil, Ümmi'd-Derda (Radiyallâhu Anhu)'dan:

Ka'bu'l-Ahbar'a sordum:

-Tevrat'ta Allah Resulü (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'nün sıfatını nasıl bulursunuz?

- Şöyle buluruz: Muhammed Allah'ın Resûlü'dür. İsmi Mütevekkildir.

Kaba ve haşin değildir. Çarşı ve sokaklarda yüksek sesle konuşup, gürültü çıkaran değildir.

 

Şimdi Avrupa'da çarşıda, pazarda çok hafif sesle konuşulduğunu, bununda Medeniyetten ileri geldiğini iddia ederler.  Halbuki bizzat  bu Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ahlakı ve sünnetidir. Bizim yapacağımız sünneti onlar yapıyorlar.

 

Kendisine anahtarlar verilmiştir. Allah onunla kör gözleri gördürür, ağır işiten kulakları duyurur. Eğri büğrü dilleri doğrultur. O diller nihayet: «Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh» derler. Mazluma yardım eder. Onun felakete düşmesine mani olur.” (Şemâil'ür-Resûl, Sayfa: 123)

 

Ka'bûl Ahbar'ın aslı Hristiyan olup daha sonra Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ahir zaman Hakk Peygamberi olduğunu kabul edip, islâm dînine dönmüştür. Tevratı çok fazla okumuş, her sorulan soruya Tevratla cevap verecek şekilde yetişmiş idi. O zamanda İncil, Tevrat, Zebur şimdiki gibi bozulmamış, fakat amel edilmeyecek şekilde bozulmuştu. Onun için bir çok zamanlar Ka'bu'l Ahbar'dan soru sorarlardı.

 

*  *  *

 

3- Allah'a hamd ederim o Allah ki şanı yücedir. Bütün âlem-i insan için, insanı da kendisi için yaratmıştır.

Allah'u Teâlâ peygamberlerin binasına onunla başladı ve onunla sona erdirdi.

Bütün ahkamı içinde topladığı Kur'an-ı Azimi ona indirdi. Onun vasıflarını Kur'an'da açıkladığı gibi Tevrat, İncil ve Zebur'da da açıkladı.

 

Allahu Teâlâ en evvela kendi nurundan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in nurunu yarattı. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 19; İrşad, cild 1, Sayfa: 49) Onunla başladı dediği odur. Onunla bitti dediği yine en son Peygamber Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir.

İncil'de de, Tevrat'ta da, Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem) ve onun Cihar-ı yarı vasıfları ile övülmüştür. (Sure-i Fetih, Ayet 29) 

 

Onu her yönü ile olgunlaştırdı. Liva'ül-Hamd ve Makam-ı Mahmud'u ona vermekle ins ile cinnin peygamberi, dünya ve ahiretin nuru oldu. Gabe Kavseyn'in sırrına yani manen iki ok miktarı Allah'a yaklaşmakla âlemlerin sultanı oldu.

Allah'u Teâlâ Resûl-ü Ekrem hakkında:

Elif, Lam, Mim. O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Ezeli ve ebedi hayat ile bakidir. Zat ve kemâl sıfatları ile her şeye hakim olup, bütün varlıklar onunla kâimdir. Kendisinden önce ki kitapları teyid eder. Hakk kitabı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncili'de indirmişti. O doğruyu yanlıştan ayıran kitabı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür. Mazlumların öcünü alır buyurmuştur. (Ali imran, Ayet 1-4)

Bir kudsi hadîste şöyle buyurulmuştur:

- Ey Habibim! Eğer sen olmasa idin ben eflakı yaratmazdım.” (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 238-239; İrşad, Cild 1, Sayfa: 51-52)

 

Bir çok övücü ayetler, şifreler vb.. söylüyor bir tanesi de:

Elif: Allah; Lam: Lehül mülk, bütün mükevvenat; Mim: Muhammed, bunlara yemin ederim diyor. Diğer söyleyeceklerini ondan sonra söylüyor.  

Bütün mükevvenatın, yaratılan her şeyin tamamına birden eflak denir. Tek kürre'ye, tek dünya'ya, tek yıldız'a felek denir. Eflak hepsinin toplumudur.

 

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU