DAVUD (Aleyhis-selâm)'UN ZEBURUNDA:

 

Zebur'da Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) şöyle anlatılmaktadır: Peygamberliği ve daveti yayılacak emirleri bir denizden öbür denize kadar geçerli olacak. Bütün uzak ülkelerden ona krallar kurban ve hediyelerle gelecekler. O muztar ve güç durumda olanı kurtaracak milletlerden sıkıntıyı bertaraf edecek, yardımdan mahrum olan güçsüzü kurtaracak. Ona her zaman salât-ü selâm getirilecek. Allah ona her gün bereket yağdıracak şanı ilel ebed devam edecek…» ” (Şemâil-i Resûl, Sayfa: 357) İşte bu vasıflar tıpa tıp Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'e uymaktadır.

 

 

İLYAS (Aleyhis-selâm)'IN SUHUFUNDA:

 

1- «Arkadaşlarından bir cemaatle seyahata çıktı. Hicaz ülkesindeki Arabları görünce yanındakilere şöyle dedi:

- Şunlara bakın! Şübhesiz onlar büyük kalelerinize sahib olacaklar. Dediler ki:

- Ey Allah'ın Nebisi! Onların mabudu ne olacak?

- Onlar her yüksek tepede Rabb'ül-İzzete saygı göstereceklerdir! dedi.» ” (Şemail-i Resûl, Sayfa: 358)

Bu da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetidir.

 

 

ERMİYA (Aleyhis-selâm)'NIN SUHUFUNDA:

 

1- «Güneyden zuhur eden bir yıldız! Şuaları yıldırımlardır… İşleri mucizelerdir. Ona bütün dağlar dümdüz olmuştur. Bununla murat, hiç şübhesiz Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'dir.

İncil'de İsa (Aleyhis-selâm) der ki:

«Şübhesiz ben yüksek cennetlere çıkıyorum. Size Hakk'ın ruhu olan Farakliti göndereceğim. O size her şeyi öğretecek. Kendi nefsinden hiç bir şey söylemeyecek.»

Burada ki «Faraklit»'den murad hiç şübhe yok ki Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'dir.

Yukarda geçen ayet-i kerimede de buna işaret edilmiştir: «Benden sonra gelecek olan bir Resûlü (ki adı Ahmed'dir) müjdeleyici olarak…» (Sure-i Saf, Ayet 6) (Şemâil'ür-Resûl, Sayfa: 359)

 

*  *  *

 

2- «Hafız Ebû Bekr el-Beyhakî dedi:

Bize, Hafız Ebu Abdullah Muhammed b. Musa b. Et-Tufeyl, Ebu'l-Abbas Muhammed b. Ubeydullah b. Ebi Dâvud el-Münadi, Yunus b. Muhammed el-Mueddeb, Salih b. Ömer, Asim b. Küleyb, babası el-Gelban ibn-i Asim'den:

«Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yanında oturuyorduk. Aniden bir adam gördü ve onu çağırdı. Üzerinde gömlek, şalvar, ayaklarına da pabuç giymiş olan bir yahudi çıkageldi.

- Ya Resûlullah! demeye başladı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ona:

- Benim Allah Resûlü olduğuma şehadet getiriyor musun? diye sordu.

- Ya Resûlullah!'dan başka bir şey demiyordu. Allah Resûlü (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) O'na:

- Allah Resûlü olduğuma şehadet getiriyor musun? dedikçe kaçınıyordu.

 Nihayet Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) sordu:

- Tevrat okuyor musun?

- Evet!

- İncil?

- Evet. Muhammedin Rabbi Hakkı için istese idim Furkan'ı da (Kur'an-ı Kerim'i de)  okurdum.

Tevrat ve İncil'i indiren onlarla bir çok şeyi de halk eden Allah aşkına (doğru söyle) beni o ikisinde buluyor musun?

- Senin sıfatını buluyoruz. Çıktığın yerden çıkacak. Onun aramızda olmasını umuyorduk. Sen çıkınca gördük ki şüphesiz o sensin. Görünce bir de baktık ki sen orada değilsin.

- Nereden? diye sordu.

- Ümmetinden yetmiş bin kişinin hesabsız cennete gireceğini buluyoruz. Ancak siz (bu sayıdan) azsınız! Bunun üzerine Allah'ın Resûlü tehlil, tekbir getirdi. Tehlil, tekbir getirdi… Sonra şöyle buyurdu:

- Muhammedin canı elinde olana yemin ederim ki ben şüphesiz O'yum! Ümmetimden de yetmiş, yetmiş, yetmiş binden fazla… (hesabsız cennete girecek demek istemiştir.)” (Şemâil'ür-Resûl, Sayfa: 360-361)

 

Diğer bir Hadis-i Şerif'te de: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

Benim ümmetimden yetmişbin kişi hesabsız cennete girer. Her biriside cehenneme müstehak olmuş kimselerden olur. Aynı zamanda her bin ile birlikte yetmişbin ve Rabbimin tutamlarından üç tutam vaad etti, buyuruyor. (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2554; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 10, Hadîs No: 4286) buyuruyor.

 

 

ŞAYA'NIN SUHUFUNDA:

 

1- Bu konuya uzunca olarak temas edilmiş. Hatta orada İsrail oğulları kınanmaktadır şöyle buyurulmuştur:

«Ben size ve bütün milletlere öyle bir peygamber göndereceğim ona güzel yüz ve iyi ahlak vereceğim. Sükunet (ve vakar) onun libası, iyilik onun şiarı olacak.

Yüreğinde takva, kafasında hikmet, tabiatında vefa, sîretinde adalet, şeriatında Hakk (ve hakikat) olacaktır. Onun milleti hidayet üzere olacak. Dîn-i islam, Kitabı Kur'an, ismi de Ahmed olacaktır. Onunla insanlığı dalaletten, hidayete erdireceğim. İnsanlığı düştüğü perişanlıktan onunla kaldıracağım. İhtilafa düşüp darmadağınık olanları onunla bir araya getireceğim. Ayrı ayrı düşüncelerde olan kalpleri onunla telif edeceğim. Ümmetini, insanlığa çıkartılmış olan ümmetlerin en iyisi kılacağım. Kanları akıtılmayacak. İncilleri (kitapları) göğüslerinde (ezberlerinde) olacak. Onlar geceleri kaim olacaklar. Gündüzleri de (harb alanlarında) birer aslan kesilecekler. İşte bu Allah'ın fazlı ihsanıdır. Dilediğine onu verir. Allah büyük bir fazlü ihsan sahibidir.” (Sure-i Hadid, Ayet 21; Şemail'ür-Resûl, Sayfa: 357-358)

 

*  *  *

 

2- “Beyhaki dedi: Hakim, El-Esam, Ahmed b. Abdu'l-Cebbâr, Yunus b. Bukeyr, İbn-i İshak, Muhammed b. Sâbit b. Şurahbil, Ümmi'd-Derda (Radiyallâhu Anhu)'dan:

Ka'bu'l-Ahbar'a sordum:

-Tevrat'ta Allah Resulü (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'nün sıfatını nasıl bulursunuz?

- Şöyle buluruz: Muhammed Allah'ın Resûlü'dür. İsmi Mütevekkildir.

Kaba ve haşin değildir. Çarşı ve sokaklarda yüksek sesle konuşup, gürültü çıkaran değildir.

 

Şimdi Avrupa'da çarşıda, pazarda çok hafif sesle konuşulduğunu, bununda Medeniyetten ileri geldiğini iddia ederler.  Halbuki bizzat  bu Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ahlakı ve sünnetidir. Bizim yapacağımız sünneti onlar yapıyorlar.

 

Kendisine anahtarlar verilmiştir. Allah onunla kör gözleri gördürür, ağır işiten kulakları duyurur. Eğri büğrü dilleri doğrultur. O diller nihayet: «Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh» derler. Mazluma yardım eder. Onun felakete düşmesine mani olur.” (Şemâil'ür-Resûl, Sayfa: 123)

 

Ka'bûl Ahbar'ın aslı Hristiyan olup daha sonra Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ahir zaman Hakk Peygamberi olduğunu kabul edip, islâm dînine dönmüştür. Tevratı çok fazla okumuş, her sorulan soruya Tevratla cevap verecek şekilde yetişmiş idi. O zamanda İncil, Tevrat, Zebur şimdiki gibi bozulmamış, fakat amel edilmeyecek şekilde bozulmuştu. Onun için bir çok zamanlar Ka'bu'l Ahbar'dan soru sorarlardı.

 

*  *  *

 

3- Allah'a hamd ederim o Allah ki şanı yücedir. Bütün âlem-i insan için, insanı da kendisi için yaratmıştır.

Allah'u Teâlâ peygamberlerin binasına onunla başladı ve onunla sona erdirdi.

Bütün ahkamı içinde topladığı Kur'an-ı Azimi ona indirdi. Onun vasıflarını Kur'an'da açıkladığı gibi Tevrat, İncil ve Zebur'da da açıkladı.

 

Allahu Teâlâ en evvela kendi nurundan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in nurunu yarattı. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 19; İrşad, cild 1, Sayfa: 49) Onunla başladı dediği odur. Onunla bitti dediği yine en son Peygamber Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir.

İncil'de de, Tevrat'ta da, Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem) ve onun Cihar-ı yarı vasıfları ile övülmüştür. (Sure-i Fetih, Ayet 29) 

 

Onu her yönü ile olgunlaştırdı. Liva'ül-Hamd ve Makam-ı Mahmud'u ona vermekle ins ile cinnin peygamberi, dünya ve ahiretin nuru oldu. Gabe Kavseyn'in sırrına yani manen iki ok miktarı Allah'a yaklaşmakla âlemlerin sultanı oldu.

Allah'u Teâlâ Resûl-ü Ekrem hakkında:

Elif, Lam, Mim. O Allah ki O'ndan başka ilah yoktur. Ezeli ve ebedi hayat ile bakidir. Zat ve kemâl sıfatları ile her şeye hakim olup, bütün varlıklar onunla kâimdir. Kendisinden önce ki kitapları teyid eder. Hakk kitabı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncili'de indirmişti. O doğruyu yanlıştan ayıran kitabı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür. Mazlumların öcünü alır buyurmuştur. (Ali imran, Ayet 1-4)

Bir kudsi hadîste şöyle buyurulmuştur:

- Ey Habibim! Eğer sen olmasa idin ben eflakı yaratmazdım.” (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 238-239; İrşad, Cild 1, Sayfa: 51-52)

 

Bir çok övücü ayetler, şifreler vb.. söylüyor bir tanesi de:

Elif: Allah; Lam: Lehül mülk, bütün mükevvenat; Mim: Muhammed, bunlara yemin ederim diyor. Diğer söyleyeceklerini ondan sonra söylüyor.  

Bütün mükevvenatın, yaratılan her şeyin tamamına birden eflak denir. Tek kürre'ye, tek dünya'ya, tek yıldız'a felek denir. Eflak hepsinin toplumudur.

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU