PEYGAMBERİMİZ (Sallallahu aleyhi vesellem)'İN
 VEFATI

 

 

1- “İşte Aişe (Radiyallâhu Anhu): Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) sekerat zamanında şöyle dedi:

- Bana Habibimi çağırın. Ben de dedim ki:

Bunun üzerine ona Ömer'i çağırdılar. Ona kalktı dedi ki:

- Bana Habîbi mi çağırın. Ben de dedim ki:

- Yazık bilemediniz, Ali'yi çağırın. Onu gördüğü zaman üzerindeki elbiseyi çıkardı ve ona giydirdi. Böylece ona bakmaya devam etti. Nihayet eli onun üzerinde olduğu halde ruhunu teslim etti.” (Berikâ, Cild 2, Sayfa: 92)

 

*  *  *

 

2- “Cebrail (Aleyhis-selâm) veda etti ve:

- Ey Muhammed! Ey Ahmed! Şimden sonra vahiy için bir daha gelmem ve Hakk Teâlâ'nın haberini yeryüzüne getirmem. Benim maksud ve matlûbum sen idin ya Resûlullah» dedi.” (Altı Parmak kitabı, Sayfa: 753)

 

Cebrail (Aleyhis-selâm): Herhangi bir yeri harab etmek için, herhangi bir ibadetçiyi ayıktırmak için, herhangi bir harpte müslümanlara zafer kazandırmak için, insanları ikaz ve irşad için, vahiy getirme dışında her şey için gelir. Bazı kimseler; peygambermiş gibi geçinirler, kendilerine vahiy geldiğini iddia ederler. İşte bunlar tamamen yanlıştır, yalandır.

 

*  *  *

 

3- “Bu arada Hazret-i Ebû Bekir:

- Yâ Resûlullah, bir emr-i Hak vukuunda seni kim yıkasın? diye sordu.

Resûl-i Ekrem:

- Amcâzadem Ali yıkasın, Abbâs'ın oğlu Fazl da suyumu döksün. Beni kefenleyip mezarım başına getirdiğiniz vakit öylece bir zaman bekleyin, zira ilk olarak benim namazımı Rabbim kılar, yâni bana rahmet eder. Sonra melekler, sonra Ehl-i beytim ve daha sonra da bütün müslümanlar kılsınlar, buyurdu.” (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 314; İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 843; Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 761)

 

*  *  *

 

4- “Önce sizden imam ve en yakın Ehl-i beytim gelsin. Erkeklerden sonra da kadınlar ve sonra da çocuklar gelsin, buyurdu. Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu):

- Sizi mezâra kim koyacak, ya Resûlullah, diye sordu. Resûl-i Ekrem:

- Ehl-i beytimden en yakın olan bir kaç kişi. Ayrıca sizin görmediğiniz bir çok melekler de bu işe katılır. Şimdi kalkın benden sonrakilere duyurun, buyurdu.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Hadîs No: 585, Sayfa: 843)

 

*  *  *

 

5- “Bütün bunları dinleyen Hazret-i Fâtıma hüngür hüngür ağlayarak:

- Seni kıyâmet günü nerede bulurum? diye sordu.

Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Beni terazi başında bulursun. Orada ümmetimin amelini gözlerim, buyurdu.

Hazret-i Fâtıma:

- Orada bulamazsam, nerede arayayım? diye sordu.

Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Havzın başında bulursun, orada ümmetimin susuzlarına su dağıtırım, buyurdu.

- Ya orada da bulamazsam, ne yaparım? diye sordu.

Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Beni sırat köprüsünde bulursun, çoğunlukla oradayım ve ümmetimin sâlimen köprüden geçmesi için Allah'a yalvarırım, buyurdu.” (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 315; Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadîs No: 5087)

 

*  *  *

 

6- “Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in Hazret-i Fâtıma'yı önce ağlatan sonra güldüren gizli haberi:

Yine Hazret-i Aişe der ki; Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yanında oturuyordum. Resûlullah Fâtıma'yı çağırttı.

Fâtıma, yürüyerek geldi. Onun yürüyüşü, Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yürüyüşünü andırırdı.

Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Merhaba hoş geldin kızım! buyurduktan ve onu, sağına veya soluna oturttuktan sonra, kendisine gizlice bir şey söyledi.

Fâtıma ağladı.

Sonra ona gizlice bir şey daha söyledi.

Bu defa da Fâtıma güldü.

Ben, bu günkü gibi, gülmenin ağlamaya, sevinmenin üzülmeye, bu derece yakın olduğunu görmemiştim!

Fâtıma'ya bu ağlamasının ve gülmesinin sebebini sordum.

- Tutulduğu hastalığı neticesinde vefat edeceğini haber verdi. Buna, ağladım.

Sonra, ev halkının kendisine ilk kavuşup katılanı, ben olacağımı haber verince de, güldüm! dedi.” [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 54-55]

 

*  *  *

 

7- “Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in hastalığı ağırlaşınca, Hazret-i Fâtıma Peygamberimizi bağrına basıp:

- Vay Babamın çektiği ıztırâba! diyerek ağlamaya başlamıştı.

Peygamberimiz, ona:

- Bu günden sonra babanın üzerinde hiç ıztırap kalmayacak! Ey kızım sakın ağlama! Ben öldüğüm zaman (İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn!) de! Her ölenin yerine bir karşılık vardır, buyurdu. Hazret-i Fâtıma:

- Senin yerine de var mı? diye sordum. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Evet benim yerime de var! buyurdu.” [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 58-59; İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 845; Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 761; Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 311]

 

*  *  *

 

8- “İbn-i Abbas der ki; Abbas Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in hastalığında ziyarete gelmişti.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i kaldırıp serîr'inin üzerine oturttu.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ona:

- Ey amuca! Allah da, seni yükseltsin! diyerek duâ buyurdu. Abbas:

- Ali içeri girmek için izin istiyor dedi. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Girsin buyurdu. Ali Hasan ve Hüseyin ile birlikte içeri girince Abbas:

- Yâ Resûlullah! bunlar senin evlâdlarındır! dedi.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Ey Amuca! Onlar, senin de evladlarındır! buyurdu. Abbas:

- Ben onları severim dedi.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Sen onları, sevdiğin gibi Allah'da seni sevsin! buyurdu.” [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 55]

 

*  *  *

 

9- “Selmân-ı Fârisî:

- Biz senin kardeşlerin değil miyiz? deyince, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Siz benim Ensâr ve Ashâbımsınız. Benden sonra gelip bana îman edenler de benim gerçek kardeşlerimdir, buyurdu. İşte bunlar, Allah'ın, gönüllerini takvâ ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük ecir vardır. (Sûre-i Hucurat, Ayet 3) Ayet-i celilesini okudu. Bu vedâ hutbesini de ölümünden beş gün önce irâd etmiştir.

Solan benzi ve yaşaran gözleri ile minberden inerek doğruca Hazret-i Aişe'nin odasına gitti ve yatağına yattı.” (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 309)

 

*  *  *

 

10- “Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in fakirlere dağıtacak altı-yedi dinarı dağıttırmadıkça gözüne uyku girmediği:

 Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in vefat ettiği günde idi. Hazret-i Aişe'nin yanında altı veya yedi dinar bulunuyordu.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) onları fakirlere dağıtmasını, Hazret-i Aişe'ye emr etmişti.

Hazret-i Aişe ise, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in hastalığı ile oyalandığı için, onları dağıtamamıştı.

 Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem), Hazret-i Aişe'ye:

- Altı yedi dinarı ne yaptın? dağıttın mı? diye sordu. Hazret-i Aişe:

- Hayır! Vallahi, senin hastalığın beni meşgul etti, dedi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) onları isteyip getirtti. Avucuna aldı. Allah'ın Peygamberi Muhammed bunları, fakirlere dağıtmadığı yanında bulundurduğu halde, Rabbına kavuşacağını sanır değildir, buyurdu. Onların hepsini, Ensâr fakirlerinden beş ev halkına bölüştürdükten sonra:

- İşte şimdi rahatlaştım! buyurdu ve uyudu.

Bu münasebetle İmam Kastalâni der ki; Peygamberler'in Ulu'su, Rabb'ül'âlemînin sevgilisi, geçmişteki ve gelecekteki kusurları bağışlanmış bulunan Peygamberimiz böyle yaparsa üzerinde müslümanların kanları ve kendilerine haram olan mal hakları bulunduğu halde, Allah'a kavuşanların halleri, nice olur bir düşün!” [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 52]

 

*  *  *

 

11- “Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Yâ Rab, Ashâbımla namaz kılacak imkânları bana bağışla, zira Senin gücün her şey'e yeter, diye duâ etti ve hakikaten ölüm öncesi bir ferahlık ve gevşeme kendisine geldi. Fazl ibn-i Abbâs (Radiyallâhu Anhu) ile Ali (Radiyallâhu Anhu)'nin omuzlarına dayanarak mescide geldi. Sıddîk-ı Azam da bekledi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) mihraba geçerek kısa sûrelerle bir sabah namazı kıldırdı, sonra cemaate dönerek:

- Ey İslâm topluluğu, dervişlere, yoksullara, yetimlere ve gazaya gidenlere iyilik ediniz, buyurdu ve sonra da:

- Size nasihatte bulundum mu, risâleti size ulaştırdım mı, Hakk yolunda tam gazâ ettim mi, Kûr'ân-ı size okuttum mu? Namazı, orucu, haccı, zekâtı ve gazâyı size bildirdim mi? buyurdu.

- Bildirdin, öğrettin ve duyurdun, ya Resûlullah Allah senden razı olsun, sen müşfik bir Peygambersin, dediler.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Allah sizden razı olsun, Allah korkusunu bir an hâtırdan çıkarmayın. Yakında aranızdan ayrılacağım, zira dünyaya ebedî yaşamak için gelmedim. Belki insanları Allah'a dâvet etmeğe geldim, dedi. Sonra mescidden kalktı, yine Fazl ve Ali'nin (Allah her ikisinden razı olsun) omuzlarına dayanarak Hazret-i Aişe'nin odasına geldi.” (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 312]

 

*  *  *

 

12- “Cebrâil (Aleyhis-selâm)'e:

Allah'u Teâlâ katında üç muradım vardır.

Biri ümmetimin günahkârlarına beni şefâatçı etmesi,

İkincisi dünyada ettikleri günahlarından ötürü onlara azâb etmemesi,

Üçüncüsü Perşembe ve pazartesi günleri ümmetimin amellerinin bana arz edilmesidir. Zira ben onlardan ayrılmaktan razı değilim, buyurdu. Bazıları dediler ki, arz olunmaktan hikmet şudur ki buyurdu:

Eğer amelleri iyi ise, duâ ederim. Allah'u Teâlâ kabûl eder. Kötü ise şefâat edip, amel defterinden silmek recâ ederim. Cebrâil (Aleyhis-selâm) Rabb'ül izzetten, bu üç arzûsunun kabûl edildiği haberini getirdi. Resûlullah:

- Şimdi kalbim rahatladı dedi. Allah'u Teâlâ buyurdu ki:

- Ey Habibim, ümmetine bu kadar muhabbet ve şefâat etmeni, mübârek kalbine kim getirdi? Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Beni yaratıp, terbiye eden Rabbim Teâlâ dedi. Hakk Teâlâ:

- Senin ümmetine, benim rahmetim, merhametim, seninkinden bin kat fazladır. Onları bana bırak, buyurdu. Resûlullah:

- Allah'u Teâlâ ümmetime, halifedir, yani ümmetimi ona ısmarladım, dedi.” (Altı Parmak, Sayfa: 757)

 

*  *  *

 

13- “Allah'u Teâlâ ölüm meleğine:

- Habibime git, selâmımı söyle. Onu hoş tut, zira o, Benim yaratıklarımın en hayırlısıdır, buyurdu.

İbn-i Abbâs (Radiyallâhu Anhu)'ın anlattığına göre ölüm meleği en güzel sûrette ve en güzel kokularla Resûl-i Ekrem'in evine gelerek:

- Ey Nübüvvet ehlinin evi ve risâlet madeninin ehli, sana selâm içeri girmeye müsaade eder misin? dedi. Bir adam olduğunu sanan Hazret-i Fâtıma:

- Kardeş, Allah sana rahmet etsin, Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) şu anda ölüm döşeğinde nefsiyle meşguldür, ziyâret mümkün değildir, dedi. Gelenin Azrâil (Aleyhis-selâm) olduğunu anlayan Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Kızım kapıda kim var? diye sordu.

Hazret-i Fâtıma:

- Bir Arap, ziyâret için içeri girmek ister, dedi.

Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Hayır, o bildiğin Araplardan değil, zevk ve lezzetleri bozan, dostları ayıran, evleri yıkıp mezarları tâmir eden can alıcı Azrâil'dir ki, beni dünyadan alıp âhirete götürmek için gelmiştir, kapuyu aç gelsin, buyurdu.

Hazret-i Fâtıma kapuyu açtı, içeri giren Azrâil (Aleyhis-selâm):

- Selâm sana, ey Allah'ın Resûlü, dedi.

Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Sana da selâm olsun, ziyârete mi, yoksa ruhumu kabza mı? geldin? diye sordu.

Azrâil (Aleyhis-selâm):

- Evet, Hak Teâlâ'nın emri ile ruhunu kabza geldim. Allah'u Teâlâ ruhunu rıfk ile kabzetmemi bana emretmiştir, dedi.

Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Cebrâil kardeşim nerede? diye sordu.

Azrâil (Aleyhis-selâm):

- birinci kat göktedir. Dünyada sana bir daha gelmiyeceği için melekler onu taziye ediyorlar, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) üzülerek ağladı.

Azrâil (Aleyhis-selâm):

- Allah'u Teâlâ buyurdu ki: Habîbim müsaade ederse ruhunu kabzet, müsade etmezse ona dilediği kadar ömür vereyim, dedi.

Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Sonunda ölüm var mıdır? diye sordu.

Azrâil (Aleyhis-selâm):

- Evet vardır, deyince, Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- O halde ne fark eder, yalnız azıcık müsaade et de Cebrâil'e soracaklarım var, onları sorayım, dedi. Azrâil (Aleyhis-selâm) kabul etti.” [Envârü'l-Aşıkîn, Sayfa: 312-313; Altı Parmak, Sayfa 755;  Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 487]

 

*  *  *

 

14- “Cebrâil (Aleyhis-selâm) geldi:

- Selâm sana, ey Allah'ın Resûlü, nasılsınız? diye sordu.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Görüyorsunuz ki Azrâil benim ruhumu kabzetmeye geldi, benim yanımdan niçin ayrılıyorsun? dedi.

Cebrâil (Aleyhis-selâm):

- Seni bu halde görmeğe dayanamıyacağım için gelmedim, diyerek özür diledi.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Rabbimin bana verdiklerinden haber ver, dedi.

Cebrâil (Aleyhis-selâm):

- Gök kapuları açıldı, Cennet süslendi, hûrîler zînetlendi. İlk ve makbûl şefâat sensin. Cennete ilk girecek olan sen. Livâü'l-Hamd sende. Atan Adem senin bayrağının altında olacaktır, dedi.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Benim sorduğum onlar değil, şu zayıf ümmetlerimin hâli nice olur? Ben bunu arıyorum, dedi.

Cebrâil (Aleyhis-selâm):

- Ümmetin için üzülme, zira senin ümmetin Cennete girmeden, diğer ümmetlere Cennet haramdır. Hakk Teâlâ bütün varlıkları senin için yarattı. Ey Muhammed! Seni Firdevs-i A'lâ'da veya Sidre-i Müntehâ'da mı defnedelim? diye sordu.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Ümmetimi nerede defnederseniz beni de orada defnedin, buyurdu.” (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 313-314; Altı Parmak, Sayfa: 756)

 

*  *  *

 

15- “Resûlullah, ümmetinin ne olacağını sorduğunda, Cebrâil (Aleyhis-selâm), Rabbül izzete varıp,

- Yâ Rabbi! müjde ver de, Habîbinin hâtırı teselli olsun dedi. Hak Teâlâ celle zikrihu ve amme alel âlimîne ihsânühu ve birrehû buyurdu ki:

- Ey Cebrâil, git de ki, ümmetinden biri, ne kadar günah işlese ve ölümünden bir yıl önce pişman olup tevbe eylese günahlarını yarlığarım. Bütün ömründe ettiği günahlarını bağışlarım. Resûlullah:

- Bir yıl uzun bir zamandır. İnsan gafildir. Şeytan daima müstevlidir. Daha çok müjde isterim dedi. Cebrâil (Aleyhis-selâm) haberi götürdü. Hakk Teâlâ buyurdu ki:

- Bir ay önce tevbe edenin bütün günahlarını afv ederim. Resûlullah:

- Bir ay da çoktur dedi. Cebrâil (Aleyhis-selâm) gelip:

- Bir hafta önce tevbe edeni yarlığarım buyurdu.

- Bir hafta da çoktur, dedi.

- Bir gün önce tevbe eden mağfûr olur, buyurdu.

- Bir gün de çoktur dedi. Yine gelip:

- Ölmeden bir saat önce tevbe eden mağfûr olur, buyurdu.

- Ey kardeşim Cebrâil, bir saat da çoktur, dedi. Cebrâil (Aleyhis-selâm) Hak Teâlâ'ya arz edip geldi ve:

- Hak Teâlâ sana selâm edip buyurdu ki, sene, ay, hafta, gün ve saat ise, izzet ve celâlim hakkı için, bir kişi bütün ömrünü günahda geçirip, ömrünün sonunda pişman olup, canı boğazına gelse, diliyle tevbe edemeyip, kalbinden pişman olsa ve gözü nemlense, onu anadan doğma gibi edip, bütün günahlarını afv ederim. Pişman olmazsa, seni kıyâmette ona şefâatçı ederim, dedi. Bunu duyunca, Resûlullah'ın mübârek kalbi rahatladı.” (Altı Parmak, Sayfa: 756-757)

 

*  *  *

 

16- “Bütün bu işler tamamlandıktan sonra Azrâil (Aleyhis-selâm), Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e Cennet kokularından bir koku koklattı ve:

Ey huzur içinde olan can, sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön, (Sûre-i Fecir, Ayet 27-28) âyetini okudu.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ruhu çekilmeye başladı. Ayaklarından çekilirken Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) "Bismillâh" dedi. İnciklerine gelince "Bu Allah'ın va'didir" dedi. Dizlerine çıkınca, "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm, dedi. Sonra Azrâil (Aleyhis-selâm)'e:

- Bu ölüm acısı ne fenâdır? diye sordu.

Azrâil (Aleyhis-selâm):

- Ben sana yumuşaklıkla muâmele ediyorum, yoksa ölüm acısı bundan yetmiş derece fazladır, dedi.

Bunun üzerine Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Allah'ım, ölüm acısını bana ve ümmetime kolay eyle, diye dua etti. Bir çanak su getirtti, onunla yüzünü ıslattırdı.

Hazret-i Ali'de şöyle anlatıyor:

- Bu halinde Resûl-i Ekrem'e dikkat ediyordum. Duduklarının depreştiğini ve bir şeyler söylediğini gördüm, hemen kulak verdim ve dinledim, baktım ki, "ümmetim, ümmetim" diyor. Böylece Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in soluğu tükendi ve pâk olan ruhu çıktı. Mübârek ruhunu melekler alıp göklere gittiler. Mübârek sîması hiç değişmedi, ayın ondördü gibi parlak kaldı.

Azrâil (Aleyhis-selâm) ile bin saf halinde melekler onun mübârek ruhunu alıp Allah'u Teâlâ'nın huzuruna götürdüler. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) onsekiz gün hasta yattı ve bir rivâyete göre Rebiülevvelin yirmi üçüncü günü âhirete intikal etti.” (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 315-316)

 

 *  *  *

 

17- “Bu sırada Cebrâil (Aleyhis-selâm) gelerek selâm verdi ve:

- Vahiy dürüldüğü gibi dünya da benim için dürülmüş oldu. Artık ne dünyanın bende ve ne de benim dünyada bir ihtiyacım kalmadı. Bu benim yeryüzüne son inişimdir, dedi. Kimsenin ses çıkaracak durumu yoktu. Kalktım, başını göğsüm arasına aldım ve göğsünü tuttum. Bu sırada kısa bir baygınlık geçirdi. Sonra alnından inci tanesi gibi terler akmağa başladı. Terini silerdim. Öyle güzel koku hiç almış değilim. Sonra ayılınca:

- Anam babam  sana fedâ olsun, bu terler ne idi? dedim. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Mü'minin ruhu ter ile, kâfirin ruhu ise merkebin canı gibi ağız ve burun deliklerinden çıkar, buyurdu. İşte ancak o zaman aklımız başımıza geldi, korktuk ve erkekleri çağırmaya başladık. İlk gelen erkek, babamın bana gönderdiği kardeşim Abdurrahman'dır. Ne yazık ki o bile Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in hayatına yetişemedi.

Allahu Teâlâ; Cebrail ve Mikail'i görevlendirdiği için vazifeyi onlar üzerlerine almışlardı da hiç bir erkek ölümü anında yanında bulunamamıştı. Resûl-i Ekrem kendinden geçip baygınlık geçirdiği sırada da sanki «hangisini tercih ediyorsun?» diye bir muhayyerlik içinde:

- Hayır, Refik-i A'la'yı istiyorum buyurmuştu. Dili açıldığı ve baygınlığı geçtiği vakit,

- Namaz, namaz zira siz namaza devam ettiğiniz müddetçe dîne bağlısınız. Onun için hepiniz namaza devam ediniz buyurdu ve namaz namaz diye diye ruhunu teslim etti.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 845-846)

 

*  *  *

 

18- Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) Resûl-i Ekrem'in irtihalini haber alıp yanına girdiği vakit, bir yandan Resul-ü Ekrem'e salavat getirirken, öte yandan bardaktan boşanırcasına göz yaşları akıyor, şah damarları inip kalkıyordu. Buna rağmen aklı başında ve söylediğini bilir durumda idi. Resul-ü Ekrem'in üzerine eğildi, yüzünü açtı. Alnını ve yanaklarını öptü. Mübarek gül yanaklarını eli ile okşadıktan sonra ağlarken:

- Anam, babam ben ve bütün çoluk, çocuğum sana feda olsun, ya Resulullah. Yaşayışın gibi ölümün de temizdir. Hiç bir peygamberin ölümü ile sona ermeyip ardı gelmeyen Nübüvvet, senin ölümünle sona ermiştir. Sen tavsif edilmekten yüce, ağlamaktan da çok üstünsün. Öyle hususîleştin ki seninle herkes teselli buldu. Öyle umumileştin ki, artık şimdi senden ayrı düştük. Eğer ölümü kendi ihtiyarınla tercih etmesen, senin hüznünden kendimizi öldürürdük. Eğer sen bizi ağlamaktan men etmesen senin için alabildiğine göz yaşları akıtırdık.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 847)

 

*  *  *

 

19- “İbn Ömer (Radiyallâhu Anhu) rivâyetinde, Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) eve girip, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e salât-ü selâm getirince ev halkının feryâdı daha da yükseldi. Mescidde namaz kılanlar da onların ağlamalarını duydular. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hakkında her söz söylendikçe feryâd daha da çoğalıyordu. Tam bu sırada kapuya birisi gelerek yüksek sesle Ehl-i Beyt'e selâm verdikten sonra:

- Her nefis ölümü tadacaktır. (Sûre-i Ankebût, Ayet 57) âyet-i celîlesini okudu ve:

- Allah'u Teâlâ herkesin yerine bir halef ve her rağbet edilene ulaşma imkânı vermiş, her sıkıntıdan bir kurtuluş kapusu açmıştır. Allah'a bağlanın, O'na güvenin, ümidinizi O'ndan kesmeyin, dedi. Onu dinlediler ve fakat kim olduğunu bilemediler. Ağlamayı kestiler. Adamın da sesi kesildi. Araştırdılarsa da kimseyi bulamadılar. Tekrar ağlamaya başladıkları vakit, yine bilemedikleri başka bir ses:

- Ey Ehl-i Beyt-i Nübüvvet, Allah'ı çok anın (zikredin) ve her hâl'ü kârda O'na hamdedin ki, hâlis kullardan olasınız. Allah için her musîbetten bir kurtuluş ve her kıymetli şey'e bir ivaz vardır. Allah'a itâat edin ve emri ile amel edin dedi. Bunun üzerine Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu):

- Bunlar Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in cenazesinde hazır olan Hızır ile İlyas'dır dedi.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 848; Ehvâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 316; Altı Parmak, Sayfa: 759)        

 

*  *  *

 

20- “Ebû'l-Leys tefsirinde anlattığı gibi, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in irtihâli ile münafıklar küfürlerini açığa vurdu ve bir çok kabileler irtidat etti, yani dinden çıktı. Bunların bu hallerini gören Sahâbe'yi Kirâm hayretler içinde kaldı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in irtihâli anında şaşkınlığa kapılan Hazret-i Ömer minbere çıkıp:

- Muhammed için, "öldü" diyeni öldürürüm, o diridir, dedi. Bu sözü duyan Hazret-i Ebû Bekir, Hazret-i Ömer'e:

- Minberden in, dedi.

Hazret-i Ömer indi, Hazret-i Ebû Bekir çıktı ve:

- Muhammed'e inananlar bilsinler ki, o ölmüştür. Allah'a inananlar bilsinler ki, Allah ölmez, diri ve ebedîdir. Bizim dinimizden kim çıkarsa onunla aramızda kılıçtan başka bir şey yoktur, dedikten sonra Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ölümüne delil olarak:

- Ey Muhammed, şübhesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler, (Sûre-i Zümer, Ayet 30) âyetini okudu. Münafıklar, Hazret-i Ebû Bekir'in bu sert konuşmasından korktular.

- Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) öldü mü? diye sorunca, Hazret-i Ömer:

- Mezarında diridir, dedi. Aynı adam aynı soruyu Hazret-i Ebû Bekir'e sordu, O:

- Öldü, ölüdür, dedi.

Adam, Hazret-i Ömer'in sözünü Hazret-i Ebû Bekir'e nakledince, Hazret-i Ebû Bekir:

- Ömer doğru söylüyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) mezarında diridir, görür ve işitir, ama dünyadan göç etti, dedi.

Hazret-i İsa'ya benzetip, Allah'tır, demesinler diye Hazret-i Ebû Bekir, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) için, "ölüdür" demiştir. Hazret-i Ömer'e gelince, o da doğruyu söylemiştir, çünkü Peygamberler mezarlarında diridirler.

Nitekim Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Allah'u Teâlâ, Peygamberlerin cesedlerini yemeği yere haram kılmıştır, buyurmuştur. Onlar mezarlarında diridirler, ümmetlerinin amelleri onlara arzolunur.” (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 316-317)

 

*  *  *

 

21- “Yine Hazret-i Aişe (Radiyallâhu Anhâ) anlatıyor: Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in irtihalinde insanlar hücûm etti, ağladı feryad'ü figan ettiler. Melekler Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i elbisesi ile örttüler. İnsanlar ihtilafa düştüler. Bazıları öldüğüne inanmadılar. Bazılarının dili tutuldu, konuşamaz hâle geldiler. Bir kısmı ise gelişi güzel konuşmağa başladı. Bir kısmı oturdu ve bir kısmının da aklı başında idi. Hazret-i Ömer, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ölümünü inkâr edenlerdendi. Hazret-i Ali ise oturanlardan, Hazret-i Osman ise dili tutulanlardandı. Hazret-i Ömer ortaya çıktı ve:

- Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ölmedi. Allah onu geri çevirecek. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ölümünü arzû eden nice münafıkların el ve ayaklarını kesecektir, dedi.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 846)

 

*  *  *

 

22- “Yine Hazret-i Aişe (Radiyallâhu Anhâ) anlatıyor: Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) pazartesi günü kuşluk ile öğle arasında irtihal etmiştir. Hazret-i Fâtıma (Radiyallâhu Anhâ) da:

- Pazartesi, bu ümmetin felâketlerle karşılaştığı bir gündür, dedi. Ümmü Gülsüm, Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu)'nin de aynı pazartesi günü Kûfe'de şehid edildiğini söylerken:

- Dedem Resûl-i Ekrem, babam Ali ve Ömer hepsi bu günde öldü ve şehid oldular, dedi.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Hadîs No: 587, Sayfa: 846)

 

*  *  *

 

23- “Lâkin gusle başlamadı. Sahih budur ki, o serveri na'ş üzere yatırdılar. Mübârek başı doğuya, mübarek ayakları batıya idi. Hazreti Ali yıkamaya başladı. Resûlullah'ı sinesine alıp, eline bez sardı. Gömleği altından oğdu. Hazreti Ali'nin oğması için Fadl gömleği tutardı. Üsame ibn-i Zeyd ve Şükrân su dökerlerdi. Hazret-i Abbas ve Kasım bir yana döndürürlerdi. Gayb aleminden de yardım olunup, kolayca dönerdi. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) diğer ölülerde olduğu gibi kir görmedi. Babam ve anam sana feda olsun, dirin ve ölün ne güzel ve ne temizdir dedi.

Sahih rivâyetlerde geldi ki: Önce saf su ile yıkadılar, ikinci sefer sedir ile yıkadılar. Üçüncüde kâfur ile oğdular. Yıkama tamam olunca, mübarek gözleri pınarında ve mübarek göbeğinin içinde toplanan suyu, Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) vasiyyetleri mucibince içti. O sebebten bu kadar ilim ve fazilet, o büyük imamda hasıl ve zahir oldu. Yıkadıktan sonra gömleği iki parça edip, Resûlullah'ı içine sardılar. Mübarek cesedine pamuk ve kâfur koydular. Secde yerlerine misk ile ezilmiş kâfur saçtılar. Mafsallarında da koydular, Pamuklu (patiska) üç parça kefene sardılar. Bir rivâyette iki parça idi. Kefeni ûd ile buhurladılar. Sonra kaldırıp taht üzerine koydular. (Altı Parmak, Sayfa: 760)

 

*  *  *

 

24- “Evin bir köşesinden, kim olduğunu anlayamadıkları birisinin Peygamberinizi üzerinde elbisesi olduğu halde yıkayınız!

Peygamberinizin gömleğini soymayınız! diyerek seslendiğini işittiler. Hemen yıkamağa kalktılar. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hastalığı sırasında, Hazret-i Ali'ye:

- Öldüğüm zaman beni sen yıka! buyurmuştu. Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu):

- Yâ Resûlullah! Ben, hiç ölü yıkamadım ki! demişti. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Yıkama işi, sana hazırlanacak, kolaylaştırılacak! Beni senden başka kimse yıkamasın. Benim edeb yerimi hiç kimse görmesin! Aksi takdirde, onun gözünün nuru söner! buyurmuştu. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i yıkamak için, Sa'd b. Haysemelerin Kubâ'daki Cars kuyusundan su getirilmişti. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) o kuyunun suyundan içerdi.

Evs b. Havlî su taşıyor, Hazret-i Abbas ile Üsâme ve Şukran, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in gömleğinin üzerine su döküyordu.

Fadl b. Abbas ile Üsâme b. Zeyd, gözleri bağlı olarak Hazret-i Ali'ye su veriyorlardı.

Hazret-i Ali'de, eline bir bez sarmış olduğu halde gömlek üzerinden oğuşturarak Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i yıkıyordu.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in karnı sığandığı zaman, evin içine misk kokusu bir benzerîni daha görmedikleri güzel bir koku yayıldı.

Ölülerde görüle gelen şeylerden hiç biri, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'de görülmedi. Hazret-i Ali:

- Babam, anam Sana feda olsun! Sen diri iken de, ölü iken de, ne kadar temizsindir! dedi. Hazret-i Ali; Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i bağrına bastı. Hazret-i Abbas ile oğulları Fadl ve Kasım da, bir yandan o bir yana çevirdiler.

Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu):

- Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i yıkama işinden boşalıncaya kadar, hiç bir uzuv tutmadım ki: Onu, benimle birlikte otuz kişi de, tutup bir yandan, o bir yana çeviriyordu sanki!

Fadl ise: Resûlullah'ı kıcakladığı zaman:

- Ya Ali! Aman acele et! Belim kırıldı! Kalbimin damarını kopardın! demiştir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) gömlek içinde su ve Sidr ile üç kerre yıkadılar.

İlkinde: Yalnız tatlı su ile, ikincisinde su ve Sidr ile, üçüncüsünde ise, su ve kâfur ile yıkandı.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i böylece yıkadıktan sonra kuruladılar. Sonra da, ölülere yapıla gelen şeyleri Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e de, yaptılar.

Hazret-i Ali'nin yanında, misk kokusu bulunuyordu. Onunla, kokulanmasını tavsiye etti.

Sidr, Arabistan kirazı denilen ağaçtır ki, yaprağıyla ölü yıkanır.” [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal),  Cild 11, Sayfa: 100-102; Altı Parmak, Sayfa: 760; İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 849)

 

Küffar elinden şehid olanlar elbisesi ile defnedilirler. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e bir kafir kralının karısının davette yedirdiği zehirli kuzu eti midesinin bir köşesinde 15 seneden fazla kaldı. Vefatına yakın midesine indi. [Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 469; Şevâhi-dü'n-Nübüvve, Sayfa: 127-128] Zehirlendi ve küffar elinden şehid düştü. Onun için elbisesi ile defnolundu. Yine Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in elbisesini hiç kimse soyamaz. Evinde olduğu için bir de ümmeti Muhammedin yapmaları için yıkandı.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in naşını sedir üzerine yatırdılar. Mübarek başı doğuya mübarek ayakları batıda idi.

Bilâl Babamın cenazesi yıkanırken başı doğuya ayakları batıya durup öyle yıkanması sözüne itiraz ettiler. Sağlığında bir insan yatarken en iyi uyku, en iyi yatış, eğer bir zaruriyet yoksa başı doğuya, ayakları batıya, yönü kıbleye, öyle yatar. Kur'an-ı Kerim'de de: Ayakta dururken, otururken, yan üstü yatarken Allah'ı zikredin (Sure-i A'li İmran, Ayet 191) ayeti vardır. Bunu Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teâlâ tarif ediyor ve Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) sünnet olarak yapıyor. O yatışla yatıp uyuyana kadar “Lâ ilahe illallah” (kelime-i tevhidi) ve salâvatı şerifesi getiriliyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) de vefat edince aynı yatışı yatırdılar. Böyle yatmanın en uygun olduğu ayetle, sünnetle ve Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yıkanmasıyla anlaşılıyor. Kabirde de yatılan şekil aynıdır.

Benden sonra soracağınızı Ali'den sorun, içinizde Hakk'ı batılı en iyi şekilde ayırt eden odur. (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 3769)

Hazreti Ali (Radiyallâhu Anhu) sonsuz maneviyat ve ledün ilminin kapısı olup, Allah'u Teâlâ'nın verdiği ledün ilmine sahiptir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ilminin varisi olması için Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Hazreti Ali (Radiyallâhu Anhu)'ye vasiyet etti ve Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) aynı şeyi uyguladı.

İlk zahir halifesi Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu), ilk ilim halifesi Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu)'dir. Çünkü Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) onun hakkında:

"Ene medinetül ilmi ve aliyyün babuha." Yani: Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır buyurdu. (Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 128; Berika, Cild 2, Sayfa: 91; Mir'ât-ı Kâinat, Cild 1, Sayfa: 701; Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3969)

Hazreti Ali (Kerremallahu veche) o ilimle yani, safiye ilmi ile bildi. İşte bu duruma göre, zahir ilminden ilm-i ledün üstündür. İlmi ledünden de safiye ilmi üstündür.

 

*  *  *

 

25- “Hazret-i Aişe'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i, gömlek ve sarık hâriç pamuktan dokunmuş Sühûliye denilen üç parça beyaz Yemen bezine sardılar ki, bunlar:

1- İzar,

2- Lifâfe, gibi baştan ayağa kadar bedeni örten örtü ile

3- Ridâ gibi yakasız, yensiz etrafı dikişle bastırılmamış ve göğüs tarafı açılmamış gömlekten ibâretti.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i kefene sarma işi de, Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu), Hazret-i Abbas (Radiyallâhu Anhu), Fadl b. Abbas (Radiyallâhu Anhu) ve Şukran (Radiyallâhu Anhu) tarafından yapıldı.” [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal),  Cild 11, Sayfa: 102; Altı Parmak, Sayfa: 760]

 

*  *  *

 

26- “Ölüye Kefen Sarma ve Kokulama Usulü:

1- Lifâfe, uzunlamasına serilir.

2- Lifâfe'nin üzerine izar, yayılır.

3- Varsa, ölüye gömlek giydirilir.

4- Ölünün başına, saçına, sakalına koku sürülür.

5- Ölünün secde azaları olan gözlerine, ağzına, alnına, burnuna, iki ellerine, diz kapaklarına ve ayaklarına kâfur konur.

6- İzarın sol taraftaki ucu, sağ tarafa atılır. Ölünün, başından ayağına kadar bedeni sarılır.

7- İzarın sağ tarafı, sol tarafına doğru atılarak sarılır.

8- Lifafe'de, böyle, sol taraftan sağ tarafa, sonra, sağ taraftan da sol tarafa atılarak sarılır.

9- Kefenin açılmasından korkulursa, bir kuşakla bağlanır. Fakat ölü, kabre konulunca bu bağ, çözülür.” [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal),  Cild 11, Sayfa: 103]

Yukarda anlatılanların hepsi sevgili Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de de yapıldı.

 

*  *  *

 

27- “Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu):

- Senin cenaze namazını nasıl kılacağız? diye sordu ve hepimiz ağladık sonra Resûl-i Ekrem:

- Durun, Allah sizi mağfiret etsin, Peygamberinizden sizi iyi mükafatlarla mükafatlandırsın. Beni yıkayıp kefenlediğiniz vakit, evimdeki bu yatağımda mezarımın kenarında beni bırakın. Bir saat kadar yanımdan uzaklaşın. İlk namazımı kılacak Allah'u Teâlâ'dır. Nitekim Ayet-i Celile'de:

Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler. (Sûre-i Ahzab, Ayet 56) buyurulmuştur. Sonra Meleklere izin verilecek ve yaratıklardan ilk namazımı kılacak sırası ile Cebrâil, Mikâil, İsrafil ve sonra da ölüm meleğidir. Askerleri ile gelirler. Sonra da bütün melekler gelir. Daha sonra da siz, posta posta namazımı kılar, salât-ü selâm edersiniz. Tezkiye etmek, bağırıp çağırmak ve ses çıkarmakla bana eziyet etmeyin” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 843; Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 314; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal),  Cild 11, Sayfa: 103)

 

*  *  *

 

28- “Orada vasiyyetine uyarak yalnız bıraktılar. Melekler fevc fevc gelip namazını kıldılar. Sonra Eshâb gelip birer birer namazını eda ettiler. Yani imam ile kılmadılar. Derler ki; Önce Abbas ve Ali ve Ben-i Haşim ve sonra diğer Sahâbe namaz kıldılar. Sonra kadınlar, sonra genç çocuklar ayrı ayrı namazını kıldılar. Resûlullah'ın vasiyyeti böyle idi. İmâm-ı Ali (Radiyallâhu Anhu)'den bildirilir.

- Resûlullah'ın namazında kimse imamlık etmedi. Fıkıh âlimleri derler ki, cenaze namazını cemaatsız kılınmak Resûlullah'ın hususiyetlerindendir. Bu sebepten Resûlullah'ın defni tehir olundu. Pazartesi günü vefat etti çarşamba günü gece yarısından sonra defn olundu.” (Altı Parmak, Sayfa: 760; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal),  Cild 11, Sayfa: 103-104; Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 314]

 

İşte Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'de kendi cenazesinde kendi imam oldu. Hepsine de kendi cenazesini kendi kıldırdı.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in mi'racı, doğumundaki ve hayatındaki mucizeler nasıl enteresansa vefatı, cenaze namazı da mahşerde ve cennette yine çok enteresandır.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) miracında Kudüs'te Allah'ın emri ile Peygamberlerin ruhlarına imam oldu, onlara namaz kıldırdı. Vefat edince kendinin ruhu sağ olan kimselere imam oldu. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in cenazesinin namazını ilk defa Allah'u Teâlâ'nın kılması şaşılacak şey değildir. Çünkü Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) doğunca Kâ'be Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e secde etti. Hayatta iken hayvanlardan Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e secde edenler çoktur. Allah'u Teâlâ, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in kendi yanında çok aşırı derece de fazla sevgili olduğunu anlatmak, onun hürmetine yapmayacağı, yapamayacağı bir şey olmadığını belirtmek için ve kullarını ikaz için, kendisi Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in namazını kıldı. Yoksa kılması af etmek ve başka maksatlarla değildir.

Vasiyetine uyarak Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in cenazesini bir saat kadar yalnız bıraktılar. Melekler fevc fevc gelip namazını kıldılar. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- Hiç kimse Resûlullah üzerine imamsız cenaze namazı kılınabilir mi? diye şübhelenmesin. Resûlullah sizin diri ikende, ölü ikende, imamınızdır.” [İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 103]

İlk defa Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in nesli olan Haşim oğullarının erkekleri, sonra Haşim oğullarının kadınları, sonrada Haşimoğullarının çocukları, namazı kıldılar.

Sonra Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer, Muhacir ve Ensâr'dan evin alabildiği kadar kişiler namazı kılıp çıktılar. Fıkıh âlimleri:

- Cenaze namazını imamsız kılmak Peygamberimizin hususuyetlerindendir, derler.

(Yani bir tek ona mahsustur. Ondan başkası için olmaz.)

 

                                                 Göremedik mübarek cemalini,

                                                 Ne kadar güzeldin ya Resûlullah,

                                                 İns, cin, huri, gılman nuruna hayran,

                                                 Ne kadar güzeldin ya Resûlullah.

 

                                                                                     Şanına yazıldı Mevlûdü Şerif,

                                                                                     Lisanlar toplanıp olsalar arif,

                                                                                     Kâfi gelmez seni etmeye tarif,

                                                                                     Ne kadar güzeldin Ya Resûlullah.

 

                                                 Senin aşkın idi kalemi çatlatan,

                                                 Sana aşık oldu seni yaradan,

                                                 Perdeler kalksada görsek aradan,

                                                 Ne kadar güzeldin ya Resûlullah.

 

                                                                                     Varıpta Ravzana yüzümüz sürsek,

                                                                                     Livaül Hamd'iyin altına girsek,

                                                                                     Dünyada görmedik, ahirette görsek,

                                                                                     Ne kadar güzeldin ya Resûlullah.

 

                                                 Baştan ayağça nurdu cismin,

                                                 İki yüze yakın mübarek ismin,

                                                 Olsada görseydik hatıra resmin,

                                                 Ne kadar güzeldin ya Resûlullah.

 

                                                                                     Kırkbin sene burak açım demedi,

                                                                                     İşitti ismini yüzün görmedi,

                                                                                     Görmek için içmedi ve yemedi,

                                                                                     Ne kadar güzeldin ya Resûlullah.

 

                                                  Altı yüz sene mağarada kalan,

                                                 Görmek için seni bekledi yılan,

                                                  Hicretinde aşkını eyledi ilân,

                                                 Ne kadar güzeldin ya Resûlullah.

                                     

                                                                                    Kimse sırtın yere getiremedi,

                                                                                    Mucizene akıl yetiremedi,

                                                                                    Aşıklar övmekle bitiremedi,

                                                                                     Ne kadar güzeldin ya Resûlullah.

 

                                                  Ebû Cehil bir inadi küfürdü,

                                                  İnanmadı çok mucizeni gördü,

                                                  Ebû Bekir sende kendini gördü,

                                                  Ne kadar güzeldin ya Resûlullah.

 

                                                                                     Mi'râc'ında Cebraili solladın,