Tağut kime denir

 

Türkiye'nin muhtelif yerlerinden sorulan sorular:

 

 

Bunların hemen hepsine cevab veriyorum ve çoğaltıp dağıtıyorum. Gelen mektuplardan birisi de aşağıdadır:

Sorulan sorular:

1- Tağut kime denir?

2- Bu günümüzün tağutu kimdir?

3- Şirk ehli kime denir?

4- Peygamberimiz'in zamanında ki müşrikler ile günümüzün müslümanlarının aralarındaki fark nedir?

Bu sorular, bir tarikat ehlinin bilmesi gereken şeylerdir.

 

Soru: 1- Tağut kime denir?

Cevab: Kûr'ân-ı Kerim'de Allahu Teâlâ şeytana tağut diyor. (Sûre-i Nisa, Ayet 60) Şeytanın isimleri çoktur. Bunlardan bazıları, İblis, şeytan, tağut, hanzeb, hannas ve ezazil, bunlar şeytanın isimleridir. Tağut'un şeytanın ismi olduğuna dair Kûr'ân-ı Kerim'de.

Ayet: “Allah iman edenlerin dostudur. Onları daima zulumattan, karanlıktan, pislikten nura cennete çeker. Şol inkâr ve küfür edenlerde tağut'un dostudur. Onları da şeytan, (tağut) nurdan, iyilikten kötülüğe cehenneme çeker. Onlar o ateşte ebedi olarak kalacaklardır.” (Sûre-i Bakara, Ayet 257)

 

Soru: 2- Bu günümüzün tağut'u kimdir?

Cevab: Ben şahsen Türkiyemiz'de tağut denilecek adamı göremiyorum. İnsanlara tağut demek Allahu Teâlâ'nın iblis, tağut hakkındaki sözlerini küçümseme olur.

Hiç bir günahkâra, hiç bir kâfire bunun tövbesi kabul olmaz. Bu tam kesin cehennemliktir diyemeyiz. Ama iblise kesin cehennemliktir, deriz. Ancak ölmüş ve imansız gitmiş veya Kûr'ân-ı Kerim'de cehennemlik olduğuna dair âyetler varsa onlara da kesin “cehennem ehli” deriz. Ama yine tağut veya şeytan diyemeyiz.

Bunun örneği: Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) Eshâb-ı Kehf ve Asiye validemizdir. Bunlar çok uzun müddet küfrün içinde kaldılar. Hatta ilkleri kâfirdi, sonradan bir anda Allah yanında en büyük dereceyi aldılar.

Diye, ayet olunca biz; şu günahkâr tağuttur. Bu Allah yanında affolmaz sözü, Allahu Teâlâ'nın bu âyetini inkâr sayılır. İnsan kendi nefsini ne kadar günahkâr, kabahatli bilir, gönlünü engin tutarsa, başkalarını yüksek görürse, o kimse delâletten kurtulmuştur.

 

Hadîs-i Şerif:

«Kim insanlar delâlete gitti, iyi kimse kalmadı derse delâlete gidenin en büyüğü, o sözü söyleyen kişidir.» (Kimya-i Saadet, Sayfa: 538)

Musa (Aleyhis-selâm)'ya, Allahu Teâlâ:

- Ya Musa! Yanıma bir edna, kötü, günahkâr kul getir dedi. Musa (Aleyhis-selâm) insanları gezdi. Belki tövbekâr olur, Allah affeder kötü dediğim ilerde iyi çıkabilir dedi. İnsanlardan vaz geçti, hayvanları gezdi. Hayvanlardan en edna köpeği gördü. Köpekleri gezdi her tarafı yara, uyuz, hasta kokusundan yanına yaklaşılmaz bir köpek buldu. Boynuna ipi taktı, Tur-u Sina'ya götürüyordu. Yolda düşündü, bu köpeğe uyuzluğu veren Allah'dır. Yaratan da Allah'dır. Bunu kötü diye Allah'ın huzuruna götürsem, bunu yaratan hastalığı veren ben değil miyim? diye sorarsa ne cevab vereceğim, dedi. Köpeğin boynundan ipi çıkardı. Kendi boynuna taktı. Turu Sina'da:

- Ya Rabbi! Ben kendimden (edna), kendimden daha kötü kul göremiyorum dedi. Allahu Teâlâ:

- Ya Musa! Eğer o köpeği huzuruma ednadır diye getirse idin, seni peygamberlikten silecektim. İpi boynuna takıp, kendini getirmen seni kurtardı. Musa (Aleyhis-selâm) ulul azim peygamber olduğu halde kulların kâfir-mü'min veya münafık-fasık bunlardan hiç birisini edna kötü göremedi. Hayvanlardan da kötü göremedi. Kendi kendini Tûr-i Sina'ya götürdü. Kendisini ancak o kurtardı. Bize gelince kendisi, annesi ve babası müslüman sadece islam-ı tam yaşamıyor. Sözlerinde de cahilane konuşuyor. Bu yüzden bunlar tağuttur denilmez. Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'in hangi ayetinde şeytanı (iblisi), insanlardan felan kimse ile aynıdır gibi nisbet etmiştir. Kur'an-ı Kerim'de:

- Onlar, şeytanın askeridir. Bilinki onlar cehennemliktir. (Sure-i Mücadele, Ayet 19)

Yine Ayet: Her kim ameli salih işlerse, hangi yaşta ne zaman ameli salih işlemeye başlarsa, Allahu Teâlâ'nın sevdiği en güzel amelleri yaparsa, bunda da sadık kalırsa günahlarını sevaba çeviririm. (Sure-i Furkan, Ayet 70) Bunlar tağuttur şeytandır demek: Allahu Teâlâ'nın bu ayetini küçümsemek, kıymet vermemek, benimsememektir. Bilerek söylüyorsa küfre varır, bilmeyerek söylüyorsa büyük günahkâr olur.

 

Hadîs-i Şerif:

“Ben müslümanım diyen ve “Lâ ilahe ilallah” diyen ebedi cehennemde kalmaz.” (Kütüb-i Sitte Cild 14, Hadîs No: 5091, Cild  2, Sayfa: 263)

 

Hadîs-i Şerif:

“Buğday tanesi kadar imanı olan, ondan da az imanı olan günah çokluğu sebebi ile cehennemde yanar yanar yanar, en sonun da o iman kendini cennete götürür.” (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 1, Hadîs No: 59, Sayfa: 90; Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 21, Sayfa: 23; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 1, Hadis No: 21, Sayfa: 37)

Yoksa canının istemediğine tağuttur, şeytandır denilmez.

Kûr'ân-ı Kerim'de iyi kimselere, Allah askeri (Sûre-i Mücadele, Ayet 22) O birleri de şeytanın askeridir. (Sûre-i Mücadele, Ayet 19) Hiç bir kimse “ben şeytanımdan eminim, şeytan beni yanıltmaz,” diyemez. Hiçbir kimseye de, “bu ne kadar tevbe etse affolmaz,” denilmez. İbrahim Hakkı Hazretleri'nin «Marifetnâme isimli kitabında, Allahu Teâlâ her gün üçyüz altmış sefer Levh-i Mahfuza nazar eder. (Marifetnâme, Sayfa: 21; Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 30) Her nazar edişinde; birçok cehennemlikleri cennetlik, birçok cennetlikleri cehennemlik eder. Bir çok ömürleri azaltma, bir çok ömürleri uzatma yapar.»

 

Hadîs-i Şerif:

“Cebrâil (Aleyhis-selâm) bana her geldiğinde Allah korkusundan titriyor görürdüm. Sapsarı olmuş sararmıştı, sebebini sordum. Dedi ki:

- Allahu Teâlâ'nın hışmına uğrar bir anda cehennemlik olurum diye korkuyorum dedi.

- Cebrail'e Mikail (Aleyhis-selãm)'in hiç güldüğünü görmedim. Sebebi nedir? diye sordum.

- Cehennem yaratılalıdan beri hiç gülmedi dedi. ” (Kimyâ-ı Seâdet, Sayfa: 633; Altı Parmak, Sayfa: 403)

“Melâike olan Harut'la Marut gibi.” (Sûre-i Bakara, Ayet 102) Allah'ın kahrına uğrarım, diye korkuyor dedi.

Yine melekler tam cenneti garanti etmiş Belâm ibn-i Baura ve Barsisa gibilerin Allahu Teâlâ'nın sevmediği ahlâk-ı zemimeleri işlemelerinden dolayı bir anda cehennemlik olmuşlardır. (Sure-i Araf, Ayet 175) Tam kesin cehennemlik olan Allahu Teâlâ'nın kahrına uğramaya müstehak olanlarında bazılarının hakkıyla tövbe edip salih ameller işlediği için, bir anda cennetin en üst tabakasına yükselmişlerdir. Bunlar Eshâblar, Eshâb-ı Kehf gibileridir. Melekler bizde bir anda Allahu Teâlâ'nın gadabına uğrarız diye korkuyoruz derler ve secdeye kapanırlar.

İbrahim (Aleyhis-selâm)'i, Hızır (Aleyhis-selâm) denemek için bir müşrik kılığına girdi. Bıyıkları ağzına girmiş, görünüşte islamdan uzak bir vaziyette İbrahim (Aleyhis-selâm)'e geldi. İbrahim (Aleyhis-selâm) bıyıkları ağzına girmiş misafirine yemeği verdi. İstirahat ettirdi. Hal ve hatırını sorup, gönlünü almadan misafir gitti. Allahu Teâlâ:

- Misafiriyin gönlünü almazsan, senden memnun değilim dedi. İbrahim (Aleyhis-selâm) gitti, misafiri buldu, gönlünü almak istedi, misafir:

- Devemin yavrusu yorgun, dönemem dedi. Burada Allahu Teâlâ'nın İbrahim misafire nasıl bakacak ayrım yapacak mı? diye denemek için islâm dışı hareketlerle kendini Allah'ın emri ile deneyen Hızır (Aleyhis-selâm)'dı.

İbrahim (Aleyhis-selâm)'in misafire verdiği önemi anlatan bir diğer konu:

“İbrahim (Aleyhis-selâm) asla yalnız yemek yemezdi. Daima fakirlere ziyafet verir, onlarla birlikte yerdi.

Naklolunur ki, bir gün evine misafir getirmek arzu etti. Dışarı çıkıp dolaştı. Nihayet bir ihtiyar görüp, evine getirdi. Halini sorup anladı ki, kâfir imiş. İslâma davet etti. Kabul etmedi. Çok ısrar etti ise de çevirmek mümkün olmadı. Huzursuz oldu. Yemek yemedi. O ihtiyar da kalkıp gitti. Hakk Teâlâ, İbrahim (Aleyhis-selâm)'e hitab edip:

- «Ben yetmiş yıldır, onun küfrüne bakmayıp sabah akşam rızkını verdim. Seni denemek için sana muhtaç ettim. Acaba yemek verecek mi, vermeyecek mi? diye sana gönderdim. Sen bir gün yemek vermekten çekindin» buyurdu.

İbrahim (Aleyhis-selâm) derhal, o ihtiyarın arkasından koşup yetişti. İltifat ederek tekrar eve davet etti. İhtiyar:

- «Biraz evvel hiç iltifat etmeyip de şimdi iltifat etmenizin sebebi nedir?» dedi. İbrahim (Aleyhis-selâm) olanı anlattı. İhtiyar, Hakk Teâlâ'nın keremini anladı ve çok ağladı.

- Ya İbrahim! Bir padişah ki, düşmanından ötürü dostunu azarladı. Sen Allah'ın dostusun ben düşmanıyım. Benim için seni azarladı. O ne büyüktür. O çok keremlidir. Bana imanı öğret dedi. Canü gönülden imana geldi.” [Altı Parmak (Peygamberler Tarihi), Sayfa: 187]

 

Hadîs-i Şerif: “Bir şehid, cennette gezerken kendini şehid eden şahıs karşısından gelir. Ona sorar:

- Ben; müslümanım. Sen kâfirdin. Beni şehit ettin. Benim makamımı nasıl kazandın? O cevab verir:

- Ben; senden sonra müslüman oldum. Allahu Teâlâ için savaş ettim ve şehit düştüm. Senin dereceyin aynısını Allahu Teâlâ bana da verdi.”(Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 8, Hadîs No: 1192

Bu gibi âyet ve hadîslere göre hiç kimseye kesin müslüman olmaz, cennete giremez, günahı çok gözüyle bakamayız. Böyle diyenler Kûr'ân-ı Kerim'e karşı gelmiş olurlar. Kûr'ân-ı Kerim'i, Allahu Teâlâ'nın emirlerini yalanlamaya çalışan, Allahu Teâlâ'nın yasakladığını iyi gösterip yaptırmaya çalışanlara, Allahu Teâlâ; “şeytanın askeridir” diye buyuruyor. Bizde onlara tağut, şeytan diyemeyiz. Ancak şeytanın askeridir, deriz.

İnsan-ı şeytan gören ve canının istemediği adama tağuttur diyen adama şöyle derim:

Euzü; Sığınırım. Billahi; Allah'a sığınırım. Mineş-şeytanirracîm. Allah'ın dergahından sürülmüş olan şeytandan Allah'a sığınırım. Euzü billahimineş-şeytanirracim'in manası budur. Bu hiçbir yaratığa söylenmez ancak şeytana söylenir dedikten sonra Firavun'dan, Nemrut'tan, Şeddad'dan denmiyorda neden raciym deniyor. Taşlanan, kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım deniliyor. Söylenmeyeceğine delil Sûre-i Furkan, Ayet 70 ile Sûre-i Nahl, Ayet 97 bu mübarek âyetlerde her ne kadar insan kötü olursa olsun affedilebileceğine, günahının sevaba çevrileceğine dair âyetlerdir. İblisin veya tağutun kesin cehennemlik olduğuna dair âyetler, hadîsler çoktur.

İkinci: Lânet kelimesini bir tek şeytana söylerler. O da Allahu Teâlâ'nın huzurundan bizzat kovulduğu ve affedilmediği yine affedilmeyeceği için söylenir. Allahu Teâlâ bazı Ayetlerde ve Hadîs-i Kudsilerde yüzlerce binlerce kötü amele toptan haram demiş, yüzlerce binlerce iyi amele de toptan iyi demiştir. Bunun içinde kesin haram dediği çok az, kesin helâl dediği de çok az, kesin cehennemlik dediği  de çok azdır. Cehennemlik olmuşken, şeytan gibi Allahu Teâlâ tarafından lânetlenme hiçbir mahlukta yoktur. Onun için hiçbir kâfir, hiçbir yaratık, şeytanla kıyaslanmaz. Ancak Adem (Aleyhis-selâm)'ı kandırıp cennetten kovduran, şeytan olduğu için ona lânet okunur.  (Sûre-i Araf, Ayet 19-25; Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 110-111; Altı Parmak, Sayfa: 127-128)

 Firavun öleceği, yani suda boğulacağı zaman,

- Ben; Ben-i İsrâilin iman ettiği gibi iman ettim dedi.

Allahu Teâlâ:

- Şimdiye kadar isyan edip uluhiyet iddiasında bulundun. Şimdi hayattan tamamen ümidini kesdiğin için mi iman ediyorsun? Böyle ümidsizlik halindeki imanı kabul etmem buyurdu. (Enver'ül-Aşıkîn, Sayfa: 121; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 201) Firavunun bu isyanından dolayı Allahu Teâlâ Firavun'un ölüsünü ibret için kıyâmete kadar saklanmasına sebeb oluyor.

Nuh (Aleyhis-selâm)'u kandırıp gemisine giren, şeytan (Aleyhil lane)'dır. (Altı Parmak, Sayfa: 150; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 64)

Musa (Aleyhis-selâm)'nın arkadaşı, Yuşa (Aleyhis-selâm) ikisi de peygamber olduğu halde işlerine karışıp Yuşa (Aleyhis-selâm), “şeytan bana onu unutturdu” (Sûre-i Kehf, Ayet 63) demesinden de anlaşılıyor ki, Musa (Aleyhis-selâm) ile Yuşa (Aleyhis-selâm), iki peygamberin de işine şeytan karışıyor.

İbrahim (Aleyhis-selâm) önde, İsmâil (Aleyhis-selâm) arkada giderken ikisinin arasına girip, baban seni boğazlamaya götürüyor, babana asi gel diyen yine şeytandır. [Delâil-i Hayrat Şerhi (Kara Davud), Sayfa: 873-875]

Peygamberler de Allahu Teâlâ'nın büyük yardımı olduğu halde şeytan onları bile bazen kandırıyor. Onun için filan adam şeytan gibi denir. Ancak gibi kelimesi bir küçük yerde kullanılır,

Allahu Teâlâ yerlerin göklerin nurudur. (Sûre-i Nur, Ayet 35) Allahu Teâlâ, Hadîs-i Kudsi'de: Ben insanı nurumdan yarattım, diyor. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 20) Şeytanı, cini ve melekleri yarattı. Hiç birisine ruhundan üflemedi. Ama insana ruhundan üfledi, her insanın ruhu Allah'tandır, diğer yaratıkların ruhu Allah'tandır, denilmez.

“İmdi onun yaratılışını tamamladığım ve içerisine ruhumdan üfürdüğüm zaman…” ilâ ahir. (Sûre-i Sad, Ayet 72) İnsanı, şeytanla beraber görmek Allahu Teâlâ'nın nuruna hakarettir. İblis, nurdan değil ateşin yalımından yaratılmıştır. (Sûre-i Sad, Ayet 76) Bu ve bu gibi sözler insanı gizli küfre düşürür, haberi olmaz. Ateşin yalımıyla; Allahu Teâlâ'nın nurunu beraber, denk gördüğünden küfre varır.

 

Soru: 3- Şirk ehli kime denir? Peygamberimizin zamanında ki müşrikler ile günümüzün müslümanlarının farkı nedir?

 

Cevab: Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında ki müşriklerin, üçyüz altmış putları vardı. O putlara taparlardı. Türkiyemiz'de puta tapana kâfir derler. Kimse puta tapmaz.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında kız çocukları başkasına karılık yapacağından dolayı kuma gömülüp öldürülür. Ayrıca bir kadın beşyüz erkeğin imzasını alırsa, yani o kadar erkekle yatar, kalkar, memnun ederse, en şerefli insan sayılır, bayrak dikerdi. Kadınlar hem en şerefsiz sayılır, kuma gömülüp öldürülür, hem  de en şerefli sayılırdı.

Yine develeri taş yığınının üstüne idrar yaptırır, pislettirir ona taparlardı.

“Lâ ilahe illallah Muhammed Resûlullah” diyen müslüman olduğuna göre, zamanemizdeki müslümanların cehaleti on binlerce misli artmalı ki Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında ki cehalete yetişsin.

Bu iddiaları yapanlar, bu iddiaları ile çok büyük günah kazanıyorlar. Onların anaları, babaları, kendileri kâfir, puta taparlar. Şimdi ise zamanemizin insanlarının anası ve babası müslüman, kendi müslüman hiç birisi kâfirliği kabul etmez. Biz bunlara ancak günahkâr müslüman deriz.

Mecusiler, Rumların elinden Kudüs'ü aldı haberi, Mekke'ye gelince Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) ile Mekke beyleri arasında tartışma çıktı. Mekke beyleri Hazreti Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu)'e:

- Rumlar Allah bir diyor. Sizde Allah bir diyorsunuz. Biz Allah çok diyoruz. Mecusilerde Allah çok diyor. Sizin dediğiniz gibi Allah birse, niçin Rumlara yardım etmedi de Allah çok diyen mecusilere yardım etti dediler.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu):

- Allah birdir, Allahu Teâlâ Rumlara yine yardım eder, Allah bir diyenler bir kardeş, çok diyenler bir kardeşdir. Rumlar bizim, mecusilerde sizin kardeşiniz deyince beyler;

- İmkânı yok, Mecusilerin elinden Rumlar Kudüs'ü alamaz, bizim kardeşlerimiz yener, dediler.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu);

- Allah birdir, Allah bir diyenlere yardım eder. Bizim kardeşlerimiz sizin kardeşlerinizin elinden Kudüs'ü alır. Onlar:

- Öyleyse bahse girelim dediler. Bir seneye kadar bahse girdiler. Rumlar alırsa; onlar, Hazreti Ebû Bekir'e (Radiyallâhu Anhu) on deve verecek, alamazsa Hazreti Ebû Bekir, onlara on deve verecekdi. Senet, muahede tam imzalanacağı zaman Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu):

- Benim soracağım, bir adam var deyince Beyler:

- Biliyoruz, biliyoruz sen Muhammed'e sormadan bir şey yapamazsın git, sor gel dediler. (Peygamberimiz'in Mucizeleri Ve Büyük Özellikleri, Cild 1, Sayfa: 246-248)

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e olanı anlattı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) sükût etti. O anda Cebrâil (Aleyhis-selâm), Rûm sûresini getirdi.

 

Ayet: (Rum sûresi Ayet 1-4)

Rumlar Araplara en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Onlar bu yenilgilerinden sonra bir kaç yıl içinde (3-9 yıl) galip geleceklerdir. Önceden de sonradan da emir Allah'ındır. O gün mü'minler Allah'ın yardımı ile şad olup sevineceklerdir.

Allahu Teâlâ, bu âyette Hazreti Ebû  Bekir'in sözü olan, “Rumlar bizim mecusiler sizin kardeşiniz. Allah bir diyenler bir kardeş, Allah çok diyenler bir kardeş” dediğini tasdik ediyor. Dolaylı olarak Allahu Teâlâ “sizin kardeşleriniz senelerin parçasında galip gelecekler” buyurdu.

Bu âyetin manasını kimse bilemedi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e sordular. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) buyurdu ki;

- Senelerin parçası bir olur, üç olur, beş olur, yedi olur, dokuz olur, dokuzdan sonra parça sayılmaz. Sen seneyi on et, deveyi yüz et.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) Mekke'nin müşrik beyi Ubey b. Halef'e:

- Seneyi on, deveyi yüz edelim, dedi. Onlar kabul ettiler.

Dokuz sene geçti, bir haber geldi. Rumlar, mecusilerin elinden Kudüs'ü harb ile aldı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Hadibiye mevkiinde idi. Eshâbın yiyeceği azalmıştı. Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e geldi ve anlaşma senedini gösterdi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Git yüz deveyi al gel. O esas anlaşmaya imza atan beye (Ubey b. Halef'e) gitti. Bey ölmüştü, anlaşmayı çocuklarına gösterdiler. Çocuklar aralarından yüz deveyi tedarik edip, develeri Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'e teslim ettiler. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e:

- Yâ Resûlullah develeri getirdim. Buyurdu ki:

- Kes eshab yesin dedi, kestiler Eshâb yedi. (Ruhü'l-Beyan Tefsiri, Cild 6, Sayfa: 298; Hulasatü'l-Beyan, Cild 11, Sayfa: 4244, 4246) Kafirle islâmi yönden bahse girme helâl oluyor. Onun için bahis helâldır.

İşte bu mübarek âyette; Allah bir diyen Rumları da müslümanlara kardeş yapıyor. Türkiye'de ise anası babası müslüman kendi müslüman hiç birisi kafirliği kabul etmiyor, hiç kimse de Allah çok demiyor. Bunlara nasıl (tağut) şeytan denilebilir? Bunların Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) zamanındaki Allah üçyüz altmış tanedir diyen müşriklerle bir tutulmasına imkân var mı?

Türkiye'dekiler tağuttur, diye bu iddiayı yapanlar, o gibiler en azından Kûr'ân'ı ve manasını bilmediklerinden, Kûr'ân'a ters konuştuklarından büyük günahkâr olurlar. Bunları duyup, bilip yine aynı iddialarına devam ederlerse, işte o zaman Kûr'âna mahalefet suçundan kâfir olurlar. O iddiayı yapanlar, müşrikler gibi olur. Kûr'ân rakip tanımaz. İnanıp kabul eden kurtulur. İnanmayıp veya aksini iddia eden cehennemlik olur. Kûr'âna itiraz ancak Kûr'ân'la olmalıdır ki o da imkânsızdır.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında insanlarda olan cehalet o kadar fazla idi ki, şimdiki zamanımızın cehaletinden on binlerce defa daha büyüktü. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem), işte o zamanda, insanlar cehaletin zirvesinde iken peygamberlik yaptı. Dîn-i mübîni dünyaya yaydı. O insanları düzeltti.

Şöyle ki, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında ki insanlar, şu yaşadığımız zamanda ki insanlar gibi insanlar imişde; Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bunları düzeltmiş, imajını veriyorlar. Hali ile çok büyük günahkâr oluyorlar.

Bunun misali; Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanındaki müşriklerle,  şimdiki cahillerle uğraşmanın misali şuna benzer:

Bütün dünya orduları birleşti. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) çok az bir kuvvet, çok az bir askerle harb etti, hepsini yendi, İslâmı yaydı. O'na göre bizim yaptığımız altmış milyonluk Türkiye silahlı, güçlü, kuvvetli, herşeyi tam Kıbrıs'la harb etti, kâfirleri yendi. Bizim savaşımızda, uğraşmamız da aynı, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ki gibiydi. O, bütün dünyayı yendi kazandıysa, bizde Kıbrıs'ı kazandık demeye benzer.

Müşrik demek: Allah'a şirk koşan demektir. Allah iki tane, üç tane demek ve inanmak şirktir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) zamanındaki müşrikler her günün bir tanrısı var. Dünyayı ve bütün mükevvenatı idare etmeyi bu tanrılar kendi aralarında bölüşmüşler, ittifaken idare ediyorlar diyorlardı.

Yani günümüzde ki İsa, Allah'tır. Birde hepsini idare eden büyük Allah vardır diyenlerin müşrikliği ile Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) zamanındaki müşrikler, bunlardan 120 misli büyük müşrik idiler. Çünkü bunların şirki üçtür. Allah üç diyorlar. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) zamanında ise Allah 360 tane diyorlardı.

Türkiye'mizde ise hiç puta tapan yok. Ancak Kûr'ân'a açıktan muhalefet edip, aksini iddia ederek söz söyleyip, kitap yazan başka tapılacak şey gösteren, böylelikle Allah'a asi geldiğinden dolayı, onlara müşrik denir.

Ancak Peygamberimiz'in (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) zamanındaki gibi müşrik denmez. Bir Hadîs-i Şerif'te Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

“Ben ismim olana şefaat eder, kurtarırım.” (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 532; Muhtar'ül-Ehâdisin Nebeviyye, Hadîs No: 1048, Sayfa: 531)

O müşrikler bundan mahrumdur. İsmi Muhammed konsa müşrik olduğu için cennete girmez. Kendi günahkâr müslüman olursa, ismi Peygamberimiz'in (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ismi olursa, o en çok cehennemde cezası miktarınca yanar yine Peygamberimiz'in (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) şefaatiyle cennete girer. Bununla bu beraber denir mi?

 

Hadîs-i Şerif:

“Benim şefaatim günahı kebairleredir. En büyük günah işleyenleredir, buyuruyor.” (Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadîs No: 5090; Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2552)

 

(Sûre-i Duha, Ayet 5)

“Ey Muhammed! Rabb'ın sana verecekte, sen hoşnud olacaksın.

 

Hadîs-i Şerif:

- Hoşnud oldun mu ey Muhammed? diye sorulup, benim de:

- Ya Rabbi! Artık hoşnud oldum, deyinceye kadar ümmetime şefaat edeceğim. (Ruhu'l-Beyan Tefsiri, Cild 10, Sayfa: 76) Allahu Teâlâ:

Peygamberimiz'in (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) memnuniyetinden ziyade şefaat etme izni verirse Peygamberimiz'de (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) “Ya Rabbi ben memnun oldum, ben kurtaracaklarımın hepsini kurtardım” dedikten daha fazla şefaat etme iznini Allahu Teâlâ'nın vereceğini haber veriyor. Bu mübarek âyetin karşılığında Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) buyuruyor:

 

Hadîs-i Şerif:

“Yarın mahşerde bazı kimseleri getirirler, kendileri müslüman benim ümmetim. Allahu Teâlâ buyurur:

- Yâ Muhammed bunlara şefaat et. Ben diyeceğim ki:

- Bunların şefaat edilecek hiçbir tarafı yok. Allahu Teâlâ;

- Sence yoksa, bence var, sen şefaat etmiyorsan ben şefaat ediyorum, diyecek ve  Allahu Teâlâ şefaat edecek.” (Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir Hazretlerinin vaaz bantından alınmıştır.)

 

Hadîs-i Şerif:

“Merhamet yüz'dür. Allahu Teâlâ bu yüz merhametinden birisini bu dünyada insan, hayvan bütün mahlukata bölüştürdü. Yırtıcı hayvanlar yavrularını bu merhametle korurlar. Ben doksan dokuzunu ahirete sakladım. diyecek ve şefaat edecek.” (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4294; Muhtar'ül-Ehâdisin Nebeviyye, Hadîs No: 7, Sayfa: 659; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 12, Hadîs No: 1973)

Bunları düşün, terazili konuş. Biz kesinlikle “şu adam yaptığından dolayı muhakkak cehennemliktir. Şu adam yaptığından dolayı muhakkak cennetliktir” diyemeyiz. Allahu Teâlâ her gün onbinlerce kişiyi cehennemlikken cennetlik, cennetlikken cehennemlik eder. Ama iblis ve tâbiaları cehennemliktir. Bu kesindir. Allahu Teâlâ cümlemizi ayıktırıp Kûr'ân-ı Kerim ve Hadîs-i Şeriflerin doğrultusunda çalışıp öyle inanmak nasip eylesin. (Amin)

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU