Türkiye'nin muhtelif
yerlerinden sorulan sorular:
Bunların hemen
hepsine cevab veriyorum ve çoğaltıp dağıtıyorum. Gelen mektuplardan birisi de
aşağıdadır:
Sorulan sorular:
1- Tağut kime denir?
2- Bu günümüzün
tağutu kimdir?
3- Şirk ehli kime
denir?
4- Peygamberimiz'in
zamanında ki müşrikler ile günümüzün müslümanlarının aralarındaki fark nedir?
Bu sorular, bir
tarikat ehlinin bilmesi gereken şeylerdir.
Soru: 1- Tağut kime
denir?
Cevab: Kûr'ân-ı Kerim'de Allahu Teâlâ şeytana tağut diyor.
(Sûre-i Nisa, Ayet 60) Şeytanın isimleri çoktur. Bunlardan bazıları, İblis, şeytan,
tağut, hanzeb, hannas ve ezazil, bunlar şeytanın isimleridir. Tağut'un şeytanın
ismi olduğuna dair Kûr'ân-ı Kerim'de.
Ayet: “Allah iman
edenlerin dostudur. Onları daima zulumattan, karanlıktan, pislikten nura
cennete çeker. Şol inkâr ve küfür edenlerde tağut'un dostudur. Onları da
şeytan, (tağut) nurdan, iyilikten kötülüğe cehenneme çeker. Onlar o ateşte
ebedi olarak kalacaklardır.” (Sûre-i Bakara, Ayet 257)
Soru: 2- Bu
günümüzün tağut'u kimdir?
Cevab: Ben şahsen Türkiyemiz'de tağut denilecek adamı
göremiyorum. İnsanlara tağut demek Allahu Teâlâ'nın iblis, tağut hakkındaki
sözlerini küçümseme olur.
Hiç bir günahkâra,
hiç bir kâfire bunun tövbesi kabul olmaz. Bu tam kesin cehennemliktir
diyemeyiz. Ama iblise kesin cehennemliktir, deriz. Ancak ölmüş ve imansız
gitmiş veya Kûr'ân-ı Kerim'de cehennemlik olduğuna dair âyetler varsa onlara da
kesin “cehennem ehli” deriz. Ama yine tağut veya şeytan diyemeyiz.
Bunun örneği: Hz.
Ömer (Radiyallahu anhu) Eshâb-ı Kehf ve Asiye validemizdir. Bunlar çok uzun müddet küfrün içinde kaldılar.
Hatta ilkleri kâfirdi, sonradan bir anda Allah yanında en büyük dereceyi
aldılar.
Diye, ayet olunca biz; şu günahkâr tağuttur. Bu
Allah yanında affolmaz sözü, Allahu Teâlâ'nın bu âyetini inkâr sayılır. İnsan
kendi nefsini ne kadar günahkâr, kabahatli bilir, gönlünü engin tutarsa,
başkalarını yüksek görürse, o kimse delâletten kurtulmuştur.
Hadîs-i
Şerif:
«Kim
insanlar delâlete gitti, iyi kimse kalmadı derse delâlete gidenin en büyüğü, o
sözü söyleyen kişidir.» (Kimya-i Saadet, Sayfa: 538)
Musa
(Aleyhis-selâm)'ya, Allahu Teâlâ:
- Ya Musa! Yanıma bir edna, kötü, günahkâr kul
getir dedi. Musa (Aleyhis-selâm) insanları gezdi. Belki tövbekâr olur, Allah
affeder kötü dediğim ilerde iyi çıkabilir dedi. İnsanlardan vaz geçti,
hayvanları gezdi. Hayvanlardan en edna köpeği gördü. Köpekleri gezdi her tarafı
yara, uyuz, hasta kokusundan yanına yaklaşılmaz bir köpek buldu. Boynuna ipi
taktı, Tur-u Sina'ya götürüyordu. Yolda düşündü, bu köpeğe uyuzluğu veren
Allah'dır. Yaratan da Allah'dır. Bunu kötü diye Allah'ın huzuruna götürsem,
bunu yaratan hastalığı veren ben değil miyim? diye sorarsa ne cevab vereceğim,
dedi. Köpeğin boynundan ipi çıkardı. Kendi boynuna taktı. Turu Sina'da:
- Ya Rabbi! Ben kendimden (edna), kendimden daha kötü kul göremiyorum
dedi. Allahu Teâlâ:
- Ya Musa! Eğer o
köpeği huzuruma ednadır diye getirse idin, seni peygamberlikten silecektim. İpi
boynuna takıp, kendini getirmen seni kurtardı. Musa (Aleyhis-selâm) ulul azim
peygamber olduğu halde kulların kâfir-mü'min veya münafık-fasık bunlardan hiç
birisini edna kötü göremedi. Hayvanlardan da kötü göremedi. Kendi kendini Tûr-i
Sina'ya götürdü. Kendisini ancak o kurtardı. Bize gelince kendisi, annesi ve
babası müslüman sadece islam-ı tam yaşamıyor. Sözlerinde de cahilane konuşuyor.
Bu yüzden bunlar tağuttur denilmez. Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'in hangi
ayetinde şeytanı (iblisi), insanlardan felan kimse ile aynıdır gibi nisbet
etmiştir. Kur'an-ı Kerim'de:
- Onlar, şeytanın
askeridir. Bilinki onlar cehennemliktir. (Sure-i Mücadele, Ayet 19)
Yine Ayet: Her kim
ameli salih işlerse, hangi yaşta ne zaman ameli salih işlemeye başlarsa, Allahu
Teâlâ'nın sevdiği en güzel amelleri yaparsa, bunda da sadık kalırsa günahlarını
sevaba çeviririm. (Sure-i Furkan, Ayet 70) Bunlar tağuttur şeytandır demek:
Allahu Teâlâ'nın bu ayetini küçümsemek, kıymet vermemek, benimsememektir.
Bilerek söylüyorsa küfre varır, bilmeyerek söylüyorsa büyük günahkâr olur.
Hadîs-i Şerif:
“Ben müslümanım
diyen ve “Lâ ilahe ilallah” diyen ebedi cehennemde kalmaz.” (Kütüb-i Sitte Cild 14, Hadîs No: 5091,
Cild 2, Sayfa: 263)
Hadîs-i
Şerif:
“Buğday tanesi kadar imanı olan, ondan da az
imanı olan günah çokluğu sebebi ile cehennemde yanar yanar yanar, en sonun da o
iman kendini cennete götürür.” (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 1, Hadîs No: 59,
Sayfa: 90; Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 21, Sayfa: 23; Sahih-i
Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 1, Hadis No: 21, Sayfa: 37)
Yoksa canının istemediğine tağuttur, şeytandır
denilmez.
Kûr'ân-ı Kerim'de iyi kimselere, Allah askeri
(Sûre-i Mücadele, Ayet 22) O birleri de şeytanın askeridir. (Sûre-i Mücadele,
Ayet 19) Hiç bir kimse “ben şeytanımdan eminim, şeytan beni yanıltmaz,”
diyemez. Hiçbir kimseye de, “bu ne kadar tevbe etse affolmaz,” denilmez.
İbrahim Hakkı Hazretleri'nin «Marifetnâme isimli kitabında, Allahu Teâlâ her
gün üçyüz altmış sefer Levh-i Mahfuza nazar eder. (Marifetnâme, Sayfa: 21;
Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 30) Her nazar edişinde; birçok cehennemlikleri
cennetlik, birçok cennetlikleri cehennemlik eder. Bir çok ömürleri azaltma, bir
çok ömürleri uzatma yapar.»
Hadîs-i Şerif:
“Cebrâil (Aleyhis-selâm) bana her geldiğinde
Allah korkusundan titriyor görürdüm. Sapsarı olmuş sararmıştı, sebebini sordum.
Dedi ki:
- Allahu Teâlâ'nın hışmına uğrar bir anda cehennemlik
olurum diye korkuyorum dedi.
- Cebrail'e Mikail (Aleyhis-selãm)'in hiç
güldüğünü görmedim. Sebebi nedir? diye sordum.
- Cehennem yaratılalıdan beri hiç gülmedi dedi.
” (Kimyâ-ı Seâdet, Sayfa: 633; Altı Parmak, Sayfa: 403)
“Melâike olan Harut'la Marut gibi.” (Sûre-i
Bakara, Ayet 102) Allah'ın kahrına uğrarım, diye korkuyor dedi.
Yine melekler tam cenneti garanti etmiş Belâm
ibn-i Baura ve Barsisa gibilerin Allahu Teâlâ'nın sevmediği ahlâk-ı zemimeleri
işlemelerinden dolayı bir anda cehennemlik olmuşlardır. (Sure-i Araf, Ayet 175)
Tam kesin cehennemlik olan Allahu Teâlâ'nın kahrına uğramaya müstehak
olanlarında bazılarının hakkıyla tövbe edip salih ameller işlediği için, bir
anda cennetin en üst tabakasına yükselmişlerdir. Bunlar Eshâblar, Eshâb-ı Kehf
gibileridir. Melekler bizde bir anda Allahu Teâlâ'nın gadabına uğrarız diye
korkuyoruz derler ve secdeye kapanırlar.
İbrahim (Aleyhis-selâm)'i, Hızır (Aleyhis-selâm)
denemek için bir müşrik kılığına girdi. Bıyıkları ağzına girmiş, görünüşte
islamdan uzak bir vaziyette İbrahim (Aleyhis-selâm)'e geldi. İbrahim
(Aleyhis-selâm) bıyıkları ağzına girmiş misafirine yemeği verdi. İstirahat
ettirdi. Hal ve hatırını sorup, gönlünü almadan misafir gitti. Allahu Teâlâ:
- Misafiriyin gönlünü almazsan, senden memnun
değilim dedi. İbrahim (Aleyhis-selâm) gitti, misafiri buldu, gönlünü almak
istedi, misafir:
- Devemin yavrusu yorgun, dönemem dedi. Burada
Allahu Teâlâ'nın İbrahim misafire nasıl bakacak ayrım yapacak mı? diye denemek
için islâm dışı hareketlerle kendini Allah'ın emri ile deneyen Hızır
(Aleyhis-selâm)'dı.
İbrahim
(Aleyhis-selâm)'in misafire verdiği önemi anlatan bir diğer konu:
“İbrahim
(Aleyhis-selâm) asla yalnız yemek yemezdi. Daima fakirlere ziyafet verir,
onlarla birlikte yerdi.
Naklolunur ki, bir gün
evine misafir getirmek arzu etti. Dışarı çıkıp dolaştı. Nihayet bir ihtiyar
görüp, evine getirdi. Halini sorup anladı ki, kâfir imiş. İslâma davet etti.
Kabul etmedi. Çok ısrar etti ise de çevirmek mümkün olmadı. Huzursuz oldu.
Yemek yemedi. O ihtiyar da kalkıp gitti. Hakk Teâlâ, İbrahim (Aleyhis-selâm)'e
hitab edip:
- «Ben yetmiş
yıldır, onun küfrüne bakmayıp sabah akşam rızkını verdim. Seni denemek için
sana muhtaç ettim. Acaba yemek verecek mi, vermeyecek mi? diye sana gönderdim.
Sen bir gün yemek vermekten çekindin» buyurdu.
İbrahim (Aleyhis-selâm) derhal, o ihtiyarın
arkasından koşup yetişti. İltifat ederek tekrar eve davet etti. İhtiyar:
- «Biraz evvel hiç iltifat etmeyip de şimdi
iltifat etmenizin sebebi nedir?» dedi. İbrahim (Aleyhis-selâm) olanı anlattı.
İhtiyar, Hakk Teâlâ'nın keremini anladı ve çok ağladı.
- Ya İbrahim! Bir padişah ki, düşmanından ötürü
dostunu azarladı. Sen Allah'ın dostusun ben düşmanıyım. Benim için seni
azarladı. O ne büyüktür. O çok keremlidir. Bana imanı öğret dedi. Canü gönülden
imana geldi.” [Altı Parmak (Peygamberler Tarihi), Sayfa: 187]
Hadîs-i Şerif: “Bir şehid, cennette gezerken
kendini şehid eden şahıs karşısından gelir. Ona sorar:
- Ben; müslümanım. Sen kâfirdin. Beni şehit
ettin. Benim makamımı nasıl kazandın? O cevab verir:
- Ben; senden sonra müslüman oldum. Allahu Teâlâ
için savaş ettim ve şehit düştüm. Senin dereceyin aynısını Allahu Teâlâ bana da
verdi.”(Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 8, Hadîs No: 1192
Bu gibi âyet ve hadîslere göre hiç kimseye kesin
müslüman olmaz, cennete giremez, günahı çok gözüyle bakamayız. Böyle diyenler
Kûr'ân-ı Kerim'e karşı gelmiş olurlar. Kûr'ân-ı Kerim'i, Allahu Teâlâ'nın
emirlerini yalanlamaya çalışan, Allahu Teâlâ'nın yasakladığını iyi gösterip
yaptırmaya çalışanlara, Allahu Teâlâ; “şeytanın askeridir” diye buyuruyor.
Bizde onlara tağut, şeytan diyemeyiz. Ancak şeytanın askeridir, deriz.
İnsan-ı
şeytan gören ve canının istemediği adama tağuttur diyen adama şöyle derim:
Euzü; Sığınırım. Billahi; Allah'a sığınırım.
Mineş-şeytanirracîm. Allah'ın dergahından sürülmüş olan şeytandan Allah'a
sığınırım. Euzü billahimineş-şeytanirracim'in manası budur. Bu hiçbir yaratığa
söylenmez ancak şeytana söylenir dedikten sonra Firavun'dan, Nemrut'tan,
Şeddad'dan denmiyorda neden raciym deniyor. Taşlanan, kovulmuş şeytandan
Allah'a sığınırım deniliyor. Söylenmeyeceğine delil Sûre-i Furkan, Ayet 70 ile
Sûre-i Nahl, Ayet 97 bu mübarek âyetlerde her ne kadar insan kötü olursa olsun
affedilebileceğine, günahının sevaba çevrileceğine dair âyetlerdir. İblisin
veya tağutun kesin cehennemlik olduğuna dair âyetler, hadîsler çoktur.
İkinci: Lânet kelimesini bir tek şeytana
söylerler. O da Allahu Teâlâ'nın huzurundan bizzat kovulduğu ve affedilmediği
yine affedilmeyeceği için söylenir. Allahu Teâlâ bazı Ayetlerde ve Hadîs-i
Kudsilerde yüzlerce binlerce kötü amele toptan haram demiş, yüzlerce binlerce
iyi amele de toptan iyi demiştir. Bunun içinde kesin haram dediği çok az, kesin
helâl dediği de çok az, kesin cehennemlik dediği de çok azdır. Cehennemlik olmuşken, şeytan
gibi Allahu Teâlâ tarafından lânetlenme hiçbir mahlukta yoktur. Onun için
hiçbir kâfir, hiçbir yaratık, şeytanla kıyaslanmaz. Ancak Adem
(Aleyhis-selâm)'ı kandırıp cennetten kovduran, şeytan olduğu için ona lânet
okunur. (Sûre-i Araf, Ayet 19-25;
Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 110-111; Altı Parmak, Sayfa: 127-128)
Firavun
öleceği, yani suda boğulacağı zaman,
- Ben; Ben-i İsrâilin iman ettiği gibi iman
ettim dedi.
Allahu Teâlâ:
- Şimdiye kadar isyan edip uluhiyet iddiasında
bulundun. Şimdi hayattan tamamen ümidini kesdiğin için mi iman ediyorsun? Böyle
ümidsizlik halindeki imanı kabul etmem buyurdu. (Enver'ül-Aşıkîn, Sayfa: 121;
Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 201) Firavunun bu isyanından dolayı Allahu
Teâlâ Firavun'un ölüsünü ibret için kıyâmete kadar saklanmasına sebeb oluyor.
Nuh (Aleyhis-selâm)'u kandırıp gemisine giren,
şeytan (Aleyhil lane)'dır. (Altı Parmak, Sayfa: 150; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa:
64)
Musa (Aleyhis-selâm)'nın arkadaşı, Yuşa
(Aleyhis-selâm) ikisi de peygamber olduğu halde işlerine karışıp Yuşa
(Aleyhis-selâm), “şeytan bana onu unutturdu” (Sûre-i Kehf, Ayet 63) demesinden
de anlaşılıyor ki, Musa (Aleyhis-selâm) ile Yuşa (Aleyhis-selâm), iki
peygamberin de işine şeytan karışıyor.
İbrahim (Aleyhis-selâm) önde, İsmâil
(Aleyhis-selâm) arkada giderken ikisinin arasına girip, baban seni boğazlamaya
götürüyor, babana asi gel diyen yine şeytandır. [Delâil-i Hayrat Şerhi (Kara
Davud), Sayfa: 873-875]
Peygamberler de Allahu Teâlâ'nın büyük yardımı
olduğu halde şeytan onları bile bazen kandırıyor. Onun için filan adam şeytan
gibi denir. Ancak gibi kelimesi bir küçük yerde kullanılır,
Allahu Teâlâ
yerlerin göklerin nurudur. (Sûre-i Nur, Ayet 35) Allahu Teâlâ, Hadîs-i
Kudsi'de: Ben insanı nurumdan yarattım, diyor. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa:
20) Şeytanı, cini ve melekleri yarattı. Hiç birisine ruhundan üflemedi. Ama
insana ruhundan üfledi, her insanın ruhu Allah'tandır, diğer yaratıkların ruhu
Allah'tandır, denilmez.
“İmdi onun
yaratılışını tamamladığım ve içerisine ruhumdan üfürdüğüm zaman…” ilâ ahir. (Sûre-i Sad, Ayet 72) İnsanı, şeytanla beraber
görmek Allahu Teâlâ'nın nuruna hakarettir. İblis, nurdan değil ateşin
yalımından yaratılmıştır. (Sûre-i Sad, Ayet 76) Bu ve bu gibi sözler insanı
gizli küfre düşürür, haberi olmaz. Ateşin yalımıyla; Allahu Teâlâ'nın nurunu
beraber, denk gördüğünden küfre varır.
Soru:
3- Şirk ehli kime denir? Peygamberimizin zamanında ki
müşrikler ile günümüzün müslümanlarının farkı nedir?
Cevab: Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında
ki müşriklerin, üçyüz altmış putları vardı. O putlara taparlardı. Türkiyemiz'de
puta tapana kâfir derler. Kimse puta tapmaz.
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında kız çocukları başkasına karılık
yapacağından dolayı kuma gömülüp öldürülür. Ayrıca
bir kadın beşyüz erkeğin imzasını alırsa, yani o kadar erkekle yatar, kalkar,
memnun ederse, en şerefli insan sayılır, bayrak dikerdi. Kadınlar hem en
şerefsiz sayılır, kuma gömülüp öldürülür, hem
de en şerefli sayılırdı.
Yine develeri taş yığınının üstüne idrar
yaptırır, pislettirir ona taparlardı.
“Lâ ilahe illallah Muhammed Resûlullah” diyen
müslüman olduğuna göre, zamanemizdeki müslümanların cehaleti on binlerce misli
artmalı ki Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında ki cehalete
yetişsin.
Bu iddiaları yapanlar, bu iddiaları ile çok
büyük günah kazanıyorlar. Onların anaları, babaları, kendileri kâfir, puta
taparlar. Şimdi ise zamanemizin insanlarının anası ve babası müslüman, kendi
müslüman hiç birisi kâfirliği kabul etmez. Biz bunlara ancak günahkâr müslüman
deriz.
Mecusiler, Rumların elinden Kudüs'ü aldı haberi,
Mekke'ye gelince Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) ile Mekke beyleri arasında
tartışma çıktı. Mekke beyleri Hazreti Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu)'e:
- Rumlar Allah bir diyor. Sizde Allah bir
diyorsunuz. Biz Allah çok diyoruz. Mecusilerde Allah çok diyor. Sizin dediğiniz
gibi Allah birse, niçin Rumlara yardım etmedi de Allah çok diyen mecusilere
yardım etti dediler.
Hazreti Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu):
- Allah birdir, Allahu Teâlâ Rumlara yine yardım
eder, Allah bir diyenler bir kardeş, çok diyenler bir kardeşdir. Rumlar bizim,
mecusilerde sizin kardeşiniz deyince beyler;
- İmkânı yok, Mecusilerin elinden Rumlar Kudüs'ü
alamaz, bizim kardeşlerimiz yener, dediler.
Hazreti Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu);
- Allah birdir, Allah bir diyenlere yardım eder.
Bizim kardeşlerimiz sizin kardeşlerinizin elinden Kudüs'ü alır. Onlar:
- Öyleyse bahse girelim dediler. Bir seneye
kadar bahse girdiler. Rumlar alırsa; onlar, Hazreti Ebû Bekir'e (Radiyallâhu
Anhu) on deve verecek, alamazsa Hazreti Ebû Bekir, onlara on deve verecekdi.
Senet, muahede tam imzalanacağı zaman Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu):
- Benim soracağım, bir adam var deyince Beyler:
- Biliyoruz, biliyoruz sen Muhammed'e sormadan
bir şey yapamazsın git, sor gel dediler. (Peygamberimiz'in Mucizeleri Ve Büyük
Özellikleri, Cild 1, Sayfa: 246-248)
Hazreti Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu)
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e olanı anlattı. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) sükût etti. O anda Cebrâil (Aleyhis-selâm), Rûm
sûresini getirdi.
Ayet: (Rum sûresi Ayet 1-4)
Rumlar Araplara en yakın bir yerde yenilgiye
uğradılar. Onlar bu yenilgilerinden sonra bir kaç yıl içinde (3-9 yıl) galip
geleceklerdir. Önceden de sonradan da emir Allah'ındır. O gün mü'minler
Allah'ın yardımı ile şad olup sevineceklerdir.
Allahu Teâlâ, bu âyette Hazreti Ebû Bekir'in sözü olan, “Rumlar bizim mecusiler sizin
kardeşiniz. Allah bir diyenler bir kardeş, Allah çok diyenler bir kardeş”
dediğini tasdik ediyor. Dolaylı olarak Allahu Teâlâ “sizin kardeşleriniz
senelerin parçasında galip gelecekler” buyurdu.
Bu âyetin manasını kimse bilemedi. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e sordular. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) buyurdu ki;
- Senelerin parçası bir olur, üç olur, beş olur,
yedi olur, dokuz olur, dokuzdan sonra parça sayılmaz. Sen seneyi on et, deveyi
yüz et.
Hazreti Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) Mekke'nin
müşrik beyi Ubey b. Halef'e:
- Seneyi on, deveyi yüz edelim, dedi. Onlar kabul ettiler.
Dokuz sene geçti,
bir haber geldi. Rumlar, mecusilerin elinden Kudüs'ü harb ile aldı.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Hadibiye mevkiinde idi. Eshâbın
yiyeceği azalmıştı. Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e geldi ve anlaşma senedini gösterdi.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
- Git yüz deveyi al
gel. O esas anlaşmaya imza atan beye (Ubey b. Halef'e) gitti. Bey ölmüştü,
anlaşmayı çocuklarına gösterdiler. Çocuklar aralarından yüz deveyi tedarik
edip, develeri Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'e teslim ettiler. Hazreti
Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e:
- Yâ Resûlullah
develeri getirdim. Buyurdu ki:
- Kes eshab yesin
dedi, kestiler Eshâb yedi. (Ruhü'l-Beyan Tefsiri, Cild 6, Sayfa: 298;
Hulasatü'l-Beyan, Cild 11, Sayfa: 4244, 4246) Kafirle islâmi yönden bahse girme
helâl oluyor. Onun için bahis helâldır.
İşte bu mübarek
âyette; Allah bir diyen Rumları da müslümanlara kardeş yapıyor. Türkiye'de ise
anası babası müslüman kendi müslüman hiç birisi kafirliği kabul etmiyor, hiç
kimse de Allah çok demiyor. Bunlara nasıl (tağut) şeytan denilebilir? Bunların
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) zamanındaki Allah üçyüz altmış
tanedir diyen müşriklerle bir tutulmasına imkân var mı?
Türkiye'dekiler
tağuttur, diye bu iddiayı yapanlar, o gibiler en azından Kûr'ân'ı ve manasını
bilmediklerinden, Kûr'ân'a ters konuştuklarından büyük günahkâr olurlar.
Bunları duyup, bilip yine aynı iddialarına devam ederlerse, işte o zaman
Kûr'âna mahalefet suçundan kâfir olurlar. O iddiayı yapanlar, müşrikler gibi
olur. Kûr'ân rakip tanımaz. İnanıp kabul eden kurtulur. İnanmayıp veya aksini
iddia eden cehennemlik olur. Kûr'âna itiraz ancak Kûr'ân'la olmalıdır ki o da
imkânsızdır.
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında insanlarda olan cehalet o kadar fazla
idi ki, şimdiki zamanımızın cehaletinden on binlerce defa daha büyüktü.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem), işte o zamanda, insanlar cehaletin
zirvesinde iken peygamberlik yaptı. Dîn-i mübîni dünyaya yaydı. O insanları
düzeltti.
Şöyle ki, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in
zamanında ki insanlar, şu yaşadığımız zamanda ki insanlar gibi insanlar imişde;
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bunları düzeltmiş, imajını
veriyorlar. Hali ile çok büyük günahkâr oluyorlar.
Bunun misali;
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanındaki müşriklerle, şimdiki cahillerle uğraşmanın misali şuna
benzer:
Bütün dünya orduları
birleşti. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) çok az bir kuvvet, çok az
bir askerle harb etti, hepsini yendi, İslâmı yaydı. O'na göre bizim yaptığımız
altmış milyonluk Türkiye silahlı, güçlü, kuvvetli, herşeyi tam Kıbrıs'la harb
etti, kâfirleri yendi. Bizim savaşımızda, uğraşmamız da aynı, Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ki gibiydi. O, bütün dünyayı yendi kazandıysa,
bizde Kıbrıs'ı kazandık demeye benzer.
Müşrik demek:
Allah'a şirk koşan demektir. Allah iki tane, üç tane demek ve inanmak şirktir.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) zamanındaki müşrikler her günün bir
tanrısı var. Dünyayı ve bütün mükevvenatı idare etmeyi bu tanrılar kendi
aralarında bölüşmüşler, ittifaken idare ediyorlar diyorlardı.
Yani günümüzde ki
İsa, Allah'tır. Birde hepsini idare eden büyük Allah vardır diyenlerin
müşrikliği ile Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) zamanındaki
müşrikler, bunlardan 120 misli büyük müşrik idiler. Çünkü bunların şirki üçtür.
Allah üç diyorlar. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) zamanında ise
Allah 360 tane diyorlardı.
Türkiye'mizde ise hiç puta tapan yok. Ancak
Kûr'ân'a açıktan muhalefet edip, aksini iddia ederek söz söyleyip, kitap yazan
başka tapılacak şey gösteren, böylelikle Allah'a asi geldiğinden dolayı, onlara
müşrik denir.
Ancak Peygamberimiz'in (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) zamanındaki gibi müşrik denmez. Bir Hadîs-i Şerif'te Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
“Ben ismim olana şefaat eder, kurtarırım.”
(Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 532; Muhtar'ül-Ehâdisin Nebeviyye, Hadîs No:
1048, Sayfa: 531)
O müşrikler bundan mahrumdur. İsmi Muhammed
konsa müşrik olduğu için cennete girmez. Kendi günahkâr müslüman olursa, ismi
Peygamberimiz'in (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ismi olursa, o en çok cehennemde
cezası miktarınca yanar yine Peygamberimiz'in (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)
şefaatiyle cennete girer. Bununla bu beraber denir mi?
Hadîs-i Şerif:
“Benim şefaatim günahı kebairleredir. En büyük
günah işleyenleredir, buyuruyor.” (Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadîs No: 5090;
Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2552)
(Sûre-i Duha, Ayet 5)
“Ey Muhammed! Rabb'ın sana verecekte, sen hoşnud
olacaksın.
Hadîs-i Şerif:
- Hoşnud oldun mu ey Muhammed? diye sorulup,
benim de:
- Ya Rabbi! Artık hoşnud oldum, deyinceye kadar
ümmetime şefaat edeceğim. (Ruhu'l-Beyan Tefsiri, Cild 10, Sayfa: 76) Allahu
Teâlâ:
Peygamberimiz'in (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)
memnuniyetinden ziyade şefaat etme izni verirse Peygamberimiz'de (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem) “Ya Rabbi ben memnun oldum, ben kurtaracaklarımın hepsini
kurtardım” dedikten daha fazla şefaat etme iznini Allahu Teâlâ'nın vereceğini
haber veriyor. Bu mübarek âyetin karşılığında Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) buyuruyor:
Hadîs-i
Şerif:
“Yarın
mahşerde bazı kimseleri getirirler, kendileri müslüman benim ümmetim. Allahu
Teâlâ buyurur:
-
Yâ Muhammed bunlara şefaat et. Ben diyeceğim ki:
- Bunların şefaat edilecek hiçbir tarafı yok.
Allahu Teâlâ;
- Sence yoksa, bence var, sen şefaat etmiyorsan
ben şefaat ediyorum, diyecek ve Allahu
Teâlâ şefaat edecek.” (Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir Hazretlerinin vaaz bantından
alınmıştır.)
Hadîs-i
Şerif:
“Merhamet yüz'dür. Allahu Teâlâ bu yüz merhametinden
birisini bu dünyada insan, hayvan bütün mahlukata bölüştürdü. Yırtıcı hayvanlar
yavrularını bu merhametle korurlar. Ben doksan dokuzunu ahirete sakladım.
diyecek ve şefaat edecek.” (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4294;
Muhtar'ül-Ehâdisin Nebeviyye, Hadîs No: 7, Sayfa: 659; Sahih-i Buhari Tecrid-i
Sarih, Cild 12, Hadîs No: 1973)
Bunları düşün, terazili konuş. Biz kesinlikle
“şu adam yaptığından dolayı muhakkak cehennemliktir. Şu adam yaptığından dolayı
muhakkak cennetliktir” diyemeyiz. Allahu Teâlâ her gün onbinlerce kişiyi
cehennemlikken cennetlik, cennetlikken cehennemlik eder. Ama iblis ve tâbiaları
cehennemliktir. Bu kesindir. Allahu Teâlâ cümlemizi ayıktırıp Kûr'ân-ı Kerim ve
Hadîs-i Şeriflerin doğrultusunda çalışıp öyle inanmak nasip eylesin. (Amin)