ALMANYA SEYAHATİMDE BANA
SORULAN SORULAR:
Almanya'da bir camide; Allahu Teâlâ'nın kula tecellisini,
güneşin aydaki ziyasını anlattım. Vaaz ve konuşmam bittikten sonra cemaatın
çoğu dağıldı, azı kaldı. O caminin hocası, bir de bütün cami imamlarını teftiş
eden bir hoca ki, onun Mısır'da ki Ezher üniversitesini bitirdiğini söylediler.
Bu hoca, bana on kadar soru yöneltti. Konuşmamız çok olumlu geçti.
İlk sorusu:
1- Allahu Teâlâ hiç bir şeye benzer mi? Hiç bir kul Allahu
Teâlâ'yı hiç bir şekilde temsil eder mi? Şeyhlık Allahu Teâlâ'ya hiç bir şekle
ve hiç bir kimseye benzemeyeceğine göre Allah'ın şeyhe tecellisi, en büyük şirk
değil mi?
İmam-ı Azam'ın, İmam
Yusuf'un, İmam Muhammed'in ve diğer dört mezheb imamının kavline göre ve felan
kitapta da Allahu Teâlâ'nın hiç bir şahsa, şekle benzetilemeyeceğinin
yazıldığına göre Allahu Teâlâ'nın yaptığının bir benzerini kul yapar, demek şirktir,
küfürdür. İslamlıktan çıkmaktır. Siz, şeyha huzur ediyor ve şeyhden
bekliyorsunuz. Şeyh yapar diye iddia ediyorsunuz. Şirke sapmıyor musunuz?
dediler. Ben de onlara:
- Allahu Teâlâ'nın
zatı var, sıfatı var, zatı hiç bir şeye benzemez. Sıfatı bu gözümüz ile
gördüğümüz kesretler, varlıklar her şey Allah'ın sıfatındandır.
Allahu Teâlâ Hadîs-i
Kudsi'de:
- Ben insanı kendi
suretimde halk ettim (Kimya-i Saadet, Sayfa: 47) buyuruyor.
Sen oğlunun ismini
Malik, Guddusi, Aziz, Reşid koyabilirsin. Çünkü bu Allah'ın sıfatıdır,
Abdür-Reşid, Abdul Mecid, AbdurRahman diye de konulur. Onlarda doğrudan konmaz
dedim. Ama Allah ismini doğrudan koyamazsın. Çünkü Allah ismi Allahu Zülcelâl
Hazretlerinin zatıdır dedim. Sen;
- Abdül Allah, Abdul
Hay isimlerini koyabilir misin? diye sordum.
- Hayır dedi.
- İster Abdül olsun,
ister olmasın kesinlikle kullara Allah'ın sıfat isimleri konulur. Zât-i
isimleri konmaz dedim.
2 - Allah'ın yapacağı işleri, Mürşid-i Kâmillerin,
Evliyaların yaptıklarını, yapacaklarını iddia ediyorsunuz? Allah kul olmaz, kul
Allah olmaz. Birisi Haliktir, birisi mahluktur. Allah Halik, kul mahluktur.
Allah yaratan, kul yaratılandır dedi. Ben:
- Evet! Allah Halik,
kul mahluktur. Allah yaratan kul yaratılandır, dedim. Biz kulu Allah'tır diye
iddia etmiyoruz. Allah'ın yapacağını yapar diye iddia ediyoruz. Tecelli de, Hakk'a
vasıl olmak ta, Allah'ın kulda tecellisi de budur.
Kamer suresinde
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Aya işaret etti. Ay iki parça oldu.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Ayı dünyaya getirdi. Ay küçülüp
gelip, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Peygamberliğine şahidlik
yaptı. Geri yerine gitti, Ay oldu.
- Bu Ayı dünyaya
getiren Allah mı? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mi? dedim.
- Allah'tır dedi.
- Öyleyse görünürde
Allah yok. Peygamberimizin çağırması ile dünyaya geldi. Ayı bir getiren var,
Peygamberimiz dersen küfre varmış olursun. Allah'tır dersen Allah görünürde
yok. İşte bunun adına Allah'ın kula tecellisi derler.
3- Belkıs'ın köşkünü Yemen'den Kudüs'e başını çevirip bakana
kadar Sultan Süleyman (Aleyhis-selâm)'ın ümmetinden bir zatın getirdiğini
söyledi. Bu getirme kesinlikle Allah'ın getirmesidir, dedi. Ben dedim ki:
- Ayete iyi bak.
Getirecek zat; Allahu Teâlâ'ya yalvarır, getirir demiyor. Ben getiririm diyor.
(Sure-i Nemil, Ayet 40) Ben Allahu Teâlâ'ya dua eder, yalvarır getiririm derse,
senin sözün doğrudur. Buna Tecelli-i İlâhiye derler.
Allahu Teâlâ, kula
tecelli eder. Kul ateşin içindeki kızaran demir gibi kızarır. Ateşte kızarmış
demir, ben ateşim derse yalan söylemiyor. Ateş bendedir derse yalan söylemiyor.
Yerde soğuk, buz gibi duran demir, ben ateşim derse yalan söylüyor dedim.
Ainei ilahi didar-ı evliyadır,
Bu aineye gel bak, camı cihan nümadır.
Baktıkça afitaba sofu gözün kamaşır,
Aksini
Aya salsan bakmak ana revadır.
Sen güneşi göremezsin, gözün kamaşır. Güneş
ziyasını; Ay'a verirse, Ay'a bakabilirsin. Aynı onun gibi Allahu Teâlâ'ya
bakamazsın, gözünü kamaştırır. Allahu Teâlâ Evliyasına tecelli ederse,
Evliyasına bakabilirsin.
Allahu Teâlâ:
- “Ben bir kulumu seversem, onun gören gözü,
işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dili ben olurum. Benden ne
isterse onu veririm.” (Gunyetü't-Talîbin, Sayfa: 1048; Sahih-i Buhari Tecrîd-i
Sarih, Cild 12, Hadîs No: 2042; Berika, Cild 1, Sayfa: 313; Ramuzu'l-Ehadis,
Hadîs No: 4094)
“Ben yerlere göklere sığmadım. Mü'min kulumun
kalbine sığdım.” (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 447)
“Beni arayan engin
gönüllerde arasın.”
“Ben insanın
sırrıyım sırrım onun sırrındadır.” (Marifetname, Sayfa: 1004 Benzeri)
“Bunların hepsini
birden toplarsan bu durum Allah'ın kula tecellisi değil de nedir? Bir kul'un
insan gücü dışında bir şey yapmasına imkân var mı?
Bir kul; kazma,
kürekle çalışır. Çok az iş görür. Bir kul büyük dozerle çalışır, bir saatte
onun on günde yapamadığını yapar. Kulun kula vermiş olduğu dozere bu kadar
büyük iş gördürüyor da, Allahu Teâlâ'nın Evliyasına verdiği manevi dozer niçin
diğerlerinin yüzbinlerce misli işi görmesin? Kulun kula verdiği bir dürbün,
gözle zor görülecek uzak yerleri görüyor. Allahu Teâlâ'nın gören gözü, tutan
eli, söyleyen dili, ben olurum dediği Hadîs-i Kudsi'de yüzbinlerce kişinin
yapamadığını yapmasına, görmesine, o hali yaşamasına niçin inanamıyorsun? Siz
zahirde en yüksek düzeydeki bir dîn adamısınız. Ama manevi yönden sıfırsınız.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hangi fakülteyi bitirdi. Kimden ve
nereden ders aldı. Veysel Karani Hazretleri hangi fakülteyi bitirdi, kimden ve
nereden ders aldı. Siz Kur'ân'ın zahirine de inanamıyorsunuz. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- «El Kur'âni
zahiren batınan batınan batınan hatta
seb'ate ebtın.”
Manası: Kur'ân-ı
Kerim'in zahiri var, batını var, batınının batını var hatta yedi batına kadar
batını var. (Hacı Muhammed Bilâl Nadir Hazretlerinin vaaz bandından
alınmıştır.)
Hocanın söyleyecek
sözü kalmadı. Bana tekrar sordu:
4- Peygamberimiz beşer midir? değil midir? yanılan mıdır
değil midir? dedi. Ben:
- Beşerdir, yanılandır. Yalnız yanılanın en hayırlısıdır.
Zaten yanılmasa melek olur. Onun yanılması da bizim için ibrettir, derstir. Onu
yöneten Allahu Teâlâ'dır. Yanıltan, yanıltmayan Allahu Teâlâ'dır dedim. Tekrar
sordu:
5- Ama siz beşer değilmiş gibi konuşuyorsunuz? Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) beşer, yanılan olduğuna göre onun beşeri
hallerinden neden söylemiyorsunuz? dedi. Ben dedim ki:
- Allahu Teâlâ
Kur'ân-ı Kerim'de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hiç kimsenin ve
hiç bir yaratığın evvelinin ve ahirinin içinde hiç bir kimsenin yapmaya kadir
olamadığı hallerini söylüyor. Hadîs-i Kudsi'ler de yine Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in evvelin, ahirin yaratıkların hiç birinin
yapamadığı hiç birisine nasib olmayan hallerini söylüyor, işaret ediyor, emir
buyuruyor.
6- Biz, Kur'ân-ı Kerim'de Allahu Teâlâ'nın ve Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in beşeri halleri söylenmeden kapalı mı kalsın?
Beşeri hallerini söylemeyelim mi?
Hendek muharebesinde
hendeğin kazılması ve bunun gibi Peygamberimizin bazı halleri istişare ile
oldu. İstişare yapmak hiç bir şey bilmemek, yapacaklarını başkasından sormak,
beşeriyet hali değil mi?
Mesela:
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bir hurma aşıcısının yanına geldi:
- Öyle aşılama,
şöyle aşıla dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in dediği gibi
aşılayınca aşı tutmadı.
- Ya Resûlullah!
Senin dediğin gibi aşıladım, aşı tutmadı deyince Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem):
- Siz ahiret işini
bana sorun, dünya işini ben yapamam, aklım yetmez dedi. Bu felan kitapta yazıyor dedi. Ben:
- Bu hadîs midir? dedim.
- Evet dedi. Yine ben:
- Bunun hadîs olduğuna hiçte inanasım gelmiyor.
Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kurumuş hurma ağacını salladı,
hurma ağacı yeşillendi, dal, budak saldı. Meyva tuttu. (Siyer-i Nebi, Cild 1,
Sayfa: 302) Ayrıca dörtyüz tane hurma fidanını diktiği an saniyesinde büyüdü
meyva verdi. Bir avuç hurmayı aç kalan Medine halkının hepsine dağıttı, hurma
azalmadı. (Mir'ât-ı Kainât, Cild 1, Sayfa: 464)
Bir kuzunun etini bir şehir halkına yedirdi,
artanını kendi yedi. (Mir'ât-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 464)
Bir bardak sütü dörtyüz Ashab-ı Suffa'ya içirdi,
artanını da kendisi içti. (İslam Tarihi, Cild 1-2, Sayfa: 235-236; Sahih-i
Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 12, Hadîs No: 2027) Değil hurma aşısını tarif
etmek, dağdaki yabani bir çalıya:
- Ya Rabbi! Şuna hurma ver dese, yabani çalı
ânında hurma tutardı, verirdi. Hazreti Meryem'e hiç yoktan cennetten ömür boyu
meyva geliyor. (Sure-i A'li İmran, Ayet 37) Sen de Peygamberimizi bir hurma
aşıcısından daha aşağı görüyorsun. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in yüzbin mucizesinin içinden pek azını saydık. Sen ümmetsen bunları
söyle dedim. Tekrar bana dedi ki:
7 - Bu Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in beşeriyet halini söylemeyip kaçınmanızın sebebi nedir? Ben dedim
ki:
-
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kaç hali vardı. Cevap veremedi. Ben
cevab verdim:
- Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in dört hali vardı.
a- Cebrail
(Aleyhis-selam) vahiy yoluyla kendisine bildirir buna ayet derler.
b- Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) mi'râçta Allahu Teâlâ ile karşılıklı sorulu-cevablı 90 bin
soru, 90 bin cevab konuştu. Bunun otuzbini şeriatta, otuzbini tarikatta,
otuzbini hakikat ile marifettedir. Şeriat; sizin bildikleriniz, tarikat hem
sizin bildikleriniz hem de tasavvuf ehlinin bildikleridir. Bunlara da Hadîs-i
Kudsi denir.
c- Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e Allahu Teâlâ'nın rüya ile bildirmesi ki bunun
hakkında ayet vardır. (Sure-i Fetih, Ayet 27)
d- Allahu Teâlâ'nın
hiç bir şeyle bildirmeyip Peygamberimizin müşavere yapması vardır. İşte buna
beşeriyet hali denir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Allahu
Teâlâ'nın bildirdiklerinin yüzde doksanbeşi Ayetle, Hadîs-i Kudsi ile, ilhamla,
yüzde beşi de hiç bir şeyi bildirmeyip beşeriyet hali ile müşavere yapmasıdır.
Şimdi ben sana bir soru soracağım doğru cevab ver.
- Peygamberimizi
Ayetle, Hadîs-i Kudsilerle ve ilham yolu ile övülenlerini öven Allahu Teâlâ mı
yoksa bir başkası mı? diye sordum.
- Allahu Teâlâ dedi.
- Hakiki olarak
Peygamberimizi seven ashab mı, başkası mı? dedim.
- Ashab dedi.
- İlhamlarına gerçek
inanan, hakiki ashab mı başkası mı? dedim.
- Hakiki ashab dedi.
- Bunların hiç
birisini söylemeyip Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in beşeriyet
halinde yanıldıklarını söyleyenler mü'minler mi, münafıklar mı, fasıklar mı?
dedim.
- Münafıklar,
fasıklar dedi.
- Öyle ise siz
Peygamberimizin yanlış-kırık (eksik) yerlerini araştırır gibi beşeriyet
halindeki yanıldıklarını söyleyip meydana çıkarmakla sen bu mü'minlerden mi,
yoksa münafıklardan mı oluyorsun? Sen, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e hakiki ümmetsen, Kur'ân-ı Kerim ve Hadîs-i Kudsilere tam
inanıyorsan, Allahu Teâlâ Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Kur'ân-ı
Kerim'de Ayetlerde, Hadîs-i Kudsilerde şöyle şöyle övmüş diye; avurdunu doldura
doldura neden söylemiyorsun? Aynı münafıklar gibi Peygamberimizin kırığını,
yanlışını çıkaracak gibi beşeriyet hali şöyle değil miydi? böyle değil miydi?
diyorsun. Allahu Teâlâ benim mü'min kullarım bilsin diye Kur'ân-ı Kerim'de,
Ayetlerde, Hadîs-i Kudsilerde, ilhamlarda benim sevgili hakiki kullarım,
sevgili habîbimi övsünler diye çok fazla övmüş. Münafık, fasık zındıklarda
dedikodu etsin, aleyhinde atsın. O sebebten cehennemlik olsun diye beşeriyet
halinde bazı yanılmalarını söylemiş. Sen hakik-i ümmetsen bizim peygamberimizin
mucizeleri hepsinden üstündür. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i
övdüklerinin hepsi haktır, gerçektir, doğrudur, inandım, iman getirdim.
Peygamberler ve
bütün yaratıklarda dahil Peygamberimizden üstün ne kimse gelmiştir, ne de
gelecektir diye niçin söylemiyorsun?
8- Siz şeyhler, milleti tembel alıştırıyor, para toplayıp
göndermiyor, cihad yapmıyorsunuz?
Şeyhler bir köşeye çekilip ibadet yapıyoruz diye cihaddan mahrum kalıyorsunuz?
Allahu Teâlâ'nın cihad emrini yerine getirmediğinizden diğer ibadetlerinizde
kabul olmayacaktır dedi.
- Cihad nedir? Nasıl olur? Bana anlat dedim.
Dedi ki:
- Malla cihad var, canla cihad var. Biz cihad
yapıyoruz, para topluyoruz. Bosna Hersek'e ve Çeçenistan'a para yardımı
yapıyoruz dedi. Ben dedim ki:
- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ata
binerdi, kılıcı havaya kaldırırdı. Allah her peygamberin rızkını bir yerden
verdi, benim rızkımı da bu kılıcın altından verdi. Vuracağım kâfiri, alacağım
malını yiyeceğim. Allah için sizi cihada davet ediyorum, düşün peşime derdi.
Ashab peşine düşerdi. Birazları da:
- Ya Resûlullah! Bizim evimiz kenarda, ailemiz
yalnız korkuyor, harbe gidemeyeceğiz amma bizden de katkı olsun diye bir miktar
mal getirirlerdi. Peygamberimizle beraber gidip kılıç sallayanlar ölen veya
öldürenler ashabtı. Bunlara da cihad etti derlerdi. Hakiki bir mâzereti
olmadığı halde harbe gitmeyipte mal para gönderiyorum diyenlere de münafık
derlerdi. Siz yüzbinlerce kişi isminizi cihadçı koydunuz. Kaç kişinin burnunu
kanattınız?
Koministler ile
Türkeşciler arasında beşerbin kişi öldü. Onların hiç birisi cihadçıyız demiyor.
Para toplayıp gönderdik diyenler cihadçıyız diye ortalığı velveleye veriyorlar
dedim. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ey mü'minler!
Yapamayacağınızı niçin söylersiniz?
(Sure-i Saf, Ayet 2; İlahi Armağan, Sayfa: 135) Siz de yapamayacağınız
cihadı niçin söylüyorsunuz? Bilâl Babam 1930-1946 seneleri arasında 15 cami
yaptırmış, ne makbuz, ne sergi ile para toplamamış, toplatmamıştır.
Gaziantep'in en büyük camisi olan Hacı Baba camisini ben yaptırdım. Ne makbuz,
ne sergi ile para toplatmadım. Çarpın köyünde, Pazarcık kazasında, Tandırlı
köyünde, Sakçagöz nahiyesinin iki camisinin yapılmalarında bazılarının
yapımında en büyük katkıyı ben yaptım. Birazlarını da tüm ben yaptırdım.
Hazreti Ökkâşe'ye altıbin kusur metre mesafeden dağları yarıp su getirdim.
Rusya'dan ayrılan
müslüman memleketlerine dîn-i kitap gönderdim. Almanya'ya onbeş seneden beri
gidenlerle kitap gönderiyorum. Ben kendim 155 kilo kitap getirdim. Bunların
hepsini Allah rızası için yaptım, parasız dağıttım.
Benim babam:
islâmiyet dîn için 36 sefer tevkif, 54 sefer nezarete atılması, yüzden fazla
karakolda ve mahkemelerde ifade vermesi, üç sefer idamlık suçu ile yargılanması
oldu. Bu arada hapiste yattıklarının gün sayısını bizde bilemiyoruz.
50 sene dedem
Abdullah efendinin gününde, 50 sene Bilâl Babam'ın gününde, 30 seneden beri de
benim zamanımda uzaktan, yakından, köylü-şehirli, felç, sakat, Allah için yer,
içer günlerce, haftalarca kalırlar. Mübarek günlerde beşbin, onbin kişiye yemek
verdiğimiz olur. Bunların hepsi hayırdır. Biz buna cihad demiyoruz. Siz para
toplayıp, içinden yüzdesini alıp gönderdiğinizin adına cihad diyorsunuz. Bunlar
yarın mahşerde bizzat Allahu zül Celâl Hazretleri hakim olup, Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) baş şahid olup, her ümmet ayrı ayrı hesaba
çekilecek. Bizim yazıp dağıttığımız 21 cild kitap ile sizin bu yaptıklarınız
Allah huzurunda mahkeme olacak. Bilâl babamın ve benim de para toplatmayıp;
kendi öz emeğimizden, yaptığımızın sebebi şu Hadîs-i Şeriften
korktuğumuzdandır.
- Her suçlu mahşere
bir çeşid gelir, fakat dilenciler yüzlerinin etleri soyulmuş olarak gelir. [Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadîs No: 4863;
Sünen'ün Neseî, Cild 5-6, Hadîs No: 2575; Sahih-i Müslim, Cild 3, Hadîs No: 103
(1040), Sayfa: 229]
- “Bir kimse kendisine dilencilikten bir kapı
açar ise, Allah ona fakirlikten yetmiş kapı açar.” (Gunyetü't-Talibîn, Sayfa:
102)
- “Kim Kur'ân öğretme karşılığında bir ok yayı
alırsa, kıyamet günü Allah ona cehennem ateşinden yapılmış bir yay takar.”
(Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 4928)
- “Kim ki sırf zenginliğinden faydalanmak için
bir zengine itibar gösterirse dîninin üçte ikisi gider.” (Abdulkâdir Geylaninin
Sohbetleri, Sayfa: 214; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 127; Megasidu't-Talibîyn,
Sayfa: 207)