HAZRETİ MUAVİYE (Radiyallahu anhu):

 

 

Biz hem Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'yi, hem Hazret-i Muaviye (Radiyallahu anhu)'yi ikisini de Allah'ın rahmetinde biliriz. Ancak şu gerçek ki; Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu) dört büyük halifeden ve Peygamberimiz'in dostundan birisidir. Yine cennetlikle müjdelenen on tane Aşere-i mübeşşere'den de birisidir. Yine Allahu Teâlâ'nın Kûr'ân'da birçok yerlerde defalarca, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in birçok hadîslerinde, çok fazla büyükleyerek söylediği en ileri gelen Ashâb'tandır.

Hazret-i Muaviye (Radiyallahu anhu)'de bunların hiçbirisi olmayıp, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in dua ve hadîslerle Hazret-i Muaviye (Radiyallahu anhu)'yi kayırdığından onu da Allah'ın rahmetinde ve orta hallı Ashâb olarak biliriz.

 

*  *  *

 

“TABERANİ Aişe'nin şöyle dediğini haber verir: Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Muaviye'ye hitaben dedi ki:

- Ey Muâviye, eğer Allah sana hilâfet gömleğini giydirecek olursa, senin hâlin nice olur? Bunun üzerine Ümmü Habîbe dedi ki:

- Ey Allah'ın Resûlü, demek Allah benim kardeşime hilâfet gömleği mi giydirecek? Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'de:

- Evet, fakat onda hatâlar ve hatâlar olacaktır!

Ahmed Ebu Hüreyre'den şu hadîsi rivâyet eder: Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) buyurdu:

- Ey Muâviye, eğer iş başına geçecek olursan, Allah'tan kork ve adâletten ayrılma! Muâviye kendisi de demiştir ki:

- İşte bu hadîs sebebiyle ben, böyle sorumlu bir iş başına geçmek zorunda kalacağımı hep düşünmüşümdür.” (Peygamberimiz'in Mucizeleri Ve Büyük Özellikleri, Cild 2, Sayfa: 224)

 

Bu hadîse göre Hazret-i Muaviye (Radiyallâhu Anhu)'nin hilafetinde yaptığının bazılarını Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hata sayıyor. Cehennemlik, cahillik değil, hata diyor. Çünkü Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

Hazret-i Muaviye hakkında Ayet olmayıp sadece Hadîs-i Şerif vardır.

"Allah'ım! Muaviye'yi hidayette bulundur ve insanlara onunla hidayet ver." (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 2, Sayfa: 6)

Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu), Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) kızlarını, Hazret-i Muaviye'nin bacısı, Ebû Süfyan'ın kızını Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) aldı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Hazret-i Osman, Hazret-i Ali'ye kızlarını verdi. Bunların hiç birisine kötü söylenmez. Hata demek:

Ben şöyle şöyle bir iş yaparken şu hatayı yaptım. Felan adam şöyle şöyle çok iyi bir iş yapıyorum derken, o da hata yaptı. Beşer olan her insan Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'de hata yapar. Ama Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Hazret-i Muaviye'ye bu hataları çok yapacağını söylüyor. Hata yapan, tevbe eder, affolur. Onun için Hazret-i Muaviye (Radiyallâhu Anhu)'ye kötü söylenmez.

Hazret-i Muaviye (Radiyallâhu Anhu)'ye hata yapma diye söylüyor.

Hazreti Ali (Radiyallâhu Anhu)'ye sana karşı gelenler olacak, senin yüzünden iki millet helâk olacak, onlardan çok kişiyi öldüreceksin. Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu):

- Öyleyse beni öldürmeli, yâ Resûlullah! der. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Bunların hiç birisinde senin kabahatın yok. Karşıdakiler haksızdır, buyuruyor. Bu Hazret-i Muaviye (Radiyallâhu Anhu) ile Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) arasındaki harb değildir. Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) ile Hazret-i Aişe (Radiyallâhu Anhâ)'nin yaptığı cemel savaşıdır.  Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu)'ye karşı gelen ve kendinin askeri olan on yedi bin kişiyi kılıçtan geçirdiği Nehrevan savaşıdır.

 

*  *  *

 

Allah'ım Muaviye'ye kitap ilmi, hesap ilmini öğret cehennem azabından koru. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 2, Sayfa: 6)”

“Allah'ım! Onu memleketlere güçlü eyle.” (Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 6)

İçinizde deniz harbini ilk yapan sahabe cennette benim en yakınımda olacak. (Peygamberimiz'in Mucizeleri Ve Büyük Özellikleri, Cild 2, Sayfa: 213)

Hazret-i Muaviye (Radiyallahu anhu) seksen parça gemi ile Kıbrıs adasına hücum etti, Kıbrıs'ı aldı. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 2, Sayfa: 7)

Deve üzerinde Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in arka tarafına binen Muaviye (Radiyallahu anhu)'ye Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Yâ Muaviye! Bana neren yakın?

- Karnım yakın.

- Allah ilim ile, hilim ile doldursun. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 2, Sayfa: 6)

gibi Hadîs-i Şerifler vardır.

 

Hazret-i Muaviye (Radiyallahu anhu)'yi istemeyenlerin Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in Hazret-i Muaviye (Radiyallahu anhu)'ye beddua ettiğini söylerler. Bizce o beddua değil, şaka mabeyninde söylenen sözdür. Ama Allah yinede kabul etti. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in evinde Hazret-i Muaviye (Radiyallahu anhu) yemek yiyordu. Çünkü Peygamberimiz'in kayın biraderi idi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Muaviye'yi çağırın gelsin, buyurdu.

- Yemek yiyor dediler. Biraz sonra:

- Muaviye'yi çağırın dedi. Gittiler:

- Yemek yiyor dediler. Biraz sonra:

- Muaviye'yi çağırın.

- Yemek yiyor kendine söyledik yemeği yeyince gelecek dediler.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Bu ne kadar çok yemek yeme doymuyor mu? Allah onun karnını doyurmasın dedi ve ondan sonra Hazret-i Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin karnı yemeğe doymadı. (Kütüb-i Sitte Cild 13, Hadîs No: 4479) Çok yerdi ve şişmandı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ona beddua değil, uzun zaman yemek yediğini, yemeğe çok önem verdiğini, onun gibi yapmamalarını Ashâb'a öğretti.

Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'ye gelince Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu) her yemekten sonra sırt üstü yatardı. Onun arkadaşlarından birisi:

- Ben onu yatırmayacağım dedi. O biri:

- Muhakkak yatar dedi. Hazret-i Ali yemeği yer yemez, daha doymadan o adam kapıdan içeri girdi:

- Yâ Ali! Seni şimdi hemen Resûlullah çağırıyor dedi. Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu):

- Beni mi? dedi, sırt üstü yere yattı, kalktı ve koştu.

Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'nin Peygamberimiz'e ve sözüne itaatı bu derece idi. Hazret-i Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin ki de bu derecedir.

Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu) hakkındaki âyet ve hadîsler hiç kimseye nasip olmayacak bir şekilde son derece övücüdür.    

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye gelince:

“Kafirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler.” (Sure-i Fetih, Ayet 29)

“Mü'minlere karşı gönlü engin, kafirlere karşı gönlü yüksek olur.” (Sure-i Maide, ayet 54)

“Onlar kendileri aç olduğu halde yiyeceklerini yetime ve esire yedirirler.” (Sure-i İnsan, Ayet 8)

Hadîs-i Şerifin'de:

"Benden sonra Ebû Talib'in oğlu Ali'den ayrılmayın. İçinizde en fazla Hakkı-batılı, doğruyu-yanlışı ayırd eden odur." (Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 3769)

 

Hadîs-i Şerif:

"Ali Arab'ın efendisidir." (Berikâ, Cild 2, Sayfa: 90; Hayâtü's-Sahâbe, Cild 2, Sayfa: 476)

"Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. Muaviye kapının tokmağıdır. Muaviye ile Ali arasında olacak harb o kapıyı çalmak ve ilim kapısı olan Ali'yi açmaktır, buyurdu. (Dört Büyük Halife, (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 25. Menkıbe, Sayfa: 275; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 701; Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadîs No: 3969) gibi hadîs-i şerifler gayet çoktur.

Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) hakkında onu öven bir tek ayet yoktur. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) hakkında onu öven çok ayet vardır. Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) ashabın orta hallılarından Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) ashabın en büyüklerindendir.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) tek başına yüzbinlerce ordunun kumandanına saldırıp, kıra kıra başkumandanı öldürüp zaferi kazanıyordu. Sıffin savaşında da Amr İbn-il As (Radiyallahu anhu)'ı ve Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'yi aynı şekilde düşman görüp saldırsa, askeri ile değil, yalnız başına galip gelemez miydi? Harbin ortasında zafer kazanılmışken Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'ye bir anda hücum edip öldüremez miydi? Bunların tam aksi olarak kendi ordusuna Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin askerinin müslüman olduğunu öldürmeye değil, yaralamaya vurun, esir almaya çalışın dediğinden de anlaşılıyor ki, Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) ne Muaviye (Radiyallahu anhu)'ye, ne Amr ibn-i As (Radiyallahu anhu)'a, ne de Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin ordusuna düşman gözü ile bakmıyor.

 

Amil b. Şürahbil eş-Şabi diyor ki:

Cemel vak'asında Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu) Zeyd bin Serhan'ı gördü, kanlar içinde yatıyordu. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu), Zeyd (Radiyallahu anhu)'in başucuna geldi.

- Ya Zeyd! Allahu Teâlâ sana rahmet etsin. Ben seni itimada şayan ve iki işli bilirim. Resulullah seni medh buyurmuş cennet ile müjdelemişti dedi. Zeyd Hazretleri elini kanlar içinden çıkardı:

- Ya Emir'el-Mü'minin Resul-ü Ekrem Seni de cennet ile müjdeledi. Gösteriş için veya dünya tamaı için değil, cenk etmek, safları birbirine vurmak ve hasımları helâk etmek için senin yanında bulunmadım. Sultan-ı Kainat Aleyhi efdalü's-Salavat vet-Tahıyyat: «Ali iyilerdendir. Bağileri isyan edenleri öldürür. Ona yardım eden kazanır, yardımda bulunmayan iyi şeylerden uzak kalır, sürülmüşlerden olur» buyurmuştu. Bu Hadîs-i Şerifi işittikten sonra bütün gazalarda seninle beraber olmağı, senin dostlarından olmağı çok sevdim dedi ve ruhunu teslim etti. (Dört Büyük Halife Kitabı, (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Menkıbe: 25/6, Sayfa: 272)

 

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) ile Hazreti Muaviye harp ettiklerinde harbin ortasında kendi askeri oldukları halde 17 komutan Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye:

- «Şimdi harbi durdur, durdurmazsan askerimizle bizde sana vuracağız dediler.» Kazanılmış savaşın masa başında kaybedilmesine sebeb oldular. Bilahare Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) bunlardan Nehrevan cenginde 17 bin kişiyi kılıçtan geçirdi. Bunun adına Nehrevan savaşı denir. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 708)

Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) eshabtır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in duasını almıştır.

Selman-ı Farisi Hazretleri Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i traş ediyordu. Bir yerini kestirdi. Ordan kan çıktı. Selman-ı Farisi Hazretleri Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kanı da nurdur diye çıkan kanı yaladı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Selman-ı Farisi'ye bakıp:

- Ya Selman! Pâk oldun temizlendin dedi. Bunu Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) gördü.

Bir zaman sonra Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu), Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i traş ediyordu, cildini hususi çizdi az kanattı ve çıkan kanı yaladı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ne yaptın ya Muaviye? Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu):

- Selman-ı Farisi gibi yaptım. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Selman-ı Farisi bilmeyerek kaza ile kestirdi. Sen ise kanımı yalayayım diye kestirdin ve yaladın. Bu bana bir şeyi hatırlattı. Cebrail bana Muaviye'nin çocukları senin çocuklarına düşman olup hiç sebebsiz kesecekler, öldürecekler, dedi. Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu):

- Ya Resûlullah öyleyse söz veriyorum ben evlenmem bu çocukta doğmaz dedi.

Zaman geçti Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'de bir yara çıktı. Bunu hekimler tedavi edemediler. En son:

- Sen evlenmezsen, bu yara senden gitmez, dediler. Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu):

- «Ben Resulullah'a söz verdim evlenmem dedi. Yanındakiler:

- Öyle ise sana çocuk yapmadan kesilmiş, çok yaşlı bir kadın alalım, onunda çocuğu olmaz, dediler. Yezid'in annesini aldılar. Ondan Yezid doğdu. Bunun ileride Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in çocuklarına düşman olacağını bildiği için Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) Yezid'i annesi ile birlikte yanından sürdü. Yezid'in annesi göçebe aşiretinden idi.

Hazreti Muaviye vefat etmeden önce Yezid, Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin yanına geldi, orada yaşadı. Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin yanında iken, genç bir kumandanın ailesini gördü ona aşık oldu. Bu durumu etrafındakilere söyleyince, senin işini ancak Amr İbn-il As halleder dediler. Yezid Amr İbn-il As'a bu durumu söyledi. Amr İbn-il As çok kurnaz bir başkomutan idi. Bu işi halledeceğini söyledi. O kumandana gelerek sana büyük bir müjdem var. Sen Muaviye'nin gözüne girdin. Sana kızını verecek ve başkumandan yapacak. Yalnız senin evli olup olmadığını soracak, sakın ben evliyim deme, ben bekârım de dedi.

Amr ibn'il As Hazreti Muaviye'ye geldi felan kumandan evli mi? bekar mı? diye bir sorsan dedi. Hazreti Muaviye başkumandanın hatırını kırmayıp olur, sorarım dedi.

Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) o kumandandan sorunca o da ben bekârım dedi. Şer'an evli bir insanın, bir heyet huzurunda ben bekârım demesi, doğrudan boşamadır. Böylece kumandan karısından boşanmış oldu.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bir ashabı göstererek içinizde hiç bükmeden en doğru konuşan budur dediği Ashab-ı, Yezid buldurdu. Bu benim varis olacağımı, babamın saltanatını ancak bu tam söyler diyerek kumandanın boşadığı kadına dünürcü gönderdi.

O Ashab yolda giderken islam valisine misafir oldu. O vali;

- Nerden gelip, nereye ve ne iş için gidiyorsun? diye sordu. O ashab olup bitenin hepsini tam olarak valiye anlattı. Kadın çok güzeldi. Hem kadının güzelliği, hem de ortada dönen haksızlık zoruna gitti. O kadına benim içinde söyle, isterse ben kendini alacağım, dedi. Ashab olur dedi.

O Ashab bir akşam Hazreti İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'e misafir oldu. İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu) nerden gelip nereye, ne vazife ile gittiğini sordu. O ashab her şeyi İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'e tam olarak anlattı. Bu olanlar İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'in de zoruna gitti. O kadına benim içinde söyle isterse ben kendini alırım dedi.

O eshab kadının yanına dünürcü geldi. Kocan seni boşadı diyerek Yezid'in saltanata varis olacağını, saltanatının çokluğunu olduğu gibi anlattı. Gelirken yolda valinin evine misafir oldum. O da seni istiyor. Hazreti Hüseyin (Radiyallahu anhu)'in evine misafir oldum. O da seni istiyor dedi.

Kadın o ashaba: Benim yerimde sen olsan, hangisini tercih edersin? dedi.

O Ashab:

- Dünya saltanatı süreyim, ahiretin bana gereği yok diyorsan Yezid'i seç. Genç, yakışıklı istiyorsan valiyi seç. Yaşlı, kâmil ve cennette en üst makamı istiyorum dersen, İmam Hüseyin'i seç deyince o kadın Hazreti Hüseyin'i istiyorum dedi ve Hazreti Hüseyin (Radiyallahu anhu) ile evlendi.

Hazreti Hüseyin (Radiyallahu anhu) bir müddet sonra, çölde giderken o valiye rastladı. Valilikten atılmış, çok fakir düşmüş, çok perişan bir vaziyetteydi. Ailesine sen buna dönmeyi kabul ediyor musun diye sordu. Kadın kabul edince, yanlarına onları zengin edecek kadar para bırakarak karısını boşayıp, o valiye döndürdü.

Yine sağlığında cennetle müjdelenen, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) uğrunda canlarını seve seve feda etmeye atılan Zübeyr ile Talha (Radiyallahu anhu), Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin askerinin içinde idiler. Yani sağlığında cennetlikle müjdelenenlerin bir kısmı, Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin askerinin içinde, bir kısmı da Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin askeri içinde idiler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sağlığında cennetlikle müjdelediği askere kötü demek, haksız görmek, ne haddimizedir. Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin ve Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin askerlerinin hepsini Allah'ın rahmetinde biliriz.

Bir kişi bana şöyle sordu:

- Sen o zamanda olsan Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin mi yoksa Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin mi askeri içinde olurdun? Ben:

- Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin askeri içinde olurdum. Adam:

- Niçin? Ben:

- Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin yanılmayacağını ve Onun yaptıklarının bazılarını hiç kimsenin yapamayacağını söyledim ve onun hakkında benzeri çok hadîsler var, Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) hakkındaki hadîsler sadece dua mahiyetindedir.

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU