HAZRETİ YEZİD DİYENLERE:

 

 

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye ve evladı Resûle düşman olanlar Yezidlerdir.

Zamanemizde imam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'i Kerbelâ'da şehid eden Yezidi övüp, onu haklı görüp, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i, Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'yi ve evlad-ı Resûlü övmeyi yasaklayanların birisi de Yezidîlerdir. Hele Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'yi hiç sevmezler, Yezidler; Emeviler zamanında Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye toprak oldu, çürüdü Turabi derlerdi. Turabi ismini Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye koymuş, ama Yezid'ler onu kötü manada söylerler. Yezidler; Emeviler devrinde cuma hutbesine çıkar. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin ismi gelince o Turabi'ye lânet derlerdi.

Aynı onun yolunu, izini takib eden, bazı Kur'an kurslarında dört büyük hoca ile, bu konuyu uzun boylu tartıştım.

 

Babalarının birbiri ile yaptığı savaşı normal karşılıyorsunuzda oğullarının birbirleri arasındaki yaptığı savaşı niçin normal karşılamıyorsunuz diyenlere:

 

İmam Hüseyin'in babası Hazreti Ali (Kerremallahu Veche) ile, Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) harb ediyor. Onu makul karşılıyorsunuz da İmam Hüseyin ile Yezid arasındaki harbi niçin makul karşılamıyorsunuz dediler. Ben dedim ki:

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) ile, Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) arasındaki harb, Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın kan davası idi. Ortada öldürülen hem  Emirü'l-Mü'minin, hem Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in halifesi, hem de ashabın en ileri gelenlerinden idi. Hem de Hazreti Osman (Radiyallahu anhu), Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin amcasının oğlu idi. Amcasının oğlunun kan davasını yapmak, Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'ye düşüyordu. Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'ye bunu niçin böyle yapıyorsun diyenlere şöyle buyurdu:

- Her kimin akrabası haksız yere öldürülürse, dünyada iken onun kanını dava etmezse, yarın mahşerde Allahu Teâlâ huzurunda kendisine davacı olur. Ben bundan korkuyorum, derdi.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye niçin harp etmekden vaz geçmiyorsun, sorusuna Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- Şeriatın hükmünce Kur'an-ı Kerim'e göre, hakim kararı ile hüküm verilsin. Suçlu kimse cezasını çeksin diyordu. Duvarı delenler, içeri girip şehid edenler, öldürmeden boş çıkanlar, Hazreti Ebu Bekir'in oğlu da  öldürüleceklerin içinde idi. Dolayısı ile Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın öldürülmesini istemiyerek yanlışlıkla yardımcı olmuş olanların hepsini, Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu), Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'den istiyordu. Hakim kararı ile olursa bunların bazıları cezalanmayacaktı. Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu):

- Ortada ölen bir halife; Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'in damadı, benim en yakın akrabam var. Bunun şehid edilmesini istemediği halde yanlışlıkla yardımcı olanların hepsini ben öldüreceğim diyordu. Bazı kimseler Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) ile, Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin harbini hilafet davası diye söylerler. Bu yanlıştır. Hazreti Ali  (Radiyallahu anhu); Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'ye bir mektub yazdı:

- Ya Muaviye! Sen beni bilmiyor musun? Sen seni bilmiyor musun? Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) cevaben:

- Ben senin büyüklüğünü biliyorum. Ama davamdan vaz geçmek istemiyorum. İstersem Allahu Teâlâ yanında mes'ul olurum dedi. Bu sırada Konstantin Kralı; Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'ye bir mektub yazdı.

«Ben sizinle harb edeceğim.» Maksadı müslümanlar birbirine düşmüşken kendisi bir pay alabilmekti. Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) Konstantin kralına şöyle cevap verdi.

- Benimle Ali arasında bir kan davası vardır. Hilafet değildir. Sen araya girersen, ben Allah için, dîn için, amcamın oğlu Osman'ın kan davasından vaz geçer. O sisli dumanlı, konstantin şehrini gelir, başına geçiririm. Seni İstanbul'dan (bahçeden turp söküp attıkları gibi,) söker atarım. Bizim davamız senin bizimle harb etmek istemenden çok basittir, istersem bir anda Ali ile birleşirim diye yazdı. Konstantin kralı özür diledi.

Daha sonra Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu) yine dediğini yaptı. Son zamanlarında İstanbul'u ilk defa kuşatıp Konstantin'lilerle harb etti, almaya muvaffak olamadı. Diğer Emevi halifeleri İstanbul'u kuşattılar. Harbin sonunda İstanbul'a yerleşen seksenbin müslümanı şehid eden Konstantin'lilerden intikam almak için, İstanbul müslümanlar tarafından muhasara edildi. Eba Müslim İstanbul katliamının acısını çok ağır şekilde Bizans'lılardan aldı.

Ömer İbn-i Abdülaziz hakkında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyuruyor:

- «Emevi halifelerinin hepsini kendi döşeğimde maymun suretinde görüyorum. Bir tek Ömer ibn-i Abdülazizi insan şeklinde görüyorum.» (Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir Hazretlerinin Vaaz Bandından alınmıştır.)

Ömer İbn-i Abdülaziz zamanında evlad-ı Resûle maaş bağlandı. Emevi halifelerinden onbir padişah değişti. İçlerinde Ömer İbn-i Abdülaziz hakiki müslümandı. O birleri ise cehennemlik kafirdir. Seksen sene süren emeviler devrinde Hazreti Ali ve onun taraftarı evlad-ı Resûl olan bir çok kimseler hapislere, zindanlara atılmış ve asılmıştır. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin torunu, Hazreti Hüseyin (Radiyallahu anhu)'in oğlu Zeynel Abidin'i bir rivayette Zeynel Abidin'in oğlunu yani imam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'in torununu Yezidîler zindanda yatırıp ve astılar. Ebâ Müslim onu zindanda bulup kendinden hüccet aldı. Harbi nasıl yapacağına Emevîlerin büyüklerini nasıl öldüreceğini uzun uzadıya anlattı. Müslümanlara Ebâ Müslimi tutmaları için mektub yazdı, hüccet verdi. Onun mektubuna göre her Emevî ordusunun başındaki ve emevî sülâlesini esir alınca 12 imam aşkına, başına 12 çivi çakacaktı.

Emevi hükümdarları ilki Hazret-i Muaviye'nin oğlu Yezid sonu mervan olmak üzere on bir padişah değişti. Bunlar Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i övmeği sevmez. Hatta kötü söylerler. Hazreti Ali'ye küfr ve buğz ederler.

Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) Nehrevan cenginde kendilerinden on yedibin kişiyi öldürdü. Daha evvel Bedir ve diğer savaşlarda kendilerinin dedeleri olan Mekke müşriklerinden çok kişiyi öldürdüğü için, o kini tutarlar. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Bedir esirlerini serbest bırakınca Allah'u Teâlâ razı olmadı. Ve buna dair  âyet indi. (Sûre-i Enfal, Ayet 67-68)

O Bedir esirlerini serbest bıraktığınız için Allah'u Teâlâ size çok büyük azab yapacaktı. Ama bedir harbine giren herkesin gelmiş ve gelecek günahlarının affolduğu hükmü sabık olmasa idi. Bedir cenginde o yetmiş kişi esir öldürülse idi. Nehrevan cenginde Hazret-i Ali ile harb edenler olmayacaktı. Ayrıcı İmam Hüseyin'in baş pehlivanını ve çocuklarını  Kufe'de öldürenler olmayacaktı.

Mekke'yi ve Medine'yi kuşatan, Kâ'be'nin avlu duvarını yıkan, Kâ'be'nin içinde Abdurrahman ve ordusu ile harb eden, Haccac-ı zalim olmayacak ve gelmeyecekti.

Bu Bedir cengi hakkındaki âyet; Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem), Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu), Hazret-i Osman (Radiyallâhu Anhu) hakkında inmiştir. Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu):

- Hepsini öldürelim dediği için Allah'u Teâlâ Hazret-i Ömer'i tasdik etti. Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) çocuk olduğu için toplantıya, yani müşavereye alınmamıştı. Onun hakkında müsbet (menfi) bir şey yok. Allah'u Teâlâ diğer Hadîs-i Kudsilerde siz onlara acıdınız, serbest bıraktınız. Onlar zamanı gelince size acımayacaklar dedi. Zaten Ayet-i kerimelerden de bu mana çıkıyor.

Nehrevan cengini Hazret-i Ali ile yapanlar, harpte mağlup olup, suyun öbür tarafına geçtiler. Sonra aşağıdaki üç kişiyi öldürme kararı aldılar.

1- Ali; Askeri olduğumuz halde bizi kırdı.

2- Muaviye; Haksız yere hilafeti elimizden aldı.

3- Amr İbn-il As; Harpte bize hile yaptı.

 

Harbi biz kazandık, anlaşmada kaybetik dediler. Üçüne de suikast yaptılar.

Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) şehid düştü.

Hazret-i Muâviye (Radiyallâhu Anhu) aldığı yaradan sonra ameliyatla torbaları kesilip erkeklikten düştü ve sakat oldu.

Amr İbn-il As (Radiyallahu anhu); o gün hasta olduğu için cuma namazına gelmedi. Cuma namazını kıldıran hocayı Amr İbn-il As diye öldürdüler. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 92. Menkıbe, Sayfa: 330]

Emeviler devrinde Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i ve onun evladlarını  hakkı ile sevenleri, Emeviler seksen senelik saltanatı boyunca zindanlara attılar, astılar. İmam Hüseyin'in oğlu Zeynel Abidin'in oğlunu zindana atıp, astırarak şehid ettiler. Bunlar Kûr'ân-ı Kerim'deki Ayetin ve Hadîs-i Kudsilerin hükmünce oldu. Ayette işaret ediyor, Hadîs-i Kudsi'de tam söylüyor.

"Siz Bedir cenginde o kafir esirlerine acıdınız, bıraktınız, Bedir cengine katılanların evvel-ahir günahlarını Allah affetmese idi, bu yüzden azab görecektiniz.

Yine Hadîs-i Kudsi'de:

- Siz onlara şimdi acıdınız. Zamanı gelince onlar size acımayacaklar. İşte bu yukardaki saydıklarımızın hepsini onlar yaptı. Üstelik Yezid taifesi hem müslümanız derler, hem Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i sevmez, övmez, küçümserler, Hazret-i Ali ve evladlarını sevmezler. Bilakis hutbe'de Yezid'i över. Vaazında sözlerinde Yezid'i haklı gösterirler. Hali ile Yezid haklı olunca Hazret-i Ali, İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu) ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in soyundan gelenlerin hepsinin haksız olması lâzımdır.

Bunun için bu zamane de Kûr'ân yolu ile bu Yezidî'ler İslâm'a sızmışlar. Kûr'ân Kursu ile kendi fikirlerine göre talebe yetiştiriyorlar. Bunlardan hiç bir tanesi Allah'u Teâlâ'nın; Kûr'ân-ı Kerim'de, Hadîs-i Kudsilerde, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i diğer yarattıklarından üstün tuttuğunu, hepsinden ayrı büyük özelliği olduğunu bildiren Ayet ve Hadîs-i Kudsileri söylemezler. Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'yi haksız Yezid-i haklı görürler. Onları Allah ıslah etsin. 

Bununla Kufe'ye sığınmak için giden, İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'in kerbela'da önünü çevirip, kasıtlı olarak susuz bırakıp, onunla harb ederek şehid etmeleri beraber midir? Hazreti İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu) ile Yezid'in aralarındaki hem hilafet, hem dîn davası idi.  Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) ile Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin arasındaki savaş, İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu) ile Yezid aleyhillâne arasındaki savaş aynımıdır?

İmam Hüseyin dîn-i savunuyor. Yezid dedelerinin Bedir, Uhud cenginde Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin öldürdüklerinin intikamını almak için Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin oğlu imam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'i kerbelâ'da şehid etti. Kerbelâ faciası ile Sıffin harbinin birbirine benzemesine imkan var mıdır? (Ramuzu'l-Ehadîs, Hadîs No: 1514, Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 721)

Yezid; Hazreti Hasan (Radiyallahu anhu)'ın ailesi Ca'de binti Eş'as bin Kays'a hizmetçilerini gönderdi. Hazreti Hasan (Radiyallahu anhu)'ı zehirlerse kendisini alırım dedi. O'da Hazreti Hasan (Radiyallahu anhu)'ın çok sevdiği bal şerbetinin içine zehir kattı. Hazreti Hasan (Radiyallahu anhu) ölmedi, hastalandı, Tekrar bal şerbeti istedi, ailesi zehirli bal şerbetini tekrar verdi. Ölmedi biraz daha fazla hastalandı. Yine zehirli bal şerbetini içince vefat etti, şehid oldu. Hicretin 49 yahud 50 si Rebî'ul evvelinin beşinde kırk altı veya kırk yedi yaşında idi. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 719) O kadın yezidle evlendi gerdeğe girdiler. Kadın Yezid'e yaklaşmadı, geri çekildi. Yezid sebebini sordu. Kadın:

- Ben Hasan (Radiyallahu anhu)'la yatacağım zaman çok güzel, nefis bir koku, geliyordu. Seninle yatacağım zaman çok iğrenç, çirkin bir koku geliyor dedi.

Yezid bu Hasan (Radiyallahu anhu)'ın manevi tadını, benimde manevi iğrençliğimi, öğrendi. Bundan bana hayır gelmez diye hemen bıraktı. Bir rivayette de öldürttü.

Yezid; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in torunlarından Hazreti Hasan (Radiyallahu anhu)'ı zehirleterek, Hazreti Hüseyin (Radiyallahu anhu)'i de Kufe yakınlarında Kerbela'da 70 kişi ile giderken, bunun babası Ali, bizim dedelerimizi Bedir, Uhud ve Mekke'nin fethinde nasıl öldürdüyse, biz de onların intikamını alacağız diye önüne asker çıkardılar. İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu) ve 70 kişiyi şehid ettiler.

Ortada harb edecek adam, öldürecek hiç bir sebeb yok. Ancak halife ben olacağım bana tâbi olsunlar diyordu. Aslında halife olmayan, imam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'in önüne asker çıkarmaya ne hakkı var? ne hakla bunu yapıyor? Bu dîn-i mübîni kuran Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); bu dîn-i mübini kurarken Yezid'in dedeleri ve akrabaları ile çok harp etti. Onlar dîn-i mübîni kurdurmamak istiyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) dîn-i mübîni kurmak, yaşatmak istiyordu. Aralarındaki dîn davasıdır. Onlar putları  savunuyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), Allahu Teâlâ'yı dîn-i mübîni, Kur'an-ı Kerim'i vs... savunuyor.

Siz Allah'a nasıl tâbi oluyorsanız Resuluna da aynı tâbi olun. (Sure-i Enfal Ayet 46, Sure-i Nisa, Ayet 59)

Yezid; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in torunlarını kasıtlı olarak; Sadece intikam almak gayesi ile, sebebsiz yere öldürdü, şehid etti. Yezid'in müslüman olmasına imkân var mı? Bu yapılanlara göre Yezid'e Hakk vermek doğru değildir. Senin oğlunu haksız yere öldürseler onlarla barışmazsın. Yezid'e Hakk vermek Resulullah'a son derece itaatsızlık sayılır ve o kimse Resulullah'ın düşmanıdır. Hali ile bizimde düşmanımızdır.

Hazreti Hasan (Radiyallahu anhu) ve Hazreti Hüseyin (Radiyallahu anhu) çocuk iken Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den kafirlerin hecin (koşu) develeri var. Bize de koşu devesi al, onlarla yarışacağız dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in koşu devesi yoktu, yük devesi vardı. Koşu devesi koşar, yarışır. Fakat yük devesi koşamazdı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yük devesini başından kuyruğuna kadar okşadı.

- Bu sizin koşu deveniz olsun dedi. Ona binip koşu develeri ile yarışdılar. O deve koşu develerinin hepsini geçti.

Başka bir gün Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin (Radiyallahu anhu) Efendilerimiz:

- Dede bize deve al, bineceğiz, dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in o an için devesi yoktu.

- Ben sizin deveniz olayım, sırtıma binin dedi. İkisi de bindiler, Peygamberimiz dört elli yürüdü. Bunlar itiraz ettiler.

- Onların develeri düz yürümüyor giderken sağa-sola bakarak yürüyor. Sen ise bakmadan düz yürüyorsun, dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bu defa sağına-soluna bakınarak yürürken Cebrail (Aleyhis-selam) geldi.

- Allahu Teâlâ'nın selâmı var.

“Ya Muhammed! Senin ümmetin bir zaman gelecek doğudan batıya her tarafı kaplayacak.” müjdesini getirdi. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin Vaaz Bandından alınmıştır.) Çünkü  çocuklar senin üzerine binmiş, sen dört elli emekleyerek yürüyorsun. Bu Allahu Teâlâ'nın hoşuna gitti. Sağına baktığın için, ümmetin doğuyu kaplayacak. Soluna baktığın için, ümmetin batıyı kaplayacak, dedi.

Ümmü Seleme annemiz buyurdu:

Bir gün Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ağlayarak elinde bir şişe ile evime geldi. Şişe'nin içinde toprak vardı.

- Cebrail bana bu şişeyi verdi. İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'in şehid olacağı, Kerbelâ denilen yerin toprağı, bunu sakla dedi, sakladım. Bir gün geldi, şişe ağzına kadar kan dolmuştu. Bildim ki, İmam Hüseyin şehid edildi, sordum aynı gün şehid edilmişti. (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 264)

Bu edindiğimiz bilgiler ve yazılanlara göre Yezid mel'undur, dînsizdir kâfirdir. Yezid'e Lânet denilmez derler. Yezid lânetliği hak etmediği için değil, lânet kelimesine dilimiz alışmasın diye söylenmez, yoksa yezide yüzbin sefer lânet olsun.

 

Hadîs-i Şerif:

“İşte bu oğlum da [Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) imam Hüseyin'i kasd ediyor.] Irak'ta Kerbela denilen yerde şehid edilecektir. İçinizden kim buna şahid olursa ona yardım etsin.” (Ramuzu'l-Ehadîs, Hadîs No: 1514)

Bu hadîs'de apaçık Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'e yardım edin diye buyuruyor. Şimdi bazı Kur'an kursu âlimlerimiz, Yezid'e hak veriyorlar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'i tutun, onu savunun onunla beraber olun, harp edin, desin. Sen yezidi savun. Bu ne nâne bu ne turşu.”

 

“Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin'i seven tahkika (gerçekten) beni sevmiş ve onlara buğz eden (nefret edip sevmeyen) muhakkak bana buğz etmiş olur.” ((Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 141-142; Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 2402)

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e buğz eden, sevmeyen ise kafir olur. Yezid ve taraftarları; Hazreti Hasan (Radiyalahu anhu), Hazreti Hüseyin (Radiyallahu anhu) ve bütün Evlad-ı Resule Yezidler yine seksen sene düşman oldular. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye cuma hutbesinde “o turabiye lânet diye hutbe okurlardı.” Hazreti Ali'nin ismini Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Turabi diye koymuştur.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Mescid-i Nebevi'de uyuyunca vücuduna toprak yapıştığı için Ebu't-Turab dedi. Toprağın babası demektir. (Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 38 (2409), Sayfa: 314; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 700; Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 3. Menkıbe, Sayfa: 245-246)

Yezidler bunu yanlış manada kullanarak öldü, toprak oldu diye, ismini hutbede o turabiye, toprağa lânet derlerdi. Halbuki toprakta ne bitmez. Bütün mahlukat rızkını topraktan temin eder. Toprak  olmasa melekler hariç hiç bir canlı da yaşam olmaz. Hazreti Ali Ebu't-Turab ismini her isminden çok severdi. Çünkü bunu Resulullah koymuştu.

 

“Hasan ve Hüseyin'i seven kimse muhakkak beni sevmiş olur.” ((Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 2402; Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 142; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 717)

 

Dolayısı ile onları sevmeyen, onlara kin, buğuz eden, onlarla savaş eden, benimle savaş etmiş, bana karşı kin bağlamış demektir. Onlara buğuz eden, bana buğuz etmiş ve beni sevmemiştir. Karşı taraf yezidi seven, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i sevmemiştir.

Bu sözümüzden şüphe eden zamanemizdeki bazı kurs hocalarına sorsunlar:

- Kerbela cenginde İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'i katl eden Yezidîler kafir midir? değil midir? Onlar ne hakla İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu)'in önüne asker çektiler. Hilafet ve biat davası için onu bahane ederek şehid ettiler. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 721)

Muaviye (Radiyallahu anhu) ashabtır. Onun hakkında cennetlik olduğuna dair çok kuvvetli hadîsler vardır. (Sünen-i Tirmizi Cild 6, Hadîs No: 4093; Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 6; Kütüb-i Sitte, Cild 13, Hadîs No: 4478; Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 156-157)

Bir müftüye aynı konuyu sormuşlar:

- Bir insan Yezid'i sevse o biri de Yezid'i sevmese İmam Hüseyin'i sevse ne olur? Müftü şu cevabı vermiş:

- Bazısı kırmızıyı sever, bazısı yeşili sever, bazısı da beyazı sever. Herkes birbirinin sevdiğini veya sevmediğini sevmeye mecbur mudur? dediğini söylediler. O müftü de Yezidî'lerdendir. Allahu Teâlâ'nın sevdiğini sevmeye, sevmediğini sevmemeye mecburuz. Ben Musa'yı sevmem de Firavun'u severim. Ben Muhammed'i sevmemde Ebu Cehil'i severim diyenin müslüman olmasına imkân var mı? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hadîs-i Şerifinde Hazreti Hasan (Radiyallahu anhu), Hazreti Hüseyin (Radiyallahu anhu) hakkında yukarda geçtiği gibi, onlara buğz etmek, sevmemek, doğrudan cehennemliktir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), onun Cihar-ı Yar'ları ve onun torunlarıyla, Allah katında boy ölçüşmeye kimse kadir değildir. Kesinlikle Yezid; doğrudan Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) tarafından Bedir, Uhud ve Mekke'nin fethi zamanında ki savaşlarda öldürülen dedelerinin intikamını almak istiyor. Hazreti İmam Hüseyin (Radiyallahu anhu) ise islamiyeti dîn-i mübîni savunuyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sulama havuzunuzdan yabancı develeri nasıl kovuyorsanız, bende ashabıma kötü söyleyenleri öyle kovarım, buyuruyor. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 7, Hadîs No: 1067; Sünen-i Mace, Cild 10, Hadîs No: 4302)

Yezid ashab değildir. Şarab küpünün başından kalkmayan bir adamdır. Hazreti Hasan (Radiyallahu anhu) ve Hazreti Hüseyin (Radiyallahu anhu) ise ashabın büyüklerindendir ve cennetin seyyidleridir.

 

Ol cihanın fahrinin sırrına kurban olayım

Hutbe-i levlâk inen şanına kurban olayım.

Gabı Gavseyni ev ednasına kurban olayım

                            Ben anın ilm ile irfanına kurban olayım.

                            Ben anın esrar-ı mi'racına kurban olayım

 

Ol Ebu Bekr ü Ömer Osman Ali dört yârıdır.

Ol risalet bağının anlar gül-i gülzârıdır

Cümle ashabı hidayet rahının envarıdır.

                            Ben anın aline ashabına kurban olayım

                            Ben anın ashab'u ahbabına kurban olayım.

 

Ol Hasan Hazretlerine zehr içirdi ol eşkıyâ.

Hem Hüseyin oldu susuzluktan şehid-i Kerbelâ.

İkisidir asl u nesl-i cümle âl-i Mustafâ.

                            Ben anın âline evladına kurban olayım

                            Ben anın evlâd u ensabına kurban olayım.

 

Cümle ümmetten hayırlıdır o şâhın ümmeti

Ümmetine cümleden artık eder Hak rahmeti

Enbiyâ anınla buldu, bunca lütf u izzeti,

                            Ben anın lutfuna ihsanına kurban olayım

                            Ben anın envâ-i eltafına kurban olayım.

 

Her ne denlü Enbiyâ vü mürselîn kim geldiler

Ümmeti olmaklığı Hak'dan temenni kıldılar

Evliyâ ana Niyazî kulu kurban oldular.

                            Ben anın ayağının tozuna kurban olayım

                            Yoluna gidenlerin izine kurban olayım.

                                                 Niyazi MISRİ.

 

*  *  *

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:

Bu dîn gelişinde garip geldi, giderkende garip gider. (Gunyetü't-Talibin, Sayfa: 261; Marifetname, Sayfa: 497; İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Sayfa: 100; Sahih-i Müslim, Cild 1, Sayfa: 194-195)

Şimdi biz aynı o zamandayız. Dîn garip kalmış bütün müslüman cemaatleri her birisi bir belli görüşe, belli noktaya gözünü dikmiş, kendi görüşü doğrultusunda Ayet ve Hadîsleri, Hadîs-i Kudsileri değerlendiriyor. Sanki kendi görüşünün dışındaki Ayet, Hadîs-i Şerif ve Hadîs-i Kudsilerin hiç lüzumu yokmuş.

 

Hadîs-i Şerif'te:

“Hikmet mü'minin yitik malıdır, kimde ve nerde bulursa, ondan alsın” (Envarü'l,Aşıkîn, Sayfa: 434; Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 4115; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2725; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4169)

İster kendi görüşü, ister başkasının görüşü, ne olursa olsun, al kabul et.

 "Münafıkları  ümmetinin salihlerini şaşırtmak için ilim  öğrenir" Hadis-i Şerif  hakkında

Hadîs-i Şerif:

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ahir zamanda münafıklar ümmetimin salihleri ile mücadele edip onları şaşırtmak için ilim öğrenirler (Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 1104; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 436 Benzeri)

 

Her müslümanın görüşü şöyle olmalı:

Kur'an-ı Kerim ve Hadîs-i Şerif'te ne dedi okuyup, anlayıp içindekilere uyup, yapıp, o uğurda çalışması lâzımdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ahir zamanda benim ümmetim Kur'an-ı Kerim öğrenip onunla yaşamak için değil, sadece harfleri üzerinde münakaşa ederler. Veylün cehennemi onlara ve okudukları harflere olsun buyuruyor. (Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)

Kur'an-ı Kerim'de dîn ve islamiyet ya öğrenmek, ya da öğretmek gayesiyle okunur, söylenir. Sorar öğrenir,  sorar öğretir. Soran yanıltmak gayesi ile sorarsa mel'undur.

 

Hadîs-i Şerif:

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

“İmtihancılar mel'undur” buyuruyor.

Kur'an-ı Kerim'de ilmi ile amel etmeyen âlim kitap yüklü eşek gibidir. (Sure-i Cum'a, Ayet 5)

Eşeğe kitabın ağırlığından başka bir şey kalmaz.

İlmi ile amel etmeyen Alime de ilmin mes'uliyetinden başka bir şey kalmaz.

Yine ilmi ile amel etmeyen âlimin ağzına ateşten gem vurulacaktır.” (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2701; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 407, Sayfa: 257)

Her islami görüş; kendi görüşünde onbinlerce adam yetiştirir. Hepsinin görüşü ayrı ayrı olur. Bunların liderleri bir araya gelip ayetle, hadîsle birbirlerini iknâ yollu söyler, birleşirlerse islamda birlik olur. Onlar birleşmezse onbinlerin bir araya gelip birleşmesine imkân yoktur. Bu müslümanları ayet ve hadîs'in ışığı altında birleştirmek için çok başvurular yaptım. Defalarca beni ziyarete gelenlere söyledim. Herkes benim toplantıma gel, bizden öğren mahiyetinde söylüyorlar. Ama Allahu Teâlâ öyle istemiyor. Bizim Allah'ımız, Peygamberimiz, dînimiz ve kitabımız birdir. Bizde ayrılık gayrılık olmasın. Kardeşâne şekilde biz birbirimizi iknâ edelim.

Allah'ın ipine hepiniz birden sarılın, fırka fırkaya ayrılmayın. (Surei A'li İmran, Ayet 103) Allah'ın ipi de dîndir.

Tekrar ediyorum ayetle, hadîsle, iknâ yollu, dîn kardeşinin cemaatlerini düzeltmek gayesi ile, söyleyene kızmak, öfkelenmek değil, ona minnettar olmalıdır. Oda karşısındakini sadece nezaket icabı değil gerçekten dîn kardeşini ayıktırmak, düzeltmek gayesi ile söylemelidir. Çünkü Allahu Teâlâ Kur'an-ı kerim'de:

«Mü'minler ancak kardeştirler» buyuruyor. (Sure-i Hucurat, Ayet 10; Ramuzu'l-Ehadîs, Hadîs No: 2839; Riyazü's-Salihîn (Aslı ve Tercümesi), Hadîs No: 244, Sayfa: 206)

Bir kardeşin bir yolda giderken üzerine bir canavar atılsa, sende o kardeşinle küskün olsan, muhakkak ki küskünlüğü bırakır, beraber olur, canavarı öldürürsünüz. Yarın mahşer kurulacak, cehennemden çıkan zebaniler canavar gibi insanlara saldıracak. Bu dünyada beş dakika canavarın parçalamasına tahammül edemeyen, kardeşini o zebanilerden, senin koruman için Ayet ve Hadîsle, Hadîs-i Kudsîlerle sana iknâ yollu güzellikle söyleyene sakın kızma, ona sevin, seninde kalbinde kalan pürüzlerin varsa, onları karşıya iknâ için söyle.

Tekrar ediyorum, söylemek Allah rızası için, öğretmek ve öğrenmek gayesi ile olmalı, dinlemekte aynı olmalıdır.

 

Hadîs-i Şerif:

 «Mü'min mü'minin aynasıdır.» (İlahi armağan, Sayfa: 60; 500 Hadîs-i Şerif Kitabı, Hadîs No: 451, Sayfa: 367; Ramuzu'l-Ehadîs, Hadîs No: 2838)

İnsan kendi yüzündeki lekeyi göremez, karşıdaki görür.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bu hususta bu dünyada benim yanlış tarafımı görüp, benim kalbimi kırmamak için saklıyan, bana en büyük kötülüğü yapmış olur buyurur.

 

Ashabtan bir zat

- Ben Resulullah'ın zamanını gördüm. Sen Ömer olmazsan kim olursan ol. Resulullah'ın zamanına ters gelecek iş, hal, hareket yaparsan, ilk defa sana güzellikle gizli yerde söylerim. Düzelir veya beni ikna edecek bir söz söylersen vaz geçerim. Hem düzelmez, hem de beni ikna etmezsen, en sevdiğin arkadaşlarıyın yanında, en ağır bir şekilde konuşurum. Yine beni ikna eder veya fikrinden vazgeçersen, susarım. Üçüncü defa yine o yanlış hareketini yaparsan, belinden kılıcı yarı yerine kadar çekti. Vallahi seni bu kılıçla düzeltirim, dedi.

Hazreti Ömer o adamı çok sevdi. Dünyada benim en hakiki dostum sensin. Benim iyi günümde yanlış hareketimi görüp, söylemeyen, ben düştükten veya öldükten sonra Ömer'in şöyle şöyle şu kabahati vardı diyen, beni en sevmiyen kimsedir, buyurdu.

Görüşüme göre her islami lider ve adamları ile birlikte miting yapar o mitinge her islami toplum ve adamları çağırılır. Her islami lidere konuşma, söz hakkı verilir. Herkes birbirini Ayet, Hadîs, Hadîs-i Kudsîlerle ikna yollu, kardeşâne şekilde konuşur. Burada ki maksat, şahsı veya toplumu hedef almak değil, düzeltmek olmalıdır. Herkes birbirinin sözünü Ayetle, Hadîsle, Hadîs-i Kudsilerle incelesin, birbirini düzeltsin.

 

Hadîs-i Şerif'te:

Peygamberimiz (SallallahuAleyhi Vesellem):

«Ümmetimin ihtilafı rahmettir.» (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 773; Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadîs No: 4368, Benzeri; İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 218) dediği meydana çıksın.

Şimdi dîn kardeşi olarak görüşlerin Ayet ve Hadîs'lerin ışığı altında, bize ters görülen hareketlerini yazacağım. Ayetle, Hadîsle, Hadîs-i Kudsilerle banada aynı şekilde ayetle, hadîsle, Hadîs-i Kudsilerle cevap verirler, beni ikna ederlerse çok memnun olurum. Çünkü islam kardeşi olarak bizim birbirimizin nasihatlarına çok ihtiyacımız vardır.

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU