BİRİNCİ HUTBE

 

 

Bu günkü hutbemizin mevzuu; Bütün kâinatın, yaratılan her şeyin aslının ilk defa Allahu Teâlâ'nın nuru olduğudur. Bu ayetlerle sabittir. aksini iddia edenlerin sözleri boştur.

 

(Sure-i Nur, ayet 35)

“Allah yerlerin göklerin nurudur.”

İkinci; Peygamberimizin nuru: “Meseli nurihî” dediği Allah'ın nurunun bir misali vardır. O da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in nurudur.

Üçüncü: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ruhu olduğu hakkındadır.

Yaradılan hiç bir şey yok iken, bir tek Allahu Teâlâ vardı. Allahu Teâlâ Hadîs-i Kudsisinde şöyle buyuruyor:

«Küntü kenzen mahfiyyen fegad arafeke felaktul halk»

«Ben bir gizli hazine idim, istedim ki bilineyim.» (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 19)

Allahu Teâlâ kendinin bilinmesi için, bütün yaratılan kâinatı, her şeyi yarattı.

 

Hadîs-i Kudsi:

«Benden bir sevgi zuhur etti. O sevgiden kendi nurumdan Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'in nurunu yarattım»

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ikiyüz kadar ismi var. Bir ismi «hakikatül hakayıktır.» Yani bütün hakikatların hakikatı demektir.

Herşeyin aslı, kökü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e dayanır. O da Allah'ın nuruna dayanır. Buna Bakabillahda denir.

Allahu Teâlâ'nın nurundan, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in nuru, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in nurundan, Peygamberimiz'in ruhu, peygamberimizin ruhundan, bütün mükevvenat yaratıldı. Her şeyin aslı, kökü ilk defa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e daha evvel Allahu Teâlâ'ya dayanır.

«Allah her şeyi çift yaratmıştır.” (Sure-i Zariyat, Ayet 49; Sure-i Nebe, Ayet 8)

Bu nur ikidir, bu da çifttir. Allahu Teâlâ; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i özel, (hassas) kendi nurundan yaratmıştır. Denizden en kıymetli sedef çıkarılır. O sedefi kırarlar içinden daha çok çok kıymetli, dür çıkar. Mevlid-i Şerif'te bunu şöyle dile getiriyor:

 

«Ol sedeften doğdu ol dür danesi»

 

Annesi büyük sedef, karnındaki doğan ondan çok çok kıymetli dür'dür. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir.

Birincisi: Peygamberimizin Allahu Teâlâ'dan aldığı nurdur.

İkincisi: Adem (Aleyhis-selam)'ın alnında parlayan, Havva anamıza, Şid (Aleyhis-selam)'e ve peygamber peygamber alınlarında parlayan ve en son peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e gelen nurdur.

 

Hadîs-i Şerif:

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sordular:

- Ya Resulullah! En evvel Allah neyi yarattı?

- En evvel Allah sizin Nebinizin nurunu yarattı. (Siyer-i Nebi, Cild 1, Sayfa: 31)

Yunus Emre Hazretleri de kasidesinde şöyle buyuruyor:

 

              Kendi nurumdan yarattım ben onu

              Aşık oldum ona hem dünü günü

              Neylerem ben onsuz iki cihanı

              Benim Muhammedim nurdan Ahmed'im.

 

O nuru dörde böldü. Üç parçasından ay, güneş, yıldızlar bu dünya melekler, onsekizbin âlem, cennet, cehennem, hasılı yaratılan her şey, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yüzü, gözü hürmetine yaratıldı.

O nurun bir parçasından da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ruhunu yarattı. Peygamberimizin 200 kadar isminden birisi de Ebel Ervahtır. Yani ruhlar babası demektir. Adem (Aleyhis-selam)'in de bütün hepimizinde ruhumuzun babası Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir.

Allahu Teâlâ kendi nurundan yarattığı o ruha «Beni zikret» diye emretti.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:

 

Hadîs-i Şerif:

Benim ruhum bir fennus içerisinde Allahu Teâlâ'nın 99 ismiyle Allahu Teâlâ'yı zikretti. Rahman ismine gelince Rahmaniyetinden utandı, terledi. Terinden damlalar düştü. Düşen her damla bizim ruhlarımız oldu.

Buna dair Kur'an-ı Kerim'de:

«Ben sizin Rabbiniz değil miyim?»

Ruhların hepsi birden ve melekler:

«Beli! Ya Rabbi sen bizim Rabbimizsin, dediler.» (Sure-i Araf, Ayet 172)

O zamana kadar dünya, yıldızlar ay, güneş hepsi duruyordu. O sözün verdiği aşkla hepsi birden devran edip, dönmeye başladılar ve kıyamete kadar bu dönme devam eder.

Zamanımızda bazı kimselerin ruhları secde etti, bazısı etmedi, ikinci, üçüncü emirde secde etti veya hiç etmedi derler. Bunlar bütün bütüne Kur'an-ı Kerim'e terstir. Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de:

 

“Bütün melekler hep birden secde ettiler. Fakat iblis, secde edenlerle beraber secde etmekten kaçındı.” (Sure-i Hicr, Ayet 30-31)

 

Hepsi secde etti, yalnız iblis secde etmedi diye buyuruyor.

Biz Allah'ın sözüne bakacağız, secde etmeyenler var diyenlerin sözlerine bakmayacağız. Ayetsiz, Hadîssiz, delilsiz secde eden var, etmeyen var dediklerine inanmayın. Allah'ın sözüne inanın.

Cebrail (Aleyhis-selam) secde etmemişte Hazreti Ebu Bekir boynuna basmış secde ettirmiş derler. Bu sözler Kur'an-ı Kerim'e terstir. Bunlar Kur'an-ı Kerim'in manasını bilerek söylüyorsa küfre varırlar. Bilmeyerek söylüyorsa günahkâr olurlar. Çünkü Kur'an-ı Kerim'e, Allahu Teâlâ'nın sözüne ters konuştuklarından dolayı küfre varırlar. Kur'an-ı Kerim'in bir suresinin bir kelimesini inkâr edip aksini konuşan küfre varır, kafir olur.

Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de hepsi secde etti, yalnız iblis etmedi desin. Bunlarda şu secde etmedi, bu secde etmedi, boynuna bastı, secde ettirdi, derler. Mektebte bile birisinin sözü veya öğretmesi ile yazana kopya çekti derler. Onu kabul etmezlerde zorla secde edeni Allahu Teâlâ kabul eder mi?

Münafıkların abdesti namazı, orucu, haccı, zekatı hepsi tamam. Allahu Teâlâ'nın sözü olan Kur'an-ı Kerim'e, Hadîs-i Kudsilere Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sözü olan Hadîsi Şeriflere tam inanmadıklarından dolayı münafık oldular. Şimdi de aynı olur.

Bu tür insanların çok tövbe ve istiğfar etmeleri lâzımdır. Bilmeyerek söyleyenler bilmediğinden ve rastgele söylediğinden dolayı günahkâr olur. Mevlana'ya babasının boynuna basarak secde ettirdi diye iftira ederler. Halbuki bu söz yanlıştır. Doğrusu şöyledir:

Mevlâna bir gün babasıyla birlikte gidiyorlardı. Babası önde kendi arkada giderlerken hürmetin Mevlâna'nın babasına yapılmayıp Mevlâna'ya yapıldığını gören bir zat bu duruma güldü. Niye güldüğünü sorduklarında o zat:

- Bir deniz bir gölün arkasına düşmüş gidiyor.

- Deniz kim, göl kim? diye sordular. O zat:

- Deniz Mevlana, göl babasıdır dedi.  Bu durumu Mevlanâ'nın babasına anlattılar. Babası:

- Madem ki o deniz, ben gölüm onu benim kabrime yakın defnetmeyin, getirmeyin diye vasiyet etmişti.

Mevlâna ölünce; vasiyetini unuttular, getirip babasının kabrine yakın yere defn edince, babası ayağa kalkmış, ayağa kalktığı tam kesin bir rivayet değil, eğer kalktıysa muhakkak bunun için kalkmıştır.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:

Dinin afatı üçtür:

1- İlmi ile amel etmeyen âlimler

2- Bilirim zanında olup bilmeden yanlış fetva veren, dîn hususunda içtihat yapan, cahil sofulardır. Bunların yaptığı içtihadın Kur'an'a, Hadîse, ters geldiğinden haberi yok bilmezler, bilmediklerini de bilmezler. Bilirim zannında olurlar.

3- Bir de zalim, gaddar beylerdir. (Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 4, Sayfa: 17)

Zaman ahir zaman, her olur olmazın sözüne bakmayın. Herkesten sözünün doğruluğuna dair Ayet, Hadîs-i Kudsî, Hadîs-i Şerif isteyin.

Allahu Teâlâ bizleri o sevgili habibinin yolundan, izinden, bu dünyada himmeti maneviyatından, ahirette komşuluk şefaatından ayırmasın. (Amin.) Allahu Teâlâ kendisine hakkıyla kul olmak, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e hakkıyla ümmet olmak, dîn büyüklerimizle birlikte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Cennetül Firdevs'te ve Cenneti Naimde ebedi komşu olmak nasib eyle ya Rabbi! (Amin).

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU