DÖRDÜNCÜ HUTBE
Bu günkü hutbemizin
mevzuu Adem (Aleyhis-selam)'ın yaratılışı, yaşamı, kendinden sonra zürriyetinin
devam etmesi, ruh ve nefs hakkındadır.
Ben Adem'e kendi
ruhumdan ruh verdim (Sure-i Secde, ayet 9; Envarü'l-Aşikîn, Sayfa: 40)
Adem (Aleyhis-selam)'ın duasının kabulü:
- O Muhammed hürmetine beni affet diye dua etti. Allahu
Teâlâ:
- Sen onu ne biliyorsun? Adem (Aleyhis-selam):
- Sen beni yaratınca Levh-i Mahfuza baktım. İsminle beraber
Muhammed ismi yazılıydı. Senin yanında çok sevgili olmasa isminle beraber
ismini yazmazsın dedim ve o Muhammed hürmetine beni affet dedim.
(Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 43) Adem (Aleyhis-selam) yaratılmazdan evvel iblis
meleklere hocalık yapıyordu. İblisin adı o zamanda Ezazildi. Bu hocalık yaptığı
meleklerin içinde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e her şeyi öğreten
Cebrail (Aleyhis-selam)'de vardı. İblis kalbinden:
- Ben saadeti
ezeliyeme kavuştum. Herkes için bu makamdan düşmek var, benim için düşmek yok»
diyordu.
Bu kadar büyük
ilmine mağrurlanarak melekleri küçümseyip, kendini büyük görmesini, Allahu
Teâlâ iyi görmedi. Allahu Teâlâ kalbine büyüklük getirenleri sevmez. Kalbini,
gönlünü engin tutanları sever.
Allahu Teâlâ bu
hususta iblisi imtihan etmek istedi. Cebrail (Aleyhis-selam)'e dünyanın her
yerinden ve Kâbe'nin yerinden toprak aldırdı. İnsan süretinde kalıbını
düzdürdü, yalnız can yoktu.
Adem (Aleyhis-selam)
dirildi. Allahu Teâlâ Adem (Aleyhis-selam)'e, ne iblise, ne Cebrail'e, ne
meleklere, ne de bütün peygamberlere vermediği safiyye ilmini verdi. Allahu Teâlâ:
- Ya Adem! Benim esmalarımı say.. (Sure-i
Bakara, Ayet 33)
Ne Cebrail'in, ne iblisin, ne de hiç kimsenin
bilmediği Esma'ül-Hüsnaları mazharlarıyla, Adem (Aleyhis-selam) saymaya
başladı. Meleklerin hepsi hayran kaldı. O sebebten Adem (Aleyhis-selam)'e bütün
melâikeler çok saygı gösterdi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
miraçta:
- Ya Rabbi! Sen Ademe safiyye ilmini verdin,
karşılığında bana ne verdin?» diye sordu.
Allahu Teâlâ:
- Sana Adem'in ilminden fazla safiyye ilmini
verdim. Adem de safiyye ilmi var, evlatlarında yok, ama senin evladında da bu
ilim olacak buyurdu.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
Mariye isimli cariyesinden doğan İbrahim isimli 15 yaşındaki oğluna, Hazreti
Osman (Radiyallahu anhu) esmaları saydırıyordu. Adem (Aleyhis-selam)'ın
melâikelere saydığı gibi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in oğlu
İbrahim, Hazreti Osman'a ve çocuklara Esma'ül-Hüsna'yı mazharlarıyla saymaya
başladı.
Hazreti Osman (Radiyallahu anhu):
- Bunları bir baban bilir, bir de sen bilirsin.
Ben sana ancak harf öğretirim, ilim öğretemem dedi.
Meleklerin Adem (Aleyhis-selam)'e hayran
kaldıkları gibi, Hazreti Osman (Radiyallahu anhu); Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in oğlu İbrahim'in, esmaları mazharlarıyla saymasına hayran
kaldı.
İblis; Adem (Aleyhis-selam)'deki bu ilme ve
meleklerin Adem (Aleyhis-selam)'e gösterdiği bu saygıyı kıskandı. Allahu Teâlâ
iblisin yani Ezazil'in kalbinden geçenleri bildiği için Adem (Aleyhis-selam)'e
secde etmelerini Allahu Teâlâ emretti. Kur'an-ı Kerim'de:
«Bütün melâikelerin hepsi secde etti. Yalnız
iblis secde etmedi.» (Sure-i Hicr, Ayet 30-31)
Ruhlarımızı Allahu Teâlâ yarattığında onlardan
ahd aldı.
«Ben sizin Rabbınız
değil miyim?» Ruhların hepsi birden:«Beli ya Rabbi. Sen bizim Rabb'ımızsın dediler. Hiç bir tanesi
red etmedi.» (Sure-i Araf, Ayet 172)
Bir insana sorsalar;
- Sen ne zamandan beri müslümansın? diyecek ki:
- Gâlû belâdan beri müslümanım.
- Gâlû belâ ne demektir?
- Allahu Teâlâ'nın Ben sizin Rabb'ınız değil
miyim? hitabının cevabıdır.
- Beli doğru sen bizim Rabbımızsın dedik. O
zamanda söz verdik. O zamandan beri müslümanız demesi lazımdır.
Kur'an'da ruhul kudüs ile teyid ettik, benim
ruhum Allahu Teâlâ'ya secde etti. O zamandan beri müslümanız deriz. Ama
açıklanması olmaz. Onun her şeyi Allahu Teâlâ tarafından bilinir.
Allahu Teâlâ Rûh-u Sultanimizi kuvvetlendirsin
ve bizim Cennete, Cemale, Didara kavuşmamıza yardım etsin. (Amin)
Ruh'ta nefis, şeytan yoktur. İnsanı azdıran nefs
ve şeytandır. O zamanda nefs, şeytan olmadığına göre secde eden var, etmeyen
var dedikleri yanlıştır.
Allahu Teâlâ'nın emrine; nefis, şeytan olmayınca
neyle insanı kandırıp asi getirecektir.
Ruh Allah'tan gelme,
Allah'tan bir parçadır. O yanıldı demek Allahu Teâlâ'ya karşı söylenmiş olur.
Yani Allah yanıldı demek olur, Allah yanıldı demekte Allah'a acizlik isbat
etmektir. Allah'a acizlik ise doğrudan küfürdür.
İnsanda ruh var,
şeytan ve nefis'te var. İnsan kendi Rûh-u Sultanisine uymayıp nefsinin,
şeytanın arkasına düştüğünden dolayı yanılıyor. Bu neye benzer; bir atın
yularından tutarsın, kendini zapt edemezsin, seni istediği yere çeker, götürür.
Yoksa ruhun azması değildir.
İblis; Adem
(Aleyhis-selam)'e secde etmeyince Allahu Teâlâ İblis-i cennetten kovdu ve lânet
tokunu giydirdi. (Sure-i Araf, Ayet 13, 18)
İblis cennetten
kovulunca Adem (Aleyhis-selam)'ı de cennetten çıkarmak için fırsat kolluyordu.
Cennetin kapısından çıkan Tavus kuşu ile yılanı gördü. Onlara siz cennetten
kovulacaksınız Adem de kovulacak, beni cennete girdirirseniz, ben ona kolayını
öğretirim. Siz de, Adem de cennetten kovulmazsınız diye yemin etti.
İblis sihirle bir boncuk oldu. Tavus kuşu o
boncuğu ağzına aldı. Havva anamıza getirdi. İblis orada tekrar insan oldu.
Havva anamıza, siz bu ağaçtan yemezseniz, muhakkak kovulacaksınız dedi ve
yedirdi. Allahu Teâlâ o ağaçtan yemelerini yasaklamıştı (Sure-i Araf, Ayet 19;
Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 40) O ağaç buğday ağacıdır.
Adem (Aleyhis-selam) geldi. Havva annemiz
yasaklanan ağaçtan yediğini söyleyince, O'da Havva cennetten kovulacak, ben
ondan ayrılacağım dedi ve ondan ayrılmamak için Adem de o ağaçtan yedi.
Allahu Teâlâ Tavus kuşu, Yılan, İblis, Adem ve
Havva hepsini cennetten kovdu, dünyaya geldiler. (Sure-i Araf, Ayet 24-25)
Hepiniz birbirinize düşman olarak çıkın (Sure-i
Araf, Ayet 24) ayeti geldi.
Adem (Aleyhis-selam) Hindistan'da Serendip
dağına, Havva Anamız Cidde'ye indi. Birbirlerinden ayrı düşünce ağlayarak
birbirlerini aradılar. Kur'an'da Adem (Aleyhis-selam):
«Ya Rabbi! Biz kendi nefsimize zulmettik. Sen
bize acımazsan biz zarar ve ziyan çekenlerden oluruz diye ağladı. (Sure-i Araf,
Ayet 23) Adem (Aleyhis-selâm) tövbesinin kabul olması için ayrı ayrı
rivayetlere göre otuz sene, yüz sene, üç yüz sene ağladı, yukarı ayetteki gibi
yalvardı, tövbesi kabul oldu. Arafat dağında tevbesi kabul olduğu için orada
bütün dualar kabul olur.
Adem (Aleyhis-selam)'in kovulduğunda ki yüzünün
siyahlığı gitti ve çok güzel bembeyaz oldu.
Allah'ım bizim hepimizin de tövbelerini kabul etsin. (amin)
Adem (Aleyhis-selam) ile Havva anamız; her biri
Arafat dağının bir tarafından çıkarak, Arafat dağının başında buluştular.
Araplar orada düğünde çalınan gılili zılgıdı
çalarlar. Lilili diye niye çağırıyorsunuz diye sorduk. Adem'le Havva'nın
düğününü yapıyoruz dediler.
Adem (Aleyhis-selam)'in dünyadaki yaşı ikibin
yıldır. Havva Anamız, her sene bir kız bir erkek çocuğu dünyaya getirdi. Allahu
Teâlâ Adem (Aleyhis-selam)'e bu sene ki doğan kız ile, gelecek sene doğacak
erkeği evlendir dedi. Adem (Aleyhis-selam) öyle yaptı. Dünya yüzünde çabuk
türediler.
Allahu Teâlâ Hadîs-i Kudsisinde:
«Tövbe eden adam hiç günah işlememiş gibi olur»
buyuruyor. (Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 4143)
Ayet-i Kerime:
«Hakkıyla tövbe edenin birikmiş olan günahlarını
affetmeden başka sevaba çeviririm» buyuruyor. (Sure-i Furkan, Ayet 70) Adem
(Aleyhis-selam)'ın de hem günahı af oldu, hem de günahı sevaba çevrildi.
Allahu Teâlâ cümlemizin günahını affetsin ve
sevaba çevirsin. (Amin)
Bir insan dese ki: Benim abdestim, namazım,
orucum, zekatım, haccım hepsi var, fazlasıyla da yaparım. Kur'an-ı Kerim'in tümüne
inanırım. Sadece Kur'an-ı Kerim'de melek var diyor. Bir tek gözümle görmediğim
için meleğe inanmam dese abdesti, namazı, orucu, zekatı, haccı bütün ibadetleri
yaptığı iyi amellerin hepsi Allah tarafından iptal olur, imansız gider. Ebedi
cehennemden çıkmaz. Yeryüzündeki bulunan müslümanların hepsi Allahu Teâlâ'ya
bir çeşit inanmaya mecburdur. Başka bir çeşit inanan kafir olur. Ne kadar çok
ibadeti ameli de olsa, yeryüzündeki bulunan müslümanların hepsi Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e Cihar-ı Yarlara, ashaba bir çeşit inanmaya
mecburdur. Başka bir çeşit inanan kafir olur.
Birinci: Kendisi kafir olur, kafir olduğunu
bilmez. Allahu Teâlâ'nın ismini zikr eden zakirlere, zikrinden dolayı aleyhinde
atar, kötü söyler.
Sen ne biliyorsun; Onun zikrini Allahu Teâlâ
kabul etmişse ve beğenmişse, senin mahşerde halin nice olur? Nitekim
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) gençliğinde koyun yayar, görünüşü
fakir, hor, horaf. O zaman aleyhinde atanlar, daha sonra bunu baş kakıncı yapar
gibi söyleyenler, iman etmeyenler, kafir oldular.
Veysel Garani, Musa (Aleyhis-selam), İbrahim
(Aleyhis-selâm) vs.. bunların hepsi çobanlık yaptı. Onları hor görüp aleyhinde
atanlar küfre vardılar. Çobanlık yapan bir kimseye Allahu Teâlâ'yı zikr etmek
kolay olur. Kalbi çabuk nurlanır. Kibir, gurur, gelmez ve çabuk yetişir.
Issızda kılınan namaz, Ka'be'de kılınandan
makbuldür. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 644, Sayfa: 553)
İkinci:
Küfre varanlar:
Bir insan yaşlı olur, evlenmek ister. Buna bundan
sonra hanımın ne gereği var, niçin evleniyor diye aleyhinde atar, dedikodu
yaparlar. Bu gibilerde Allahu Teâlâ'ya asidir. Sen ne biliyorsun? Allahu Teâlâ
onlardan temiz islama yarayışlı büyük bir zat nesil dünyaya getirecek
ise...Allah'ın işine niçin karışıyorsun? Nitekim konuşanlar kafir oldular.
Firavun: İlk defa kadınları erkeklerle
birleştirmemek, çocuk yapmamak için uğraştı, engel olamadı. Bu sefer doğan
erkek çocuklarını kestirdi. Kureyş müşrikleri; onlarda doğan kız çocuklarını,
başka bir erkeğe karılık yapacak diye kuma gömerek öldürdü. Allahu Teâlâ'nın
ilerde o çocuklardan dünyaya nesil getirmesine engel oldular, kafir oldular. Sen ne
biliyorsun? Belki bu yaşlı kimse evlenirse, bundan da temiz bir nesil, hayırlı
bir evlat, doğacak bunu dedikodu ediyor, aleyhinde atıyorsun. Bu da gizli
küfürdür. Hasılı Allah'ın yaptığına, yapacağına, doğan çocuğa, doğacak çocuğa
engel olmak, aynıdır.
* * *
Arkasında
namaz kılınmayacak bazı kimseler vardır. Bunlardan;
Birincisi Kur'an-ı Kerim'i Allah rızası için
değil, başka gaye için okuyanların, itikadı bozuk kimsenin, arkasında namaz
kılınmaz. İtikadı Kur'an-ı Kerim'in bir harfine itiraz ederse, arkasında namaz
kılınmaz. Kur'an-ı Kerim başka söylüyor, kendi başka söylüyor.
Yine arkasında namaz kılınmayacak ilm-i kârın
olanlar ailesini başka erkeklerle temas ettiğini görür, boşamaz kabul eder.
Bunlara diğer bir deyimle deyyus denir.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:
“Üç
kişi vardır. Kıyamet günü Allah onlara nazar etmez.
1-
Anne ve babasının hukukuna riayet etmeyen kimse.
2-
Erkekleşen kadın.
3- Deyyus Kimse (Kaltaban, Pezevenk) [Kütüb-i
Sitte, Cild 16, Hadîs No: 5875; Tam İlmihal, (Saadeti Ebediyye), Sayfa: 887]
Kur'an-ı Kerim'i Allah için değil çıkarı,
menfaati için okuyanlar, insanlardan bir
şeyler bekleyerek okuyanlar, Kur'an-ı Kerim'e inanmayarak okuyanların,
arkalarında namaz kılınmaz. Kıraatı, tecvidi ilmi her ne kadar düzgün de olsa
yine kılınmaz. İçki haram deyip gizli içenin arkasında mecbur kalırsan, namaz
kılınır. İçkiye helâl diyenin kendisi içmesede arkasında katiyyen namaz
kılınmaz. Çünkü içki içenlerin günahı kendinedir. Sarhoşluğu gider, tevbe
istiğfar eder ve namazı kabul olur. İçkiye helâl diyen içmezse de Allah'ın
yasakladığını emr ettiği için arkasında namaz kılınmaz. Tevbe istiğfarı o
birinden zor kabul olur.
Hadîs-i
Şerif:
«İmam
facirse de uyun.» (Sünen-i Ebu Davud, Cild 2, Hadîs No: 594)
Allahu Teâlâ'nın emirlerinin aksini iddia etmek
küfürdür. Onun arkasında da namaz kılınmaz. Ama Allahu Teâlâ'nın emrini, yasağını
söyler, kendi Allahu Teala'nın emrine, yasağına uymazsa, başkada imam
bulunmazsa, onun arkasında kılarsın. Verdiği fetva umuma ait, yaptığı günah,
kendine aittir.
İkincisi; itikat bozukluğu demek:
Kur'an-ı Kerim'de
Allahu Teâlâ'nın sözü olan ayetlerin aksini iddia etmek ve yapmaktır. Kur'an-ı
Kerim'de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in, Cihar-ı Yar'ın,
ashabının elinden tutup, biat edenleri ayrı ayrı öven ayetler, gayet çoktur.
Allahu Teâlâ
tarafından ayetle övülen, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i, Hazreti
Ali (Radiyallahu anhu)'yi ve onun evlatlarına kıymet vermeyenler, hatta
aleyhlerinde atanlar, Yezidlerdir. Yezid'e yezid haklıdır, Yezid Hazretleri
deyip onu hutbede övenlerin arkasında bu ayetlere karşı geldikleri için namaz kılınmaz.
Bu da âlimlerimizin içinde çoktur.
Kerbelâ'da şehid
edilen Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in torunu İmam Hüseyin mi
haklı, Yezid mi haklı? diye sorsan, Yezid kâfirdir, haksızdır diyemezler.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) ve evlatlarını öven
ayetler vardır. Hadîsler vardır. Yezidi
öven bir ayet ve bir hadîs yoktur. Yezid'in bu kötülükleri yapacağına dair
hadîslerde vardır.
“Benim bu oğlum
Kerbelâ denilen yerde şehid düşecek. Kim
orda olursa ona yardım etsin.” (Şevahidün Nübüvve, Sayfa: 246, Benzeri)
Böyle olduğu halde zamanımızda hutbede Yezidi bu
tip âlimler övünce müslüman halk tarafından büyük tepkiye uğradılar. Tepkiden
korktukları için Yezid'i övmeyi terkettiler. Ama yine de hutbede vaazda Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'i, Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'yi ve evlatlarını layıkı veçhile övme değil,
bahsetmezler bile. Bahsetselerde küçümser vaziyette bahsederler. Bu zihniyette
olanların ölçüsü Yezid'e Yezid Hazretleri demelerindendir.
Bunların Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e ve Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye düşmanlıklarının sebebi ise
Bedir, Uhud cenginde ve Mekke'nin fethinde Yezid'in dedelerinin ve
akrabalarının çoğu Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) tarafından öldürülmüştü. Bu
savaşları yapan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir. Onun için
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i övmezler, Hazreti Ali (Radiyallahu
anhu) ve evlatlarını hiç sevmezler.
Bu Dîn-i mübîni kuran Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'dir. Allahu Teala'nın Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'yi öğen
Ayetlerden, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu)'yi öven hadîslerindan bazıları aşağıdadır.
(Sure-i Bakara, Ayet 274)
“Gece-gündüz,
açık gizli mallarını sarfedenlerin mükafatlarını Rabb'leri verecektir. Onlara
korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
Hadîs-i Şerif:
“Ben ilmin
şehriyim Ali kapısıdır.” (Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi),
17. Menkıbe, Sayfa: 275)
Hadîs-i Şerif:
“Benim livâ'ül
hamd sancağımı mahşerde önümde taşıyacak Ali'dir.” [Dört Büyük Halife kitabı,
Şemsüddîn Ahmed Efendi, Sayfa: 275)]
Hadîs-i Şerif:
“Ali'nin yüzüne
bakmak ibadettir.” (Kenzü'l-İrfan, Sayfa: 137)
Hadîs-i Şerif:
“Haklıyı
haksızı benden sonra en iyi seçen içinizde Ebu Talib'in oğlu Ali'dir, ondan
ayrılmayın.” [Ramuzu'l-Ehadîs, Hadîs No: 3769; Berika, Cild 2, Sayfa: 90,
Benzeri.)
Hadîs-i Şerif:
“Haza Seyyidül Arap”
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'yi göstererek:
- Bu gelen
Arabın efendisidir (Berika, Cild 2, Sayfa: 90, Hayatü's-Sahabe, Cild 2, Sayfa:
476) diye Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'yi gösterdi. Yanındakiler:
- Ya Resûlullah
Arabın Efendisi sen değil misin? diye sorduğumuzda Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem):
- Ali arabın
efendisi ben ise bütün âlemlerin insin ve cinnin efendisiyim diye buyurdu.
Hadîs-i Şerif:
“İki şeye aklım
yetmedi biri Ali'nin sırrı, biri arının sırrı.” (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir
Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)
Sır, Ali sırrı dedikleri bu hadîs-i şerife göre
kalmıştır.